Büyük olsun, bizim olsun!

Bu konuyu daha önce de yazmıştım; 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Yasa ile büyükşehir sayısı 30’a çıkarılırken, bu illerde büyükşehir sınırı il sınırı haline geldi. Bu arada, işlevsiz kalan il özel idareleri lağvedildi ve köyler de tüzel kişiliklerini yitirerek, mahalleye dönüştüler.

Köyden mahalleye dönüşen yerleşmelerin ortak malları ellerinden alındı, meraların geleceği tümüyle soru işareti haline geldi. Bu arada tepkileri önlemek için söz konusu kırsal yerleşmelerin bazı vergi ve harçları kentlerdeki düzeyde ödemeleri önümüzdeki seçime kadar ertelendi. Lakin imar ve ruhsat konusunda artık kentte inşaat yapan nasıl davranıyorsa, kırda da öyle davranılması gerekiyor. Dahası, kentsel yerleşmelerde hayvancılık yapmak yasaklandığından, bu yerleşmelerde şimdi fiili olarak hayvancılık yapılsa da, birileri şikayetçi olunca sıkıntılar yaşanıyor.

Bu konuda bir çalışma yapmak üzere geçtiğimiz günlerde Eskişehir’e gittik. Eskişehir’in kırsal kesimine yaptığımız ziyaret sırasında gördük ki, bu kırsal mahallerde yaşayanlar arasında bu statü değişikliğinden memnun olan bir tane vatandaş bulmak mümkün değil. Herkes bir yerden tutturup, şikayet ediyor; kimisi, yanan çatıyı tamir ederken yediği cezadan, kimisi, köyün okul alanına milli emlak tarafından el konulmasından, kimisi de muhtarın bir forsunun kalmamasından şikayetçi.

Merkez Belediyeler açısından da bu değişimin olumlu karşılandığını söylemek mümkün değil! Ziyaret edebildiğimiz merkeze yakın bu kırsal yerleşmelere yönelik, başta büyükşehir belediyesi olmak üzere, ilgili belediyeler çeşitli hizmetleri vermeye çalışıyorlar. Köylere günde birkaç kez belediye otobüsü, belli aralıklarla atıkları toplamak için çöp kamyonları gidiyor. Yer yer sosyal projelerle ilgili çalışmaların yapıldığı da görüşmelerde dile getirildi. Ne var ki ağırlıklı olarak 20-30 haneye düşmüş ve geniş bir alana yayılmış bu yerleşmelere hizmet götürmek oldukça zahmetli, zahmetli olduğu kadar da maliyetli bir uğraş! Uluslararası uzmanlar böylesi bir hizmet modelini akılcı bulmuyorlar; aynı kaynakla kentte toplu yerleşmiş çok daha geniş bir kesime hizmet sunmanın daha anlamlı olduğunu söylüyorlar.

Toplumsal ve ekonomik olarak rasyonalitesini kurmakta zorlandığımız köy niteliğindeki yerleşmeleri kent sınırlarına dahil eden bu yaklaşımın gerisinde siyasal bir rasyonalite bulunduğundan kuşku yok! Görmek içinse Eskişehir’de 2014 Yerel Seçim sonuçlarının verildiği tabloya bakmak yeterli.

Tablo şunu söylüyor; CHP’nin il bütününde oyların % 40, 42’sini, AKP ise % 36,99’unu almış. Buna karşılık büyükşehir belediye meclisinde AKP çoğunlukta! Diğer bir anlatımla, oyların % 44,81’ini alarak büyükşehir belediye başkanı olan Yılmaz Büyükerşen büyükşehir meclisinde azınlıkta ve son 3, 5 yıldır sıkıntılar yaşayarak belediyeyi yönetiyor.

Ortada garabet bir durum var; daha önce büyükşehir sınırlarına dâhil olan ve CHP yönetiminde olan Tepebaşı ve Odunpazarı belediyelerinin nüfusu 685 bin olmasına karşın, büyükşehir meclisine toplamda 16 üye gönderiyorlar. Geriye kalan ve sonradan büyükşehir sınırına dâhil edilen 12 ilçenin ise 114 bin nüfusu var ama büyükşehir meclisine 29 üye gönderiyorlar. Öyle olunca da ilde AKP’ye % 3 civarında fark atan CHP mecliste azınlığa düşüyor.

Bu değişiklik yapılmamış olsaydı, Odunpazarı ve Tepebaşı ilçe ve bu ilçelerin sınırlarından oluşan büyükşehir meclisinde CHP ezici bir üstünlüğe sahip olacaktı. Yapılan bu ince hesaplar ve belirlenen sınırlarla daha az oyu olan AKP, büyükşehir belediye başkanlığını alamadı ama meclisini kontrol ediyor. Hesap budur!

İyi de beş yıl önceki hikâyeyi bugün niçin tekrar gündeme getiriyorum. Şu nedenle, yaygın biçimde bu tür bir uygulamanın birçok ili daha içine alacak biçimde genişletileceği konuşuluyor ve yetkili bakanlar bu yönde bir çalışmanın yapıldığını doğruluyorlar.

Hesap, kırsal oyları seferber ederek, kent merkezlerini almak! İyi de bu oyları veren kırsal nüfusun bu işten kazancı ne? Hiç fena değil, sıralamakla da bitmiyor; yüzlerce yıllık köyünün tüzel kişiliğini yitiriyorsun, meranı, ortak mallarını elinden alıyorlar, hayvancılık yapamıyorsun, bina yapmak için mimarlık okumak zorunda kalıyorsun, önümüzdeki dönem bir de çöp, emlak vergisi ve bilumum harçları kenttekiler gibi ödersen, daha ne olsun? Düşünsene köyünün kaderini belirleyemiyorsun ama kentin kaderi senin ellerinde!

Bu ülkede artık normal bir hikâye yok ya, bir tane de ben anlatayım dedim!

En Çok Okunan Haberler