Cumhurbaşkanı seçimsizliği

Memleket yine seçim telaşında. Adayla belli olduktan sonra epeydir alışık olduğumuz iki buçuk Türkiye yeniden sahneye çıktı. Kanun değişikliğiyle yurtdışındaki vatandaşlara da bulundukları ülkelerde oy kullanma hakkı verilmesi seçimin sathını dünya geneline yaydı. Gurbetçilere, Almancılara ve sair gönüllü, gönülsüz, zorunlu yerinden olmuşlar da söz sahibi haline geldiler.

Yurtdışında yaşayan vatandaşlara oy hakkı son dönemde pek çok ülke tarafından uygulanmaya başlandı. Nedeni tamamen duygusal. Eskiden ‘sorunlu nüfuslardan kurtulma’ anlayışıyla umursanmayan gurbetçilerin aslında bir rolü, katkısı, önemi olabileceği anlaşıldı. Arap baharı, Kürt meselesi, İran’da demokratikleşme gibi geniş bir yelpaze de diyaspora gruplarının siyasi etkilerinin olduğu görüldü.

Vay böylece demokratikleşiriz, haydi şu Almancılara oy hakkı verelim denmediği malumunuz. Ancak bazı araştırmalar gurbetçi nüfusların yaşadığı ülkelerden köken ülkelerine doğru bir yatırım akışı olduğunu gösterdi. Göçmen dövizlerinin ötesinde, doğrudan yabancı sermaye akışlarında ve uluslararası ticaret ilişkilerinde ve hacminde göçmen nüfusların bir etkisi olduğu tahmin ediliyor.

Uzun lafın kısası, Almanya, İngiltere, Fransa ve diğer ülkeler seçim bölgeleri oluverdi. Bild gazetesinin ‘hoş gelmediniz, burada istenmiyorsunuz’ manşetiyle sunduğu Erdoğan’ın Köln mitingi yurt dışında da yurt içindekine benzer bir siyasi kamplaşmanın varlığını göstermesi açısından ilginçti. Warwick Üniversitesi’nden Dr Bahar Başer bir çalışmasında ‘bavulumdaki çatışma’ diyerek Türkiye’deki çatışmaların nasıl gurbete de aktarıldığını anlatmıştı. Dolayısıyla burada bir sürpriz yok. Bu yurtdışındaki iki buçuk Türkiye’nin Londra ayağında da bugün Selahattin Demirtaş miting yapıyor. Demirtaş sözü itibariyle seçimin tek radikal adayı. İlla bir sol adaydan bahsedilecekse bu seçimin sol adayı Demirtaş. Seçimi kazanma ihtimali ise maalesef yok.

Özellikle sosyal demokratlar arasında isminin telaffuzunda ciddi problemler yaşanan Ekmeleddin İhsanoğlu ise zaten miting yapmayacağını ilan etmişti. Bir nevi alternatif programla seçim çalışması yürütüyor olmasını ilginç buluyorum. Yani meydanlarda çevre, görüntü ve ses kirliliği yaratmadan siyaset yapılabildiğini anlayanlar olabilir diye umuyorum. İhsanoğlu sadece CHP değil, MHP ve BBP tabanında da sınırlı da olsa tepki almakta ancak genel itibariyle bir merkez sağ aday olarak seçimi kazanma şansı var.

Erdoğan’ın seferber ettiği imkanları itibariyle devletin adayı olduğunu belirtmek lazım. Yani ortada yine eşitsiz bir yarış var. Bu eşitsiz yarışta kazanma ihtimali en yüksek aday da o. Elimizde tahmin yürütmek için kullanabileceğimiz genel ve yerel seçim sonuçları da mevcut. CHP, MHP ve diğer küçük ortaklar fire vermezse İhsanoğlu kazanır diye düşünüyorum. Aksi takdirde Erdoğan köşke çıkar.

Demirtaş, HDP, BDP ve PKK’nin tavrı ikinci tur açısından önemli. Kürt seçmen bildiğimize oy verelim derlerse diğerinin şansı pek yok. İhsanoğlu, muhafazakar Kürt seçmene pek bir yabancı gelebilir. Bunu herhalde ilk tur sonuçlarından sonra daha iyi görebileceğiz.

Kime oy verelim onu da söyleseydin diyenler olabilir. Teknik olarak oy veremeyeceğim ancak verebilecek olsaydım da destekleyecek bir aday bulamazdım. Siyasetin yoğun bir pazarlama çabası ve stratejisi gerektirdiği ortada. O zaman da her yol müşteri memnuniyetine çıkıyor. Türkiye’de iktidar olmak istiyorsanız kabaca yüzde 80 muhafazakar bir seçmene hitap edecek bir parti, program ve adaylar silsilesine ihtiyacınız var.

Yok biz ucundan biraz değiştirelim diyorsanız, o zaman radikal bir şeyler söyleyin ki alternatif bir yol olduğunu insanlar duysun. Daha önce CHP’nin tüm yerel seçim adayları kadın olsa güzel olur diye yazmıştım. Şimdi kadın adayın olmadığı bir seçim daha kapıda. Başka azınlık gruplardan da adaylar olabilir. Ama bu seçimi kim kazanırsa kazansın mağlup sayılır bu yolda galip. Onu da başka bir gün yazarım.

İyi pazarlar ve bol şanslar.

En Çok Okunan Haberler