Bu sessizlik sahipsiz hissettiriyor

EKİN AKYAZ ekinakyaz@birgun.net

Tren faciasında hayatını kaybeden 25 kişiden biri Oğuz Arda Sel. Anne Mısra Öz onsuz ilk bayramın ne denli zor geçtiğini anlatıyor. Bu zor günlerde bilgi verilmemesine, yetkililerin suskunluğuna tepkili. Anne Öz ile Oğuz Arda’nın futbol tutkusunu gözler önüne seren odasında konuşuyoruz.

Odada hemen hiç bir şeye dokunmayan Mısra Öz, “Buranın adını Oğuz Arda Sel müzesi koydum. Ona ait her şeyi saklıyorum” diyor. Barça Academy İstanbul Beko oyuncusu olan Oğuz Arda’nın odasında futbolcuların ona gönderdiği imzalı formalar ve Barcelona’da maçlarda taktığı bileklikler başköşede duruyor. Oğlunun yanından ayırmadığı saç bantlarına kadar her şeyi biriktiriyor ve saklıyor Mısra Öz… Sürdürdükleri mücadeleden asla vaz geçmeyeceklerini söyleyen anne ile faciadan sonra yaşadıklarını ve yürütmeye çalıştıkları adalet mücadelesini konuşuyoruz.

Barcelona’dan duyulan buradan duyulmuyor
İlk olarak seslerinin herkes tarafından duyulduğunu ama devlet tarafından duyulmadığını ifade eden Öz “Oğuz arda Barcelona’da oynuyordu. Onu kaybedince takım, İngilizce, Türkçe ve İspanyolca olarak baş sağlığı diledi. Gelen insanlara dedim ki Barcelona bile baş sağlığı diliyor benim devletim nerede? Bana kimse baş sağlığı dilemedi. Nasıl dayanıyorsunuz diyorlar… Yanıyorum! Küle döndüğümde savrulacağım… Küllerim sebep olanları bulup, kavuracak! İnancım her iki dünyaya dair. Adalet her iki dünyada ebedi! Susmayacağım. Vazgeçmeyeceğim!” diyor… Yutkunuyoruz.
O günü hayatı boyunca unutamayacağını ifade ediyor. Bizle çok zor olsa da anımsadıklarını paylaşan Öz, yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: “O gün ambulans olay yerine ulaşamıyor. Orada insanlara daha hızlı müdahale edilseydi o insanlar belki bugün yaşayabilecekti. Ambulans o bölgeye giremiyor diye bir gerekçe olabilir mi? Çoğu kişi traktörle taşındıktan sonra ambulans cenazeleri almaya geldi. Görüştüğüm ailelerin söylediği şeyler de bunlar. Mesela, Alp Eren Can’ın annesi 7 yaşındaki kızı ile birlikte faciadan sağ kurtuluyor ve ‘Trenin altında kalmıştım. Çok zor kalktı o tren’ diyor”

‘Bana canımı kavuşturamamışken’
Ardından ilk kez evladı olmadan geçirdiği bayramda twitterdan tepki gösterdiği TCDD açıklamasını hatırlatıyoruz bize duygularını “Daha oradaki insanların kanları kurumadan “sevenleri birbirine kavuşturmanın sevinciyle herkese iyi bayramlar diliyoruz” yazabiliyorlar. Bu çok ciddi bir duyarsızlık benim canımı bana kavuşturamamışken neyin kutlaması yapılabilir, ben bunu soruyorum” şeklinde ifade ediyor.

Doğal afet mi ki Allahtan diyelim
Sonrasına kendilerine destek olunup olunmadığını sorduğumuz Öz yaşanan facianın sanki bir doğal afetmiş gibi konuşulduğunu ifade ederek şöyle diyor:

“Bir kişi bile hayatını kaybetseydi milli yas ilan edilmesi gerekirdi, çünkü oradaki her insan bu ülkenin birer ferdiydi. Ama yasa layık görmediler. Evime gelenler oldu. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan geldiler. Kaymakam da geldi. Ve bize söyledikleri şey “Allahtan” oldu. Tabii ki araştırılacaktır ama yapacak bir şey yok. Bu “Allahtan” denildi. Doğal afet değil ki, O trene yıldırım mı düştü?’ diye soruyor faciada hayatını kaybeden Sena Köse’nin annesi, ben de buna aynen katılıyorum. Doğal afet değil ki, “Allahtan” diyelim”

Bilanço değiliz
Acılarının istismar edildiğini ve ülkede her şeyin basitleştirildiğini ifade eden Öz duygularını şöyle ifade ediyor: “İnsanları rakamdan ibaret görüyoruz bu ülkede. Bayramda insanlar kaza yapıyor “bayramın bilançosu” deniyor, insanlar can vermiş nasıl rakam denir, bilanço denir aklım almıyor. Bu kadar insanın hayali, geleceği, emeği yarıda kaldı çok büyük bir acı var ama kimse sesimizi duymuyor. Olay nasıl tekrar gerçekleşmez diye düşünülmüyor. Bunu sorgulamıyor. Tüm bunlar bizi çok yaralıyor”

