Bir cinayetin anatomisi*

Vücudun ön yüzündeki yaralanmaların yüksekten düşmeyle meydana gelmiş olması mümkün değil. Süleyman Cihan’ın farklı zamanlarda, yüz, boyun, koltuk altları, el, kalça ve yanlarına dönük darbeler aldığı ve kaba dayağa maruz kaldığı söylenebilir. Yaralarından, falaka, elektik ve Filistin askısı işkencelerine de maruz kaldığı görülüyor. Ayrıca, ölümünden sonra yüksekten atıldığı da kesin.”

İşkenceyi belgeleyen bu raporun öznesi, Süleyman Cihan. Öldürülmesiyle ilgili soruşturma 31 yıl sonra açıldı, 2,5 yıl beş savcı dolaştıktan sonra “zamanaşımından” kapatıldı. Kardeşi Ahmet Cihan ile konuştum, “2,5 yıl soruşturma yapıyoruz diye oyaladılar, önce çeteler hapisten bırakıldı, siyasi ortam müsait olduğunda da bu davaları peş peşe düşürmeye başladılar. Devletin arkasında olduğu bir cinayet bu. Zamanaşımı da dosyayı kapatmanın hukuki kılıfı” dedi.

12 Eylül, Susurluk, Ergenekon

Süleyman Cihan 28 Temmuz 1981’de, Edirne’den İstanbul’a giderken otobüsten indirilerek gözaltına alındı. 30 Temmuz’da, yer göstermeye götürüldüğü Kadıköy Bostancı’da bir apartmanın altıncı katından atlayarak intihar ettiği şeklinde tutanak tutuldu. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı Cihan’ın ölümünü şüpheli bulup soruşturma açtı ancak dosya 24 saat dolmadan İstanbul Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’na gönderildi. Askeri savcılık dosyayı kapattı.

Babası Ağa Cihan, bu karara 25 Aralık 1985’te itiraz etti. Bu kez de İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi, İstanbul’da sıkıyönetim kaldırıldığı için “yetkisizlik” kararı verdi. Dosyanın gönderildiği Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’ne göreyse “ortada araştırılacak şüpheli bir ölüm yoktu.”

Cihan’ı Mehmet Ağar ve ekibi katletti. O gün apartmanda olan, Bostancı Emniyet Başkomiserliği’nde görevli polis memuru İbrahim Şahin önce Susurluk, sonra Ergenekon sanığı olarak karşımıza çıktı. Cihan’ın ölüm emrini veren dönemin İstanbul Emniyet 2. Şube Müdürü Mehmet Ağar ise Emniyet Müdürlüğü’ne terfi etti, Adalet ve İçişleri Bakanlığı yaptı, “Susurluk sanığı” oldu.

Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, 13 Nisan 2012’de bir rapor hazırladı. Yukarıda alıntıladığım bu rapor ile Cihan’ın işkence sonucu, apartmandan atılmadan önce öldürülmüş olduğu kanıtlandı. Bu raporla Ahmet Cihan’ın, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın “yargılandığı” davaya müdahillik talebi kabul edildi. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi de olayın “intihar değil işkence olduğunu” 2012 yılında kabul etmiş oldu.

Bu kararın ardından ailesi, Kadıköy Savcılığı’na yine başvurdu, ölümün soruşturulmasını istedi. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcıvekili Ahmet Tayfun Balyemez başvuruyla ilgili yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Çünkü Balyemez’e göre Süleyman Cihan Kadıköy’de değil İstanbul Emniyet Müdürlüğü 1. Şube’de öldürülmüştü, yetkili de Avrupa yakasındaki savcılıktı. Balyemez’in dosyayı gönderdiği İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Öz de 3 Temmuz 2014’te yetkisizlik kararı verdi. Öz’e göre de Cihan’ın cesedi Kadıköy’de bulunduğundan yetkili savcılık Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’ydı.

12 Eylül darbesinin öldürdüğü Süleyman Cihan’ın cinayetini Türkiye’de hiçbir savcılık soruşturamıyordu. Son karar 18 Eylül 2014’te geldi. Anadolu Cumhuriyet Savcılığı, “Cihan, polisler tarafından işkenceyle öldürülmüş bile olsa” olayın zamanaşımına uğradığına hükmetti. Aynı zamanda avukat olan Ahmet Cihan mücadelesinden vazgeçmiyor, takipsizlik kararına itiraz etti. Sonucu hep birlikte göreceğiz, siyasi mi olacak, hukuki mi?

* Otto Preminger’in 

1959 yapımı filmi.

En Çok Okunan Haberler