Can Güngör: Kadıköy’ün müziği yok, ruhu var

BURAK ABATAY @abatayburak

2015 yılında yayımladığı ‘Silik Düşler’ albümüyle büyük bir çıkış yakalayan Can Güngör, ikinci albümü öncesinde ilk teklisi Teselli’yi dinleyicisiyle buluşturdu. Etkileyici sözleri ve düzenlemelerdeki başarısıyla dikkat çeken Güngör, yeni dönem müziğimizin en dikkat çeken isimlerinden. Can Güngör ile yeni teklisi Teselli’yi ve müziğini konuştuk.

»’Silik Düşler’ albümü etki alanı yüksek bir hava yarattı. Sizin için sürpriz bir şey miydi bu?
Edip Cansever ‘anlaşılmak kimsenin olamaz’ demiş ya; ilk albümümle insanlarla buluşabildiğim ve derdimi anlatabildiğim için çok mutluyum. Şarkıları bestelerken ve sonrasında yaptığım demoları yollarda dinlerken, bunun dinleyenler tarafından benimsenebileceği ve bazı insanların dünyasına dahil olabileceği hayali beni heyecanlandıran bir şeydi. Ne mutlu ki bu hayal ettiğimden biraz daha öteye bile gitti. Şu an halihazırda yaptığım müziği benimseyen ve yenilerini bekleyen insanların olduğunu bilmek bana müthiş bir güç ve güven duygusu veriyor.

»’Teselli’ ile beraber çok daha katmanlı bir şarkıyla karşılaşıyoruz.
Müzikle olan ilişkim güçlendikçe daha esnek ve özgür kurgular yaratmaya başladım sanırım. Bazen bazı şarkılar klasik formların dışına çıkmaya da mecbur bırakıyor insanı. Benim için epey çetrefilli olan bir duygu durumunu ve haller bütününü; düşmeler, kalkmalar ve ani seyir değişiklikleri olmadan anlatamazdım galiba. Son sıralar müzikal episodlara da daha çok ilgi duymaya başladım. Sözün kendini müziğe teslim ettiği anları çok özel buluyorum. O anlar sözlerin çözemediği düğümleri çözebiliyor ya da bitmiş gibi görünen bir ifadeyi bambaşka şekillerde sürdürebiliyor. Bütün bu uğraşlar ve bilinmezlik müziği benim için çok daha eğlenceli kılıyor.

»Şarkıdaki tüm enstrümanlar yine size mi ait?
Yeni albüm sürecine girmeden önce daha paylaşımcı olacağıma dair kendimi eğitmeye çalışıyordum aslında; ama dönüp dolaşıp yine bildiğim sulara geri döndüm. Eğer kafamda müziği oluşturduysam, enstrüman tavrına karar verdiysem paylaşmakta güçlük çekiyorum. Birçok enstrümanı kaydedilebilir seviyede çalmaya alıştırmış durumdayım kendimi ve bunun bana kazandırdığı hız da sevdiğim bir şey. Soruya dönmek gerekirse davul, bas gitar, elektrik gitar ve tuşlu çalgıları ben çaldım. Daha önceden belirlemiş olduğum birkaç gitar partisyonunu da konserlerimde de bana eşlik eden dostum Can Aydınoğlu’yla paylaştım.

‘Şiirsellik hep ağır basıyor’
»Hangi enstrümanları ne düzeyde çalabiliyorsunuz?

En yetkin olduğum enstrüman sanırım davul. Uzun bir dönem obsesyon derecesinde davul çalıştım, birkaç hocadan belirli süreler dersler de aldım. Hatta hatrı sayılır sürelerde davul öğrettiğim öğrencilerim de oldu. Geri kalan enstrümanları tamamen kendi çabalarımla ve eş dost muhabbetleriyle öğrendim diyebilirim. Gitar, bas gitar, piyano ve çok çok az da klarnet çalabiliyorum. En son kendime bir cura aldım, hobi mahiyetinde onunla uğraşıyorum son sıra.

»“Sözün kendini müziğe teslim ettiği anları çok özel buluyorum” dediniz. Şarkı sözleri ne kadar etkili şarkılarınızda?
Yazdığım şarkıların çoğunda sözler, hatta bazen sadece yan yana duran birkaç kelime çıkış noktası olabiliyor. Gün içerisinde çok fazla şey karaladığım oluyor, gitar ya da piyano başına geçtiğimde elime gelen müzikal bi fikri sözlerle kavuşturmaya ve hikâyeleştirmeye çalışıyorum. Sözlere ayrı bir önem veriyorum çünkü bir şarkıdaki anlaşılabilir en bariz katmanı söylediğim sözler oluşturuyor. Bazen direkt anlatmayı tercih etsem de, çok anlamlılık ve şiirsellik hep daha ağır basıyor sanırım.

»’Belli başlı şarkı yazma kalıpları vardı ve bunlar değişiyor artık’ diyorsunuz bir söyleşinizde. Değişen nedir?
Genç müzisyen güruh, destekçisi ve dinleyeni arttıkça daha cesur davranıyor gibi geliyor bana. Dinleyenler daha özel üretimlerin peşine düşüyorlar. Basmakalıp işlerin kokusu daha hızlı alınıyor. İnternet, insanlara birbirlerine ne kadar da benzediklerini gösterdi ve bu ilk zamanlarda olduğu kadar eğlenceli değil. Velhasıl bir dönem artık kesinlikle kapanmış durumda; müzik tekrardan tutkulu ve sahici müzisyenlerin ellerine geri dönüyor.

