Çocuğa yönelik algı değişmeli

Hazırlayan: Ekin Akyaz

Türkiye’de çocuk istismarına yönelik önleyici tedbirler alınmıyor. Bu durum bazı soruları da açığa çıkartıyor: Çocuk haklarını temel alan uygulamalar mevcut mu? Sadece cezalandırmaya odaklanmak sorunları çözer mi? Veriler açık ve şeffaf mı? Bu soruların yanıtlarını uzmanlar BirGün’e yanıtladı.

Çocuğa yönelik algı değişmeli

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve çocuklara yönelik toplumsal bakış açısı da istismarı doğuran zeminleri güçlendiriyor. Bu anlamda çocuk politikalarının kadına yönelik politikalarla ilişkili olduğu düşünülüyor. Çocuk her zaman gündem olsun diye yola çıkan fakat Kasım 2016’da KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nden Ezgi Koman ile konuştuk.

İstismarın bir şiddet meselesi olduğunu vurgulamanın çok önemli olduğunu söyleyen Ezgi Koman, “Bu tür durumlarda şiddeti vurgulamak önemli çünkü gücün kötüye kullanımı söz konusudur. Çocuğun nasıl algılandığı da oldukça önemlidir. Çocuk sürekli güçsüz korumaya muhtaç ailenin ya da devletin malı gibi ve sahibi olunan bir varlık olarak algılandığı sürece, cinsel şiddete de en kolay maruz kalan grup oluyor” dedi.

Çocukluk paradigmasını değiştirmeye yönelik çalışmalar yapmaya çalıştıklarını söyleyen Koman. “Bütün hak ihlallerinin temelinde yatan çocuğun toplumdaki algılanışıyla da ilişkilidir. Çocuğun, devlette de ailede de medyada da sokakta da ve eğitimde de algılanış biçiminde ciddi değişiklik yaratmak gerekiyor. Çocuk hep mağdur dilinden konuşulursa şiddete çok daha açık hale geliyor” diye konuştu.



Kadın politikaları ile paralel
Kadına yönelik politikalarla çocuğa yönelik politikalar paralel olduğunu belirten Koman sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü bu meselenin cinsellikle alakası yok. Gücünü kötüye kullanma güdüsüyle çok ilgili, çocuk sürekli zayıf ve mağdur görülüyor. Kendi haklarının ne olacağı düşünülmüyor. Sadece başına kötü bir şey geldiği zaman gündem ediliyor. İşte bu noktada kadına yönelik şiddetle çocuğa yönelik şiddet arasındaki paralellik de açığa çıkıyor. Çocukların hakları özgürlükleri olan eşit bireyler olarak algılanması için uğraşmak gerekiyor. Örneğin, böyle görülmediği için çocuğa yönelik şiddet terbiye aracı olarak meşrulaştırılabiliyor.”

Devletin görevi
Ceza yönteminin değil önleyici politikaların konuşulması gerektiği söyleyen Koman, “Çocuk hakları sözleşmesine taraf olan bir ülkede, çocuğu koruma görevi devlette olmalı. Çocukları önce kendisi şiddete maruz bırakmayacak ardından üçüncü kişilerin şiddetini önleyecek. Ve bu şiddete uğramadan yaşamaları için her türlü olanağı sağlayacak. Çocukların güçlendirilmesi gerekiyor ama sizin de çocukların rahatlıkla ulaşabileceği bir başvuru mekanizmasını yaratmanız gerekiyor” dedi.


ALO 183 hattı kullanışlı değil
Böyle durumlarda çocuğun rahatlıkla kullanabileceği mekanizmaların geliştirilmediğini söyleyen Koman sözlerini şöyle sonlandırdı: “Başvuru mekanizmaları da çok kısıtlı, 183 hattı maalesef çocukların rahatlıkla kullanabilecekleri bir başvuru mekanizması değil. Çocukların her yerde kolaylıkla ulaşabilecekleri mekanizmalar olması gerekiyor. Bir kere her çocuk bunu bilmiyor. Onun dışında ihbarda bulunacakları zamanda resmi kayıt işlemi yapılıyor. Dolayısıyla da ihbar edenler de bu mekanizmadan çekiniyor. Sonra sadece çocuklara yönelik bir uygulama değil ve o telefonu açan memurun yetkinliği de önemli ama bu konu da düşünülmüyor. Cinsel şiddet konusunda çocukların rahatlıkla başvurmalarını sağlayacağımız bir mekanizma yaratmamız gerekiyor. Çocuk böyle güçlenmiş olur.”

