Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi ve Türkiye’de muhalefetin pusulası

Alphan Telek - Akademisyen, Siyaset Bilimi

Biz çiftçiler her yıl burada oturup
yağmur yağmayınca
şöyle diyoruz: “Bir dahaki seneye”
ama önümüzdeki sene bizi
kurtarmayacak, sonraki de…

Interstellar filminde Cooper karakteri

Türkiye’de muhalefeti ve ona inananları Yıldızlararası filmindeki Cooper karakterinin bu sözlerinden daha iyi özetleyen başka bir cümle olmadığını düşünüyorum. Biz muhalifler her seçim sonrasında yenildiğimizde şöyle diyoruz: Bir dahakine. Her yenilgi ağır bir siyasal depresyon getiriyor. Bir umutsuzluk dalgası zihinleri kaplıyor. Hemen ardından da korku her birimizi yalnızlaştırıyor. Bu siyasetten çekilmenin bir yansımasıdır.

Yine de bir süre sonra başka bir seçim yaklaşıyor ve umutlar yeniden yeşeriyor. Ama Cooper’ın da dediği gibi eğer her zaman yaptığımızı yapmaya devam edersek – yani radikal, paradigmatik bir değişiklik yapmazsak - bir sonraki seçim bizi kurtarmayacak, ondan sonraki de. Peki ne yapmalı? Muhalefetin yeni bir yola ve ona yolu gösterecek bir pusulaya ihtiyacı var. Bu kısa yazıda, Türkiye’de muhalefetin ne yapması gerektiğini Fransa’ya ve yeni bazı fikirlere referans vererek tartışacağım. Ne yapılması gerektiğini bulmak içinse öncelikle dünyanın içinde bulunduğu dönemin temel dinamiklerini tespit etmek gerekiyor.

Popülizm çağı
Dünya popülizm dalgasının içerisinde. Popülizm bir fikir ya da ideoloji değil. Daha çok iktidar pratiklerinden ve söylemlerinden oluşuyor. Bu ne demek? Milletin adamı sıfatıyla ortaya çıkan güçlü liderlerin varlığı, anayasal sınırların ihlal edilmesi, kuvvetler ayrılığının zedelenmesi, hukuk-devletinin çalışmaz duruma gelmesi ya da bu yönde iktidarlar tarafından atılan adımlar, temel hakların bir çok yerde öyle ya da böyle zarar görmesi, Meclislerin etkisizleşmesi tüm bu sürecin siyasi alandaki bazı temel dinamikleri.

Popülist yönetimler ayrıca söylem olarak halkı ikiye ayırıp bir kısım insanı, zümreyi ya da grubu gayri-meşru, düşman ilan ederek onları hem dışlar hem de siyasi depresyona sokmaya çalışır. Bu hali hazırda var olan siyasal adaletsizlikleri daha da pekiştirir. Popülist yönetimler altında ekonomik eşitsizlikler ise daha da artıyor. Çünkü popülist yönetimler kendi destekçilerine kaynak sağlayarak var olan ekonomik eşitsizliklere yeni bir boyut ekliyorlar.

Siyasal ve ekonomik adaletsizlik
Peki insanlar neden popülist liderlere ya da partilere destek verirler? Bunun iki temel sebebi olduğunu düşünüyorum: Bugüne kadar yaşanılmış olan siyasal ve ekonomik adaletsizlik. Bugüne kadar adına demokrasi denen şeyin insanlara tam olarak istediğini vermediğini görüyoruz. Batı örneklerinde dahi vatandaşlar karar-alım mekanizmalarından çok uzaklar. Diğer örneklerde ise durum daha da kötü: Temel hakların gaspı gibi.

Peki karar-alım mekanizmasında olmak ne anlam taşır? Kapalı kapılar ardında yaşanan kirli anlaşmalar, savaşa hazırlık süreçleri, yalanlar ve doğrular, kaynakların peşkeş çekilmesi ve yolsuzluk gibi bir çok unsur, karar alım mekanizmaları tarafından ortaya konur. Siz bu süreçte yoksanız, batı örneğinde bile yaşasanız, tüm bunlar dünyanın daha kötü yönetilmesine varır. Sonuçlarını savaş, mecburi göç, ırkçılık, yoksulluk olarak deneyimlersiniz. Tüm bu dışlanma ve temel hakların yok olması bir siyasal adaletsizlik durumu yaratır.

