Bitti kalem doldu defter, sezonun adı Lefter

ELİF ÇONGUR

Türkiye Futbol Federasyonu, 2018-2019 sezonunu Lefter Küçükandonyadis sezonu olarak açıkladı malumunuz. Daha hemen o dakikada, daha açıklamanın mürekkebi ıslakken, daha sözcükler havada asılıyken çarpıverdik ırkçılık belasının duvarına. Lefter’in defalarca çarptığı o duvara. Lefter’in insanlığıyla defalarca yıktığı o duvara.
Önce sosyal medyada yapılan berbat yorumlardan biri düştü önüme, sonra işi gücü bırakıp benzer mesajların peşine ben düştüm bu defa. Yazılanların büyük bir çoğunluğunu okumuşumdur, yaşadığım utancı tahmin edebilirsiniz.

Sonra da bu ırkçı hezeyanları, başka tür bir ırkçılıkla savuşturmaya çalışanların duvarına çarptım. Memlekete yaptığı milli hizmetler düşünüldüğünde esasında Lefter’in, bunları yazan Türklerden daha Türk olduğunu söyleyerek onu övdüklerini sananların yazdıklarını gördüm. İşte bu daha da tehlikeli bir duvar. Yaptığının ırkçılık olduğunu fark etmemek, ağızdan çıkanın nereye vardığını düşünmemek, doğallıkla söylemek. Tanıl Bora’nın bir vakitler “sıradan ırkçılık” diye tarif ettiği şey işte:
“Üzerine düşünmeden, özel bir şey kastetmeden, kendiliğinden, öylesine, doğallıkla yapar, söylersiniz. ‘Hiç öyle düşünmedim’ dersiniz, zaten mesele de odur. Hiç düşünmeden söylüyorsunuzdur. Irkçı kalıpların sıradanlaşmış, doğallaşmış olmasının zilleti ve kuvveti buradadır. Irkçılık ‘şuuruyla’ davranmayan birisi de ırkçı söz ve fiillere meyledebilir. Büyük bir kolaylıkla yapabilir bunu. Çünkü işte o sözler doğallaşmış, sıradanlaşmıştır. Sıradan ırkçılık ve onun kuvveti tam da buradadır. Mesele, ırkçı sözü ve fiili tespit etmek, buna duyarlı olmaktır.”

Hasılı; hası da berbat, sıradanlaşmışı da berbat, her türlüsü berbat, görüldüğü her yerde acil tedavi edilmesi gereken bir illettir ırkçılık. En büyük insanlık suçlarından biridir. Demek ki bu yazıda, yukarda sözünü ettiğim iki tür ırkçılık fikrine cevap verir gibi yapıp Lefter’i anacağım. İsabet, zaten yer arıyorum ben onun adını anmaya.
Bir: Lefter Küçükandonyadis, “Ligimize bir Rum’un adını vermek rezalettir” diyenlere insanlık dersi verecek kadar insandır. İnsanlık insanlıkla ölçülür çünkü; ırkla, dille, dinle filan değil. Lefter Küçükandonyadis, Türkiye futbol tarihinin en önemli isimlerinden biridir. Efsanesi olduğu takımın, Fenerbahçe’nin gözünün bebeğidir. Kıymetlisidir. Sarısıdır, laciverdidir, her şeyidir. Varıdır, yoğudur, çubuklusudur. Anlatmaya gerek bile yok; akıl dolu futbolu, akıl almaz golleri, yaşadığı gol krallıklarıyla kendini bin kere ispatlamış bir futbolcudur. İsmi sadece Fenerbahçe tarihinde değil, memleket futbolunun bir döneminde koca koca harflerle yazılıdır. Oynadığı futbol zirve olarak kabul edildiğinden “Futbolun Ordinaryüsü” olarak anılır. Ama Lefter’i Lefter yapan bu olağanüstü başarıyı yaşama biçimidir. Taşıma biçimidir. Gösterişle arasına koyduğu mesafedir. Centilmenliğidir. Tevazuu elden bırakmamadaki ısrarıdır. İnsanlığıdır.

Onun isminin bir futbol sezonuna verilmesine edilebilecek tek itiraz; futbolumuzun, futbolcumuzun, futbol algılayışımızın geldiği yerin Lefter’e layık olmaması olabilir sadece. E federasyonumuz şimdi bu tür bi itirazların dışındaki ırkçı itirazların sahiplerini tek tek tespit edip statlara sokmaz herhalde. Ellerinde passolig var. Gerçek bi işe yarasın. Şöyle de bi açıklama şık olur: Sizin o “rezalet” bilmem ne diye cümle içinde kullanmaya cüret ettiğiniz halklar, Türkiye topraklarını binlerce yıldır paylaştığımız yurttaşlarımızdır. Rezalet olan yaptığınız ırkçılıktır.

İki: “Bakmayın siz öyle diyenlere, bizden daha Türk’tü” diye bi güzelleme olmaz. Biraz düşünülse bu lafın nereye gittiği anlaşılır ama işte sıradan ırkçılık. Tane tane söyleyelim o halde: Bir ırka mensup olmak bir övgünün ya da yerginin muhatabı olamaz. Hiçbir ırk bir diğerinden üstün, hiçbir ırk bir diğerinden aşağıda değildir. Zaten Lefter Küçükandonyadis Türk filan da değildir, Türk olmayan Hıristiyan bir Türkiyelidir. Vatanı burasıdır. Buralıdır. Bu ülkede bu kimlikle yaşamış, ömrünü burada geçirmiş ve elbette buraya gömülmüştür.

Lefter, bu topraklarda yaşanan büyük acıların, büyük utançların, Varlık Vergisi’nin, 6-7 Eylül vahşetinin, Türkiyeli Rumların ikinci sürgününün tanığıdır. 6-7 Eylül’de Büyükada’daki evi “Vurun şu gâvura” sesleriyle basılmış, taşlanmıştır. Evini başına yıkmasınlar, yakmasınlar diye sabaha kadar nöbet tutmuştur. Lefter’in evinin basıldığını duyan bazı Fenerbahçeliler, Kartal’dan motorlarla atlayıp Büyükada’ya gelmiş, evinin önüne barikat kurmuş, Lefter’in perişan halini görüp “Sana bunu kim yaptı, söyle hesabını soralım” demişlerdir. Ötesini bilmiyoruz, paylaşmadı, paylaşmak istemedi. Bu kadarını biliyoruz. Bir de olanlardan sonra günlerce ağladığını. Bu son cümle çok ağır. Lefter’e o gözyaşlarını borçluyuz.

Lefter Küçükandonyadis’in ismi, değil bir futbol sezonuna; memleketin her yerindeki statlara, spor okullarına, tesislere verilmesi gereken tertemiz bir isimdir. O isme layık olunabilir mi mesele buradadır. Başka yerde değil.