***

Çocuk istismarını bütün yönleriyle ele almalıyız

İhmaller ve önleme dair politikalar yeterince güçlü olmadığı için alanda çalışan insanlara çok fazla sorumluluk düşüyor. Bu alanın önemli bir parçasını da psikologlar oluşturuyor. Çocuğa yönelik bütün istismar alanlarında mücadele etmek gerekiyor. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde Araştırma Görevlisi ve Türk Psikologlar Derneği yönetim kurulu üyesi Özge Şahin BirGün’e konu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Şahin özetle şunları söyledi:

»İstismarın bütün yönleri düşünülmeli: Sadece cinsel istismara karşı değil çocuk karşı istismarın bütün türleriyle mücadele çok önemli ama Türkiye’de cinsellik çok önemli bir kavram olduğu için ve çok somut sorunlar da yaşandığından cinsel istismar çok fazla ön plana çıkıyor. Fiziksel istismar da karşımıza çıkan önemli bir sorundur. Bu sorun daha çok kültürel bakış açısından da kaynaklanır. Örneğin çocuğa karşı, “Eti senin kemiği benim” gibi yaklaşımlar bu durumu güçlendiriyor. Biz, biliyoruz ki duygusal istismar da çok önemli. En çok atlanan, hiç başvuru yapılmayan ama uzun vadede aslında yetişkinlik hayatında gördüğümüz en can yakıcı konulardan biridir.

»Mahremiyet eğitimi değil cinsel eğitim: Bu alanda yapılan çalışmalarda çok dikkatli olmak gerekir. Örneğin çocuğun cinsel eğitimi denmiyor daha çok mahremiyet eğitimi deniliyor. Yine bir cinsellikten uzaklaşma söz konusu. 3 yaşından itibaren çocuklara bu alanda eğitim verilmeli. Bunun dışında aileler de çok önemli. Çünkü ailelerin, çalıştığımız zaman nasıl konuşacaklarını bilmediğini görüyoruz. Yani kendilerinin de çok uzak olduğu bir literatür aslında bu. Ya yetişkine anlatır gibi anlatıyorlar ya da çocuğu azarlıyorlar. ‘Ayıptır, günahtır’ ve ‘bunlar konuşulmaz’ diyerek susulmasına yol açıyorlar.

»Sınırlar çok önemli: Ruhsal ve bedensel sınırlar çok önemlidir. Beden sınırının aşılması, çocuktur onun yerine sen karar alabilirsin algısından kaynaklanan bir sorundur. Fakat çocuklar zaten bilişsel gelişimi gereğince iyi nerede kötü nerede sezgisel olarak oldukça iyi anlıyorlar bence. Çalıştığım çocukların çoğu cinsel istismara uğradıklarının ve ya kendilerine kötü bir şey yapıldıklarının duygu olarak farkındalar ama özel bölge ne, kadın ne, erkek ne gibi biyolojik temelli eğitim aldıkları zaman daha çok farkında olabiliyorlar. Fakat bu eğitimlerin, alanında uzman insanlar tarafından verilmesi çocuğun gelişimi için hayati önem taşıyor.

»Sakince kalıcı önlemler düşünmek gerekiyor: Bir çocuk bakanlığı olsa çok güzel olur. Çocukların rahatlıkla başvurabildikleri bir sistem olsa ve burada çocukların çok yönlü destekleri sağlanabilirse önemli bir yol katedilecektir. Eğitimde çocukların yaşlarına ve gelişimlerine uygun bir cinsel eğitim almaları çok önemlidir. Çocukla çalışmak bire bir uzmanlık alanı yani çünkü çocukların gelişimleri farklı duygusal olarak daha farklı bir evredeler bilişsel olarak farklı bir evredeler. Mesela biz daha çok oyun ve resim değerlendirmesi yaparak konuşuyoruz çünkü o zaman çocuk kendini anlatmaya başlıyor.

***

16-17 yaşa izne bağlı evlilikler kaldırılsın

Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Ağı’ndan Şahin Antakyalıoğlu: Erken evliliklere izinler çocuk istismarının önünü açtı

Çocuğa yönelik cinsel istismarda hukuksal süreç de oldukça önemli. Özellikle çocuk evliliklerine verilen özel izinlerin çocuk gebeliklerinin önünü açtığı düşünülüyor. Konuyu, Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Ağı’ndan Avukat Şahin Antakyalıoğlu ile konuştuk.

»16-17 yaş evlilikleri Medeni Kanuna göre özel izne bağlı uygulanabiliyor. Bu özel izne bağlı kılınma halinin istismara zemin hazırladığı düşünülüyor. Bu konuda fikirleriniz nelerdir?
Medeni Kanun’a göre, 17 yaşını doldurmadıkça evlenilemez deniyor. Fakat olağandışı bir durum ya da önemli bir sebep varsa, 16 yaşında mahkeme onayı, 17 yaşında ebeveyn onayı ile evlenebilir şeklinde bir ifade ile tamamlanıyor. Dolayısıyla Medeni Kanun bu anlamda maalesef 18 yaş altı evliliklere müsaade ediyor. Fakat Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmeler var. Kadına karşı ayrımcılığın tasfiyesine ilişkin sözleşme, kadına karşı şiddetin önlenmesine ilişkin sözleşme, İstanbul Sözleşmesi, cinsel sömürü ve istismardan korunmaya dair Avrupa Konseyi sözleşmesi var. Çocuk hakları komitesi var… Yargı mensuplarının, aile hakimlerinin bu sözleşmeleri gerekçe göstererek erken evliliklerin davalarını reddetmesi gerek.