Ancak popülizmin önemli bir başka sebebi ise ekonomik adaletsizliktir ve sınıfsaldır. 1980 sonrasında yaşanan ağır neoliberal süreç muazzam ölçüde bir sermaye birikimi yarattı. Ancak bunun karşısında devasa bir yoksulluk da oluştu. Eşitsizlik bandı hiç olmadığı kadar genişledi. Bu denli ekonomik eşitsizlik, bu denli güvencesizlik, birikimsizlik ve yoksulluk insanları sorun çözmeye muktedir görünen popülistlere yönlendiriyor. İnsanlar yaşadıkları sorunlar karşısında suçlayacak ve öfkelerini atacakları bir kimlik ve bunları çözebilecek bir lider aramaya başladılar ve popülistleri buldular.

Yeni üretim ilişkileri ve yeni sınıf
Bu adaletsizlikler üç beş yıllık bir sürecin sonunda gelmedi. Üretim ilişkileri 1980 sonrasında radikal bir dönüşüm yaşadı. Üretim ilişkileri tıpkı Evren’de her yerde bulunan enerji gibidir. Enerjiyi somut bir şekilde gösterebilir misiniz? Hayır. Ama her şeye yön verdiğini bilirsiniz. İşte bunun gibi, sosyal alanda da üretim ilişkisi, gündelik hayatta yaşadığınız her şeyi, duygularınızı, ifadenizi, zevklerinizi, hayallerinizi etkileyen sosyal bir çerçevedir. Ve son derece canlıdır. Hayatla, doğayla kurduğunuz bağdır.


Türkiye’de muhalefet ve muhalifler bu gerçeklikleri göz önüne alarak, dünyayı takip ederek, bununla ilgili kavramlar üreten bilim insanlarını da yanına alarak eskiyi reddeden yeni bir siyaset oluşturmalıdır. Bunun temel dayanağı prekaryalılıktır. Pusulası ise sistemi daha fazla siyasal ve ekonomik adalet yönünde dönüştürmek olmalıdır.

İşte bu bağ 1980 sonrasında köklü bir dönüşüm yaşadı. Küresel piyasalar oluşturuldu. Bunun için muazzam bir birikimle yeni yasalar, tüzükler anlayışlar ortaya serildi. Bunlar iktidar oldu. Yaşamın her alanını yönlendiren yeni ilişki biçimi ise precarité (güvencesizlik) dediğimiz şey olageldi. Prekaryanın üretim ilişkileri içerisinde kolay iş bulamaması, işle bağ kuramaması, aldığı eğitimle işin uyuşmaması, işyerinde haklarını kullanamaması, en temel hakları için bile dilenmesi, kolayca gözden çıkarılması, birikim yapamaması, kredi ve borç batağına saplanması, kendini savunacak sendikalara ve derneklere girememesi, kendini yalnız ve izole hissetmesi gibi bazı unsurlar var. Bunlar çoğaltılabilir.

Yeni üretim ilişkisinin temel dayanağı olan güvencesizliğin eski sınıfları ortadan kaldırdığını ve yerine yenilerini ortaya koyduğunu düşünüyoruz. İngiliz iktisatçı Guy Standing bu güvencesiz ilişki biçiminin dünyanın her yerinde ortak olduğunu ve bunun bir güvencesizler sınıfını yarattığını ifade ediyor: Prekaryayı.

Bu üretim ilişkileri kendini siyasal ve ekonomik adaletsizlik olarak gösteriyor. Prekaryanın giderek daha fazla yayılmasına neden oluyor. Prekarya henüz birbirinden haberdar olan insanlardan, sınıf olduğu bilincine sahip olanlardan oluşmuyor. Ancak 19. Yy’daki proletarya gibi, zaman içinde gündelik hayatta diğerleriyle ortak olduğunu, hayallerinin, korkularının ve yalnızlığının bireysel değil, toplumsal olduğunu anlayacağı tahmininde bulunabiliriz. Bunun bazı örnekleri de mevcut.

Fransa’da prekarya politikası
Dünyada ortaya çıkan yeni bazı siyasal ve toplumsal hareketler bu minvalde prekaryalaşan ya da prekaryalaşmış insanlara yönelik program sunuyorlar. Amaç ne mi? Sistemi prekarya için siyasal ve sosyal olarak daha adil bir yer haline getirmek. Dünyada toplumsal muhalefet artık prekarya zemininde politika oluşturuyor. Bunu destekleyen sosyal hareketleri burada anlatmayacağım ama esas olarak oranın kaynadığını söyleyebiliriz. Fransa’dan bir örnek verelim.
Fransa’da 2016 yılının Şubat ayında oluşturulan Boyun Eğmeyen Fransa (La France Insoumise) hareketi çok kısa bir süre içerisinde Meclis’teki en etkili muhalif hareket oldu. Şu anda Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hatalarla dolu programını hem Meclis’te hem sokaktaki dayanışmasıyla en etkili şekilde göğüsleyen siyasal hareket bu.

