Bir ‘deli dana’ öyküsü: Ferdinand’ın askerleriyiz

ERK ACARER erkacarer@birgun.net @eacarer

“Kayışı kopardı” diyen de oldu, artık hem Haluk Levent’in hem de kurtardığı Ferdinand’ın askeriyiz” diye coşan da… Malum mesele; Kurban Bayramı’nın 1. günü Rize’deki hayvan pazarından, 5 metre yüksekten atlayıp denize kaçan dana, bayramın son günü Trabzon’un Sürmene ilçesinden çıktı. Yaşam hakkını söke söke aldı. Dananın değişen kaderinin cilasını ise sanatçı Haluk Levent attı. Böylece; toplum olarak “Neden sanat?” sorusundan, “Neden dana?” sorusuna savrulduk…

İnsanın zengin arkadaşları olunca…
“Ekranda görüp, haberi okudukça içimde beni hüzne boğan bir duygu belirdi. Sanki bir şeyleri hissetmiş, kaçmış ve günlerce ortalıktan kaybolmuş… Bu durumdan sonra kesilmesi ve ölüme yollanması içimi acıtırdı. Sahiplenmek, ona bakmak istedim. Adını Ferdinand koydum. Bir çizgi film karakterinin adı. O da kaçıyordu.”


Haluk Levent, dananın peşine şöyle düşüyor: “Trabzon’da haberi takip eden bir gazeteci arkadaşımı aradım. ‘Ne olur sonuna kadar takip et, araştır. Nereye gittiyse, kim aldıysa, sahipleri kimse irtibat kur, ne yap, ne et onu bul’ dedim. Çocukluğumdan bilirim; hayvancılıkla uğraşanlar bir koyun, bir dana hastalanmış ya da çok yorgun düşmüşse onu kesmezler. Ben de bu kadar yorgun düşmüş dananın kesilmeyeceğini biliyordum. Sahiplerini bulduk. Telefon görüşmesi yaptık. Onu, 14 bin TL karşılığında aldık. Parayı da bir arkadaşlarıma ödettim. İnsanın zengin arkadaşları olacak bu hayatta.”

Gülüyoruz…

Geçmişe yetişiyorum”
Derdi, sadece ‘deli dana’ değil. Levent, ülke sorunlarına duyarlı… Herhalde temelinde vicdan var…
“Siz, vicdan ya da sevgi” olarak söz edebilirdiniz. Ben daha çok kaybedilmiş yılların geri kazanımı olarak adlandırıyorum” diyor: “Geçmişte başımda olan dertlerle, sorunlarla uğraşmaktan hislerimi ortaya çıkaramadım. ‘Bu iyi duyguları; çocuklar ve hastalar için kullanacağım’ diye kendime söz vermiştim. Fakat hatalarımdan dolayı, ekonomik sıkıntılar yaşadım. Bana yakışmayan ilişkiler kurdum. Tefeciler, borç senetleri… Bunları ödemeyince de icra dosyalarından aralıklı olarak, kısa sürelerle cezaevlerine girdim. İşte bu yıllar, kaybedilmiş yıllardır. Elbette o yıllardan çok beslendim. Şimdi ise her attığım adımda, geçmişte yapamadıklarıma yetişmeye çalışıyorum. Bu benim görevim.”

Her kesimden sevenim var, rol model olma kaygım yok
Belki de her kesimden seveninin olmasını bu özveri ve samimiyete borçlu…
“Takipçilerim arasında bir istatistik yapmıştım” diye aktarıyor: “Kendisini sosyal demokrat, Atatürkçü olarak tanımlayanlar çoğunlukta. Ancak hiç azımsanmayacak ölçülerde iktidar partisinden, ülkücülerden ve HDP’den de takipçilerim var. Onlarla ortak bir buluşma noktamız olduğunu görüyorum. Bir yerden sonra siyasi görüşlerden arınıyoruz. Bana gönderilen, ‘Aynı siyasi görüşte değiliz ama…’ diye başlayan yüzlerce mesaj var.”

“Muhalifim, ancak ihtiyacı olana kimlik sorulmaz”
Haluk Levent, “İnsan odaklı bir yaklaşımım var, rol model olma kaygısı ise taşımıyorum” diye sürdürüyor: “Ancak insana verilen değeri öne çıkaran bu yaklaşımın bir tavsiye olarak görülmesini isterim. İnsana dokunurken sol, sağ, ülkücü olarak düşünmedik. Irak Türkmenleri geldi yardım ettik, Suriyeli çocuğa yardım ettik. Hakkari’den, Diyarbakır’dan Kürt çocuklara el uzattık. Profilinde Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı olup hastanelerde sürünen kişiye de yardım ettik. Kendimi muhalif olarak tanımlıyorum. Fakat attığınız bu adımlar siyasi fikir ya da parti odaklı olamaz. Öte yandan, muhalif olmak her şeye karşı çıkmak demek değildir. Ama karşı çıkılması gereken şeyleri de birilerinin konuşması lâzım. Elimden geldiğince bunu da yapmaya çalışıyorum.”

“Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır”
Levent’e muhalif kesimin “Daha fazlası” diyerek tepki verdiği ya da gönül koyduğu da oluyor…
“Beni koydukları yer önemli. Kimse tek başına bu ülkenin kurtarıcısı değil” diyor, eleştirileri de var: “Muhalifler de kendi içerisinde on parçaya bölünmüş durumda. Kimseyle kıyaslanmak istemiyorum. Yanınızda olan kazanılmış insanlara aynı şeyleri anlatmak zaman kaybı. Savunduğunuz şeylere karşı olanlara ise muhalif dille bir şey anlatamazsınız. 1940’lı yıllardan sonra ülkede yerleşen zihniyetin, kandırmacaların, politikaların yarattığı kabuğu sol söylemlerle kıramazsınız ya da alışkanlıkları sert muhalif dille aşamazsınız. Bu benim düşüncem. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Eleştirebilirsiniz, saygı duyarım.”

“Kimseyi kaybetmeyelim”
Son zamanlarda, ‘her dönem muhalif’ kimliği ile bildiğimiz sanatçılar yandaş medyada röportajlar veriyor. Bunu, iktidarın kendini sevilen isimler üzerinden meşrulaştırması olarak görmek mümkün mü?

Soruyu; “Ben de röportaj verdim” diyerek yanıtlıyor Levent, konuyu biraz daha derinleştiriyor: “İktidarı sevmeniz için ne gerekiyor, diye sordular. ‘OHAL’i kaldırsın, KHK’larla işten atılan insanları geri alsın, adalet sistemini tam olarak işletsin, insan hakları, cumhuriyetin temel ilkeleri ve laiklik konusuna önem versin severim’ dedim. Bunları yapan iktidar sevilmez mi? ‘İktidarı seven, yemeğine katılan sanatçıları yalaka buluyor musunuz?’ diye de sordular. ‘Aralarında dindar olan vardır, bu iktidarın politikalarını gerçekten beğenen vardır. Bu insanların fikirlerine karışamazsınız. Her yemeğe giden sanatçı yalaka değildir. Ben gitmiyorum ama gidenleri de yalaka olarak göremezsiniz’ dedim. Muhalif basın, ‘Haluk Levent, yemeğe giden sanatçılar yalaka değildir’ diyor, ifadeleri ile haber yaptı. Neredeyse beni hükümet yalakası ilan ettiler. Sanatçılarımızı yıpratmayalım. Bülent Ortaçgil, MFÖ üyeleri ve Teoman birer değerdir. Herkesin kendi fikirleri vardır, bize uymayabilir, önemli değildir. Böyle bakıp onları da kazanmaya çalışalım. Çünkü herkesi tek tek kaybediyoruz.”

Ve AHBAP projesi… İmam da var, sosyalist vegan da!
İşlevini yerine getiriyor mu? Projenin topluma katkıları ne oldu?
Haluk Levent’in gözbebeği bu proje. Ne olduğunu ve geleceğini özetliyor: “Ötekileştirilmiş gençliğin bir platformda toplanmasını istedik. Birbirlerini anlamasını istedik. Başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Şu anda içinde imam da var, vegan sosyalist de. İlk kez politik kaygısı olamayan bir topluluk ile beraberiz. Sosyal medyadaki yardım kirliğini de ortadan kaldırmak istedik. Bir ağlayan anne ve yanına bebek koyuyorlar para topluyorlar. Bazılarının doğru olmadığını tespit ettik ve belgeledik. AHBAP her yerde, sadece hastalara değil herkese yardıma koşuyor. Geçen ay Kaş’ta bir anaokulu yaptı. 20’ye yakın evi onardı, evi yananlara eşya aldı. 2000’e yakın aileye dokundu. Ayvalık Şeytan Sofrası’nı, Orman Bakanlığı ile birlikte ağaçlandırdı. 100 öğrenciye, 10 ay boyunca burs verdi. Tiyatroculara destek veriyor. En son NASA’dan ödül almış iki çocuğumuzu yurtdışına dil kursuna yolladık. Proje, insanlara dokunmak ve daha yararlı şeylere teşvik etmek için var, sonuna kadar da var olmaya devam edecek"

En Çok Okunan Haberler