»Oysaki kimi insanlar Ortaçgil’in, Kızılok’un, Ezginin Günlüğü ya da Yeni Türkü’nün müziğine geri dönüş olarak yorumluyor müziğimizdeki bu değişimi. Siz nasıl yorumluyorsunuz bu yorumu?
‘Geri dönüş’ olarak bahsedilen şeyin müzikten daha çok tavırda olduğunu düşünüyorum. Yeni ve özel şeylerin peşine düşen ve kolaya kaçmayan sanatçılar her dönemde var olmuştur. Ne mutlu ki; bize yol açan, ilham veren onlarca isim yetişmiş memlekette. Bizim şansımız internetin getirdiği fırsat eşitliği. Kendimizi duyurma şansımız çok daha fazla.

‘Kadıköy birçok açıdan biriciktir’
»Türkçe müzik dinlemeyen ‘snop’ bir tayfa artık Kadıköy müziğinden bahsediyor. Şehrin ruhu değişti de, müzik de öyle mi değişti? Kentin sosyolojisi nasıl etkiledi müziği?

Kadıköy’e atfedilen, özellikle müzik hususunda atfedilen şeyleri anlamakta güçlük çekiyorum. Benim için bir Kadıköy müziği yok. Sanırım yurtdışındaki lokalden yeşeren müzik akımlarına öykünmeden böyle bir heves var. Bristol, Liverpool ya da Brooklyn gibi bahsetmek istiyorlar insanlar Kadıköy’den. Lakin alternatif olarak hangi semti koyacağız? Hangi ayırt edici yön ve özelliklerle? Beyoğlu mu? Keşke yapabilsek. Sadece şunu söyleyebilirim; Kadıköy belirli bir tayfanın kendi hayat tarzını rahatlıkla gerçekleştirebildiği ve kendine benzer insanları bulabildiği bir semt. Ve bu da sanatla uğraşan insanların hayatını kolaylaştırmakta. Kadıköy, İstanbul ve Türkiye ölçeğinde birçok açıdan biriciktir. Dünden bugüne birçok sanatçıya da yuva olmuştur. Lakin müzik olarak kümeleyecek kadar ortak özellik olduğundan bahsetmek çok zor. Keşke olsa. Semtlerin, şehirlerin ayırt edici müzikleri olsa. Elbette yerel müzikleri kastetmeden söylüyorum; keşke İzmir müziği desek, Sinop’tan çıkan grupların ‘sound’undan filan konuşsak ne bileyim.

‘Her şey birbirini etkiliyor’
»Kadıköy, Türkiye’de metal müziğe de, rap müziğe de ev sahipliği yaptı ama uzun bir süre. Bu tesadüf müydü?
Bu tam olarak bilebileceğim bir şey değil sanırım. Bunun sosyal ve de ekonomik birçok sebebi vardır. Civardaki iyi okullar, müzik yarışmaları, Akmar Pasajı, zamanında yapılan sinema konserleri vs. Benim çocukluğum Bakırköy’de geçti misal. Bakırköy bir orta/orta-üst sınıf semti olmasaydı civarda o kadar kasetçi olmazdı. Benim iki haftada bir kaset alacak kadar harçlığım olmasaydı beni etkileyen birçok albümden mahrum kalırdım. Her şey birbirini tuhaf ve önemli bir şekilde etkiliyor.

»’Teselli’ye geri dönecek olursak, yeni albümün habercisi bir tekli mi?
Sanırım tekli olarak ‘Teselli’yi seçmekteki niyetim, yeni albümün; ilk albümün ya da çokça ilgi gören ‘Yalnız Ölmek’in bir devamı olmadığını vurgulamak ve müzikal olarak gidebileceğim yönleri göstermekti. Bu anlamda ‘Teselli’ şaşırtan bir haberci olarak adlandırılabilir. Yeni albüm ‘Teselli’ye benzeyen şarkılardan oluşan bir albüm de değil aslında. Ama skala olarak ele alınırsa, skalanın bir ucunda o var diyebilirim.

»Yakın zamanda konser var mı?
En son konserimizi geçtiğimiz yıl nisan ayında gerçekleştirdik. Çok sevdiğim Korhan Futacı ve Kara Orkestra’yla paylaştığımız sahnede müthiş bir akşam geçirdik. O zamandan bu zamana konser yapmadım çünkü yeni albüm çıkana kadar konser yapmama kararı aldım. Niyetim yeni albüm şarkılarına odaklanmak ve konser repertuvarına yeni şarkıları da ekleyip konser akışını yenilemek ve tazelemekti ama beklediğimden uzun bir ara oldu ve sahnede olmayı, şarkılarımı söyleyeceğim için heyecanlanmayı epey özledim. Sonbaharda yayınlanacak albüm sonrası çalabileceğim kadar çalmak ve dinleyenlerle buluşmak istiyorum.

En Çok Okunan Haberler