»Medeni Kanuna göre ne gibi bir olağanüstü durum olabilir?
Kanunda bu kısım yoruma açık bırakılmıştır. Yargıtay yorum yapıyor. Bugüne kadar verilmiş kararlardan şunu anlıyoruz, gebelik durumu özellikle bir olağanüstü durum olarak sayılmış ya da ‘çocuk evlenmezse düşkün hale gelecek, kimsesi yok’ gibi gerekçeler gösterilmiş. Fakat doğru olan çocuğun üstün yararı neyi gerektiriyorsa buna göre düşünmektir. Çare olarak evliliği düşünmek, çocuğun bakımını sağlamamak bir şiddet döngüsünü de açığa çıkarıyor. Bu döngüyü kırmak gerekiyor. Bu yoruma açıklığı bilen aileler durumu kullanıyor. Ya da koca hamile bırakıyor. Oysa çocuğun buna psikolojik olarak da hazır olmadığı ve doğum esnasında kayıpların olabileceğine ilişkin istatistikler var. Tıbben de ciddi sakıncaları var.

»Öte yandan, iyi hal indirimleri ve beraatlar oluyor. Geçenlerde Suriyeli bir çocuğa istismar suçunda, ‘yasal mevzuatı bilmiyorlardı’ gerekçesiyle beraat verildi. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aslında genele baktığımızda bunun bir bahane olarak kullanıldığı belli. Zaten Suriye’de evlilik yaşı 18. Kalkıp da mahkemeyi veya savcıyı nasıl kandırabiliyorlar. En kötü şunu yapabilirler, konsolosluğa yazı yazılabilir. İstanbul’da Suriye konsolosluğu var. Sorulabilir mesela, sizin ülkenizde evlenme yaşı kaçtır diye. kendi halkı, ülkesinde evlenme yaşının 18 olduğunu bilmiyor mu? Biliyor. Ayrıca şöyle bir durumu da var işin bir de Ceza Kanunu boyutu var. Milletlerarası Özel Kanun var, 5. Maddesi’nde kamu düzenine aykırılık düzenlenmiştir. Yani bir şeriat hukuku varsa orada Türkiye’de kamu düzenine aykırı sayılıyor ve Türk Hukuk Sistemi devreye giriyor. Yani hiçbir koşulda yasaları bilememek gerekçe olmuyor.

»Bir de cezalarda bazı gerekçelerle indirimler söz konusu. Fakat Türkiye’nin de imzaladığı uluslararası sözleşmelere göre iyi hal indirimi uygulanmaması gerekiyor. Bu durum nasıl mümkün?
Bizim kendi kanunumuzdan kaynaklı bir şey. Yani aslında yargılama sürecinde failin gösterdiği tutum ve davranışlar örnek gösterilerek yapılıyor. Mahkemeye gelip gittiğinde tabiri caizse uslu durmuş mu, duruşmaya katılmış mı gibi şeyler yapılıyor. Aslında kravatla ceketle alakası yok. Duruşmada sorun, problem çıkarmamışsa, kavga etmemişse iyi hal indirimi uygulanmakta. Bu da doğru değil, çünkü esas olan zaten duruşmada aykırı bulunmamaktır. Eğer ki bir kişinin mahkeme düzenini etkileyen bir tutumu olmuşsa zaten ayrıca bir ceza verilmesi gerekir. Bunun mevcut işlediği suçla bir ilişkisi yoktur.

»Savcıların, hakimlerin bu tür durumlarda, demokratik kitle örgütleri ile birlikte çalışabileceklerine dair düzenlemeler mevcut. Bu uygulanıyor mu?
Tasarı haline gelmiş bir şey yok ama Çocuk Koruma Kanunu 4. Maddesi’nde 12 tane temel ilke sayılıyor. Çocuğun yaşı, gelişimi, katılım hakkı, eserlerinin korunması bunlar temel ilke olarak yer alıyor. Çocuğun tutuklanması, özgürlüğünden mahkûm bırakılması son çaredir. Çocuğun kurum bakanlığına alınması son çaredir, kimliğinin deşifre edilmemesiyle ilgili ilkeler de temel ilkelerdir. O maddeler içerisinde STK’lerle işbirliği de gerektiğinde var. 2015 yılından beri de vardı zaten. Ama maalesef genellikle uygulanmıyor.

En Çok Okunan Haberler