Borçluyum borçlusun borçluyuz

Hızla 16 Nisan referandumuna doğru yol alırken acaba ne kadar borcumuz var farkında mıyız? Bazılarımız iki yakasını bir araya getirmek için akla karayı seçiyor. Bir kredi kartının minimum bakiyesini kapatabilmek için başka kredi kartına dayanıyor, sıkışınca da çıkışı ihtiyaç kredisinde arıyor. Geri kalanlarımız ise, muhtemelen benim gibi, kredi kartlarına sadece bir ödeme aracı olarak başvuruyor, “dertsiz başım” diyerek teselli buluyor olabilir. Ne var ki rakamlara yakından bakınca, hilafsız tüm yurttaşlarımızın geleceğini ipotek altına alan bir dış borç tablosuyla karşılaşıyoruz.

Her birimizin borcu 5221 dolar
Türkiye’nin en son dış borç rakamları kişi başına dış borcun 5221 dolar olduğunu gösteriyor. Çoğunuzun, “ben hayatta o kadar doları bir arada görmedim”, dediğini duyar gibiyim. En son kurlarla hesaplarsak, 1 dolar = 3.70 TL’den kişi başına borç 19.318 TL ediyor.

AKP, 3 Kasım 2002’de iktidara geldiğinde Türkiye’nin dış borcu 129.6 milyar dolarmış. O gün nüfusun 65 milyon olduğunu hatırlarsak, kişi başına borcun 1994 dolarla, 2 bin doların az altında seyrettiğini anlarız. Bu benim borcum değil deme şansımız yok. Çünkü bu para doğrudan bizlerden veya çocuklarımızdan tahsil edilmese de, dolaylı olarak, ödediğimiz ek vergilerle, alacağımız eksik sosyal hizmetlerle veya en son Türkiye Varlık Fonu’na devredilen Ziraat Bankası, Çaykur, BOTAŞ benzeri hepimize ait kamu varlıklarının talan edilmesiyle sonunda bizim cebimizden çıkacak.

Yukarıdaki tablo, “IMF’ye borcumuzu sıfırladık” diye böbürlenen AKP döneminde kişi başına dış borcun nasıl %262 arttığını kanıtlıyor.

Bireysel borçlar da patladı
Dış borç, Türkiye 70 sente muhtaç hale düştüğünden beri kadim bir sorunumuz. Bu derdin AKP’yle ortaya çıktığını söylersek haksızlık etmiş oluruz. Gelgelelim, faize husumet beslediğini her fırsatta ifade eden, faiz lobisine karşı savaş açmakla övünenler, RTE öncesi dönemde ülkemizde tüketici kredileri ve kredi kartları borçları gibi bir bela bulunduğunu söyleyebilirler mi? Rakamlara bakılırsa, “HAYIR”. Başımıza bu çorabı ören, “milleti” bireysel borç batağına sürükleyen bizzat AKP.

2002’den beri tüketici kredileri tam 150 kat, kredi kartı borçları 20 kat artmış. Toplamda hanehalkının borçları ise 67’ye katlanmış. “Emekçiler kazandığını yer” prangasından kurtulurken, fark etmeden gıdım gıdım borca batmışız. Bazılarımız kazancının üzerinde bir tüketim olanağına kavuşur, özellikle dış kaynaklar sayesinde iç talebi canlandırırken, AKP de bu sayede ekonomide hızlı büyüme oranları tutturmuş, arka arkaya seçimlerde, referandumlarda yüzü gülmüş. Ama artık denizin sonuna gelinmiş...

Bugün konut, taşıt, ihtiyaç derken, tüketici kredileri 344.3 milyar TL’ye dayandı. Diğer bir ifadeyle her birimizin 4314 TL tüketici kredisi borcu bulunuyor. Buna, 81.9 milyar TL kredi kartı bakiyesini, dolayısıyla 1026 TL kişi başı kredi kartı borcunu da eklersek, 5340 TL rakamına ulaşıyoruz. AKP iktidara geldiğinde kişi başına tüketici kredisi bakiyemiz kaç liraydı biliyor musunuz? Sadece 35 TL. Yok yok yanlış hesaplamadım, 2.6 milyar TL’yi, o dönemin 66 milyon nüfusuna bölerseniz böyle çıkar. Kredi kartı borçlarına gelince, kişi başına bakiye yalnızca 62 TL, toplam bireysel borç ise 97 TL, yani 100 TL’nin altında bir rakamdı.

O zaman kritik soruyu soruyorum: 15 yılda bireysel borçlarınızı 67 kat artıran RTE’nin önünüze sürdüğü anayasa taslağına “evet” diyecek misiniz? Bana sorarsanız, ne kredi kartı, ne de konut, ihtiyaç veya taşıt kredisi borcum bulunuyor. Ama bu ülkenin en yoksul, en muhtaç, en saf yurttaşlarını, “faize karşıyım” deyip “borç kuyusuna” iten zihniyete, 16 Nisan’da okkalı bir “HAYIR” deme borcum var.

En Çok Okunan Haberler