Bir ihtimal daha var…

Çoğumuz yorumlar kralı Ömer Üründül’e mal etsek de futbol dünyasında yöneticiden spikere çokça kullanılan bir tabir: Üç ihtimalli maç. İlk bakışta kulağa saçma gelip 'başka ne olacak?' dedirtse de aslında bu tabir –en azından artık- oyunun ortada olduğunu anlatmak için kullanılıyor. Örneğin bugün oynanacak Fenerbahçe-Galatsaray maçı için de üç ihtimalli diyebiliriz; zira her üç sonuç da ligin gidişatını farklı bir yöne götürebilir. Galatasaray yenerse puan farkı açılır ve Galatasaray şampiyonluğa bayağı yaklaşmış olur. Berabere kalınırsa hesap makineleri yeniden ele alınır ve hesaplamalar başlar. Fenerbahçe yenerse de oyun tekrar start alır ve Fenerbahçe, 'Ben hâlâ buradayım' mesajını verir.'

Lakin ihtimal sayısı ne olursa olsun sanırım futbolu bu kadar büyük kitlelere sevdiren tam da bu 'ihtimal'dir. Her ne kadar bir favori olsa da futbolda her şey mümkündür. Yani boşa değil 'top yuvarlaktır' demek. İhtimale inanmak yürek ister, inanç ister, tutku ister. İşte tam da bu nedenle 'ateşlidir' taraftar. Hele ki bu ihtimal daha küçük, imkânları daha kısıtlı bir takım için bekleniyorsa daha da heyecanlı daha da güzel.

Şu sıralar çok popüler olan La Casa De Papel'de Kamerun ve Brezilya üzerinden yapılan bir gönderme var. Banka soygunu yapan takımın lideri Profesör, halkın neden onların tarafında olacağını anlatırken soruyor: “Brezilya ve Kamerun maç yapsa kimin yenmesini istersiniz?” İstisnasız herkes “Kamerun” diyor. Halkın her zaman daha az imkânlı, mağdur ve düşük ihtimalin peşinde tutkuyla koşanın yanında olacağı mesajı veriliyor. Tabii “Kamerun Planı” çok inanç ve bağlılık istiyor. İnanmak ve peşini bırakmamak istiyor.

Şimdi düşünüyorum da o ihtimal olmasa bir Türk takımının çok güçlü bir Avrupa devi karşısındaki maçını nasıl o kadar heyecanlı izleriz? Çok düşük bütçeli bir Anadolu takımı bir kupa maçında karşı karşıya geldiği üç büyükleri eleme ihtimaline inanmasa nasıl o maça çıkar? O taraftar Anadolu’nun bir ucundan nasıl İstanbul’a deplasmana gelir? O ihtimal düşük de olsa gerçekleşme şansı olduğunu bilmek değil mi o gücü veren?

Her taraftar bir ihtimalin peşinde koşar. O ihtimal bazen ölmek kadar uzaktır bazen çok daha yakın gelir. İhtimal ne kadar düşükse o kadar inanç ister, o kadar tutku ister. Ve bence asıl taraftarlık da odur. “İyi günde, kötü günde taraftarın senle”nin içini de işte o tutku, o inanç doldurur. Bu nedenle belki gerçek taraftarı görmek için ihtimali düşük maçlara bakmak gerekir. Farklı biten ilk maçın ardından yapılan rövanş maçına, şampiyonluk yarışını lig bitmeden terk eden takımın taraftarına, mağlubiyet serisine girmiş bir takımın tribünlerine bakmak gerek. Sadece “bir ihtimal” bile kalsa orada olmaya, destek vermeye ve Brezilya karşısındaki Kamerun gibi de olsa inançla ve tutkuyla orada olanlara...

En Çok Okunan Haberler