Bir kez daha Veli Devecioğlu

Aramızdan “sessiz ve sitemsiz” ayrılan değerli hukukçu Veli Devecioğlu için geçen hafta yazdığım uğurlama yazısının kimi yüreklerde karşılık bulması sevindirdi beni. Veli Bey’i tanıyan-tanımayan birçok kişiden olumlu geribildirimler aldım. Görüş bildirenler arasında, Türkiye emek hareketinin uzman kalemlerinden, sevgili adaşım ve meslektaşım Atilla Özsever de vardı. Özsever, gönderdiği elektronik mektupta hem yazılarımla ilgili genel bir değerlendirme yapmış hem de Veli Devecioğlu hakkında önemli bilgiler aktarmıştı. Arkadaşımızın mektubunu paylaşıyorum:

“Sevgili Attila Aşut, merhaba,

Çok uzun zaman önce bir vesile ile tanıştığımızı hatırlıyorum. Aynı kuşaktan ve aynı dünya görüşüne sahip olduğumuz için (sen) diye hitap etmeyi uygun buldum, sanırım bir sakıncası yoktur (!) Acaba imla hatası yapıyor muyum diye de endişe ettim, şimdi!!!!

Yazılarını gerçekten zevkle okuyorum. Düzenli olarak BirGün gazetesi almıyorum ancak haftada 4-5 kez aldığım oluyor. Yazılarında dil yanlışlarını ifade etmeni, kendi gazeten dahil diğer gazetelerdeki yazarları da bu anlamda uyarmanı çok yararlı buluyorum. Geçmiş döneme ilişkin anılar da köşeni daha ilgi çekici hale getiriyor.

Bugünkü (29 Haziran 2015) yazın Veli Devecioğlu ile ilgiliydi, okurken duygulandım doğrusu. Veli Bey, Adalet Bakanlığı’nda Genel Müdür iken, ben de Bakan MehmetCan’ın Basın Müşaviri idim. Söz ettiğin gibi Veli Devecioğlu, tutuklu ve hükümlüler için cezaevi koşullarını iyileştirmesinin yanı sıra 1974 affından kısmi olarak yararlanan ve TCK’nin 146. maddesi gereği cezaları 12 yılın üstünde olan devrimciler için de ciddi bir hukuk mücadelesi verdi, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi nezdinde hukuki çabaları oldu, sonuçta o arkadaşlar da daha fazla yatmayıp belli bir indirimle tahliye olma olanağına kavuştu.

Veli Bey’le, Niğde Cezaevi’ndeki devrimci arkadaşlarımızı birlikte ziyaret etmiştik. Zaten kendisi daha önce oranın savcısıydı. Yılmaz Güney’in de İzmit Cezaevi’nden İstanbul’a naklinde önemli katkısı oldu. Kuşkusuz bu girişimleri, Adalet Bakanlığı’nın geleneksel tutucu yapısı karşısında ciddi bir eleştiriye uğradı, kimi cezaevlerinde isyanlar çıktı. Bu durumu -hiç hak etmediği halde- VeliDevecioğlu’nun üstüne yıkmaya kalktılar. Sonuçta Bakan Mehmet Can, Devecioğlu’nu Genel Müdürlük görevinden alıp Müşavir yaptı. Ben de bu arada “payımı” aldım, Bakanlık Müşavirliği görevinden Şube Müdür Yardımcılığı görevine indirildim. Düz memur yapılacaktım ama askerlikte gelen derece ve kıdemim nedeniyle öyle bir göreve indirildim…

Kendisini en son 5-6 yıl önce 68’lilerin Dolmabahçe rıhtımında Amerikalı askerleri denize döktüğü eylemin yıldönümü vesilesiyle görmüştüm. Hal hatır sorduk, eski günleri andık. Evet, şimdi de senin yazın vesilesiyle Veli abimizi bir kez daha anmış olduk. Tekrar yazın için kutluyorum. Bana eski günleri hatırlattı. Bu arada hatırladığım kadarı ile 1932 doğumlu olduğunu biliyorum, yaşı da 83 oluyor…

Sevgili adaşım, bir kez daha kutluyor, kolaylıklar diliyorum. İstanbul’a gelirsen görüşmek isterim…

Sevgi ve dostlukla…”

* * *

Atilla Özsever’e, aydınlatıcı mektubu, tanıklığa dayalı katkısı ve yüreklendirici sözleri için teşekkür ediyorum. Veli Devecioğlu’nun yaşıyla ilgili uyarısına gelince… Veli Bey, daha önce Siyah Beyaz gazetesi için kendisiyle yaptığım bir söyleşide, 1929 doğumlu olduğunu söylemişti. Nitekim gazetedeki biyografi notunda da böyle yazmıştık. Özsever’in mektubu üzerine, Veli Devecioğlu’nun Bozüyük’teki yeğeni ve yardımcısı Fatma Güner’le konuştum. O da 1929 tarihini doğruladı.

Yeri gelmişken, Veli Bey’in 9 Eylül 1996 tarihli Siyah Beyaz gazetesinde yayımlanan “Türkiye’deadalet çağdışı” başlıklı o çarpıcı söyleşisinden birkaç tümce aktarmayı yararlı görüyorum. Çünkü Veli Bey’in 19 yıl önce söyledikleri bugün için de geçerli:

“Adaletin en önemli öğesi yargıç ve savcılardır. Adalet her şeyden önce onların eliyle gerçekleşir. Hukuku bu insanlar yaratır. O yüzden, toplumun en iyileri arasından özenle seçilmelidirler. Ama gerçekte hiç de öyle olmuyor. (…) Sınıflı toplumlarda yasalar zaten sınıfsal karakterlidir; egemen sınıfın ağırlığını taşırlar. Yasalar o sınıfın çıkarlarına dönüktür.” (…) İşin özü laik eğitimdir. Laiklik sadece Anayasa’nın kurucu bir öğesi değil Türkiye’nin var olmak ya da olmamak sorunudur.”

Örnek Cumhuriyet Savcısı Veli Devecioğlu’nun ölümsüz anısına bir kez daha saygılar…

En Çok Okunan Haberler