Bu kazadan sonra Denizli’de de benzer bir risk olduğu hatırlatmasını yapıyor Öz, bunların tekrarının yaşanmaması için trenlerin başıboş bırakılmaması gerektiğini şu sözlerle hatırlatıyor: “ihaleyi yapan firma basın duyurusu yaptı ‘bu kazanın olduğu yere kadarki kısmını ben yaptım gerisini yapmadım’ dedi. Peki, hangi firma yaptı ya da yapılmadı mı, sadece o menfez mi diğer menfezlerin durumu ne? Rayların, bu kadar başıboş olması çok korkunç, yol bekçiliğinden ödenek yok diye vazgeçilmesi kabul edilemez. Biraz daha fazla vergi vermeye razıydım, o ödenekler yerini bulsaydı keşke…”

***

Her aşaması ihmalle dolu

Mısra Öz facianın yaşandığı günden şu ana kadar pek çok ihmal yaşandığını şu sözlerle ifade ediyor:

»Kazadan önceki ihmaller ayrı kaza sonrasındaki ihmaller ayrı. Hastanelerde yaşanan ihmaller apayrı. Herkes ulaşmaya çalışıyor ailesine ama yayın yasağı var. İnsanlara ailelerinin kaldırıldığı hastaneler bile yanlış söylendi. Bütün aileler dağılmaya başladı, telefonlar geliyor yanlış hastane ismi veriliyor. Polislere yalvarıyorum çocuğum orada diye, geçemezsin diyorlar. Su taşıyan arabayla gidebildim çocuğumun yanına. Giderken de görevliler araç yol durumuna uygun olmadığı için ‘biz bu arabayla giremeyiz ki oraya, daha büyük bir araç için de izin almamız gerekiyor’ dediler. Böyle bir zamanda hangi izinden bahsettiklerini bile soramıyorsunuz görevlilere. Facia varken yardımın izni mi olur? Biz yine oraya kendi olanaklarımızla gidebildik.

»Şu anda kimsenin bildiği bir şey yok. Adli tatil bitene kadar da biz şahsi başvuru yapamıyoruz. Olayın üzerinden iki gün sonra bu tren hattı açıldı. İki gün içinde hangi delil toplandı bu da önemli bir soru. İki günde neyi düzelttiler? Soruyoruz ama kimse yanıt vermiyor. Binen kişiler bana mesaj attı, trende yolculuk edenlerin büyük kısmı kaza yerine gelmeden ayrılmış trenden en azından bana öyle söylüyorlar. Tren hala olay yerinden aşırı düşük hızla geçiyormuş. Buna ihtiyaç neden hala duyuluyor? Bunları soruyorum ve hiçbir yanıt alamıyorum.

***

Mısra Öz, bundan sonra hayatını sıradan insanların desteği ve adalet mücadelesiyle yürüteceğini tek bir kendisini dinlese bile mücadelesinin devam edeceğini şöyle anlatıyor:

Mücadele için umut gerekli
‘Adalet yok, hukuk yok, daha önce hangi dava sonuçlandı ki’ inancıyla yola başlarsam ayakta duramam. Belki daha sonra başka canlar yanmayacak bir kere doğru ceza uygulanırsa, yani en yüksek merciden en düşüğüne kadar her kademede sorumlular bulunursa tekrarı yaşanmayacak diye düşünüyorum. Bu ülkede herkes için daha güzel günler yaşanabilsin diye mücadele veriyorum. Ben son nefesimi verene ellerim titreyene kadar her yerde yazmaya konuşmaya devam edeceğim. Sorumlular ne yaptı ne yapmadı, bana kimler yardımcı oldu kimler olmadı yazacağım. Sadece oğlum için değil, 25 kişinin tamamı için yazacağım. Ama inanmak gerekiyor. Bir şeyler mutlaka değişecek bu yıl değilse 3 yıl sonra değişecek işte bu inatla devam edersek belki o zaman yaptıklarımız işe yaracak. Oğuz Arda’nın seveceği şekilde söyleyelim diyor Mısra Öz, “ mağlup olacağım diye maça başlarsan kaybedersin”



Sıradan insanlar sayesinde ayaktayız
Sıradan insanların kendisiyle yürüttüğü dayanışma sayesinde ayakta kaldığını söyleyen Mısra Öz, “Oğlum oğlunuza çok benziyor ne zaman isterseniz getireyim sevin diyen aileler var. Ayrıca oğlumun saçını sakladığımı bilen bir anne de arayıp onu isterseniz her zaman boynunuzda taşıyabileceğiniz bir kolye yapayım dedi. Ben elimle götürüp verdim oğlumun saçlarını, benimle birlikte sarılıp hüngür hüngür ağladı. Çok güzel yürekler var” diyor. Sadece yutkunup sarılabiliyoruz.

***

Ailelerle dayanışma

Faciayı yaşayan aileler olarak birbirlerine destek olduklarını dile getiren Öz dayanışmalarını şu sözlerle ifade ediyor: “Evet, ben oğlumu ve eski eşimi yitirdim. Fakat bu olayı yaşayan tren içinden çıkan aileler var. Ben onların da sesi olmak istiyorum. Funda abla var. Faciada o da iki kızını ve bir yeğenini kaybetti. Olayı canlı canlı yaşadı. Zeliha abla var, iki kız kardeşini 6 aylık yeğenini ve 14 yaşında kızını kaybetti. Bunun gibi trajedisi çok boyutlu olan insanlar var. Zeliha abla Çorlu’da bizim sesimizi duyur diyor. Pek çok yaralı var. Oldukça zor durumdalar. Yaralı olan aileler çalışamıyorlar hala hastanelerde oldukları için ama yardım eden yok, arayan soran yok.”

En Çok Okunan Haberler