Özellikle prekaryalaşmış, kendini yalnız ve çaresiz hisseden gençlerin destek sunduğu hareketin bazı söylemlerini belirtelim: Herkese onurlu bir iş, işyerinde ezilme ve üstlerin baskısına karşı iş yeri vatandaşlığını güçlendirmek yani prekaryalaşmış gençleri üstlerine karşı koruyan mekanizmalar sağlamak, emeklilere onurlu bir maaş, yoksul vatandaşlara her ay karşılıksız verilecek bir temel gelir (ki böylece o vatandaş temel haklarını kullanabilsin ve kendini güvende hissetsin), onurlu konut hakkı, çok kazanandan ve serveti çok olandan toplumun daha adil olması için (eşitsizliğin azalması için) vergi alınmasını mümkün kılacak vergilendirme, prekaryalaşmayı en kötü düzeyde yaşayan göçmenleri dayanışma anlayışıyla koruma ve güçlendirme, suyun ücretsiz hale getirilmesi, insanları kemiren bankaları denetleme ve halkçı bir bankacılık anlayışı oluşturulması, ücretsiz kamusal hizmetleri arttırmak (ulaşım, sağlık ve eğitim en başta gelenleri), laik eğitimi herkes için ücretsiz ve zorunlu kılma.

Boyun Eğmeyen Fransa’yı ya da onun gibi bir çok yerde ortaya çıkan yeni hareketleri prekarya partileri olarak niteleyebiliriz. Hepsine hakim olan dürtü ise prekaryayı siyasal ve ekonomik olarak kuvvetlendirme isteği.

Türkiye’de muhalefetin pusulası?
Sonuç olarak dünyanın içinde bulunduğu durum Türkiye’den çok ayrı değil. Bir başka deyişle, aradaki fark niteliksel değil, sadece niceliksel. Siyasal ve ekonomik adaletsizlik ortak. Ancak biz ortak sorunları daha şiddetli yaşıyoruz ama asla dünyanın geri kalanından ayrı değiliz. Prekarya’nın içinde olduğu üretim ilişkileri bu ortaklığın gerçek olduğuna işaret ediyor.

Bu yüzden, Türkiye’de muhalefet ve muhalifler bu gerçeklikleri göz önüne alarak, dünyayı takip ederek, bununla ilgili kavramlar üreten bilim insanlarını da yanına alarak eskiyi reddeden yeni bir siyaset oluşturmalıdır. Bunun temel dayanağı prekaryalılıktır. Pusulası ise sistemi daha fazla siyasal ve ekonomik adalet yönünde dönüştürmek olmalıdır. Meslektaşım Seren Selvin Korkmaz ile yazdığımız bir çok makalede bu tip hareketleri sol-dönüşüm hareketleri olarak ele aldık.

Peki bu tarz bir hareket CHP içerisinde yapılabilir mi? İnancım o ki CHP’nin kendi iktidar ilişkileri onunla prekaryalaşmış gençler arasına büyük duvarlar inşa ediyor. Bu duvarların aşılması zor. Söz konusu olan bir kişi ya da bir zümre olsaydı, onu yeneceğimizi düşünebilirdik ama burada mevzu bahis olan koca bir iktidar ilişkileri yığını. Sizi içine aldığında kendine benzetmek isteyecektir, benzetemezse de sizi dışarı atmak için elinden geleni yapacaktır.

Ancak buradan tamamıyla geri çekilme stratejisi de izlenemez. Prekarya’nın yansıtmak istediği yeni siyaset biçimi kendini her yerde ifade etmek zorunda. Eskinin dışında olması ona talep ettiği radikalliği verebilir fakat eskinin içinde de mücadele etmesi elzem. Bu yüzden eskinin içinde de olmakla birlikte yeni olana hız vermek gerekiyor. Yeni muhalefetin pusulası oluşmakta olan prekaryaya yönelik siyasal ve ekonomik adalet olmalıdır. Muhalefet ancak bu şekilde bir değişiklik yaşayabilir ve mevcut sınırların dışına çıkarak başarı yakalayabilir.

En Çok Okunan Haberler