Bir taslağa neden ‘Hayır’ denir?

Jan Björklund, İsveç’in Milli Eğitim Bakanı. Aynı zamanda, İsveç’i dört yıldır yöneten dörtlü sağ koalisyondan, Halk Parti’nin de genel başkanı. Önümüzdeki eylül ayında, genel ve yerel seçime hazırlanan İsveç’te, bir partinin genel başkanı ve Milli Eğitim Bakanı olarak Björklund, şu sıralar, sık sık çeşitli toplantılara katılıyor. Seçime hazırlanan, iktidar ortağı Halk Partisi’nin düzenlediği mitinglerde, Genel Başkan Jan Björklund da doğal olarak konuşuyor, katılımcı oluyor. Bakan, siyaset yapıyor. Buraya kadar her şey normal.
Bakan Björklund’un, geçen hafta yine böyle bir toplantıda yaptığı bir konuşma, ortalığı karıştırdı. Milli Eğitim Bakan’ı, bana kalırsa hiç de kötü bir şey yapmadı. Elinde mikrofon varken bir vaatte bulundu. Siyasetçi dediğin bir şey vaat etmeden seçmenin oyunu nasıl tavlayacak? Ayrıca Bakan’ın “Yürürlüğe sokmayı istediği taslak” nerden baktığına göre değişir, bence vaat bile değil, ceza! Seçime bir ay kala Milli Eğitim Bakan’ı tırnak içindeki “çıkışı” siyasi ahlak tartışmalarını beraberinde getirdi. Bakan’ın ağzından açıklanan Halk Partisi’nin önerisi, “Yürürlüğe sokulabilir mi?”, “Diğer partiler destekliyor mu?”, “Bu konuda bütçe çıkartıldı mı?”, “Tam destek yoksa Bakan neden açıkladı?” diye soru cümleleriyle karşılandı.
Bakan’ı “Nereden söyledim ben bunu” noktasına getiren öneri, son derece yaratıcı. Milli Eğitim Bakanı, anne - babaların, çocuklarının eğitim hayatının sorumluluğundan, kendilerini muaf tutamayacaklarını söylüyor.  Okullardaki sorunlu öğrencilerin anne veya babalarının, çocuklarıyla birlikte derslere girip sınıfın arka sıralarında dersleri takip etmesi tasarlanıyor. Bakana göre ilgi çekmek için sınıf düzenini bozan çocuk, anne veya babası sınıftayken daha düzenli olacak. Bu noktada bir diğer mesaj da velilere veriliyor. Şöyle ki: “Ebeveynler çocuklarını eğitecek, okul değil! Okul öğretim işine bakar.”
Çocuklarının okulda yarattığı problemlerden ötürü okulda derslere girmeye mecbur bırakılan anne - babalar, durumu kabul etmezlerse o zaman eğitim kurumları, belediyeler vasıtasıyla veliyi mecbur bırakabilecek. Anne veya baba, derse girmeye zorunlu tutulacak. Bakanın açıklamalarına göre sorunlu çocukla ebeveyninin derse girme zorunluluğu, senede birkaç günle kısıtlanacak. Yapılan açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla taslakta, bu noktada, ilginç bir başka uygulama da göze çarpıyor. Çocuğu yüzünden tekrar okullu olan ebeveyninin, ekonomik kaybı sigorta kapsamına alınacak ve devlet tarafından karşılanacak. Okula gelip sıraya oturup çocuğuyla derse giren veliye para ödenecek.
Halk Partisi’yle iktidarı paylaşan diğer partilerin temsilcileri bile bütçesi oluşturulmamış, fikir birliğine varılmamış bir konuda erken açıklama yapan Bakan’a tepki gösterdi. Hıristiyan Demokratlar, “Ebeveynlerle okul arasındaki iş birlikteliği eli sopalı bir şekilde atılamaz” diye taslağa karşı çıktı. Öğretmenler Sendikası Başkanı Eva –Lis Siren, Halk Parti’nin önerisini naif bulduklarını açıkladı. Bakan’ın konuşmasından sonra, Sendika Başkanı Siren, İsveç’in Anadolu Ajansı’na bir açıklama yaparak “Sorunlu öğrenciler genellikle işbirliği yapmak istemeyen evlerden geliyor. Bu öğrenci için direk olarak negatif bir şey olabilir” dedi. Öğretmenler Birliği ise önerinin denemeye değer bir düşünce olduğunu açıkladı.
Bakan olacaksın. Bir partinin genel başkanı olacaksın. Milli eğitim konusunda parlamentodaki diğer partilerle ve ilgili kurumlarla yazışmadan herkesle görüş birliğine varmadan fikir açıkladığına pişman olacaksın. İsveç’te siyasetçi olmak, iş. Anayasa tasarlayıp taslağın içine istediği her şeyi doldurup kimseyle uzlaşamayıp bunu da demokrasi sınavı diye önümüze sürenler, Türkiye dışında başka hangi ülkede siyaset yapabilir acaba?

En Çok Okunan Haberler