Dava Adamı

‘Hafıza-i beşer nisyânla malûl’ olmasın diye

 Avukattır. Sorulduğunda “Samsunlu’yum” demesi, dedesinin Samsun eşrafından olmasındandır. 1974 yılında bitirmiştir Hukuk Fakültesi’ni. İstanbul Hukuk’ta başlamış, Ankara Hukuk’ta tamamlamı ştır eğitimini. İstanbul’da okurken devrimcilerin arasına katılmış, bir daha da onlardan kopmamıştır. Ankara’ya geldiğinde AYÖD yönetiminde bulunanlarla tanışmış, devrimci hareket içindeki yerini pekiştirmiştir. Mezuniyet sonrası stajını İnsan Hakları Derneği eski başkanlarından Nevzat Helvacı’nın yanında yapmıştır. Çağdaş Hukukçular ve İnsan Hakları derneklerinin kuruluşlarında bulunmuş, aktif görevler almı ştır. Kayıtlarda ilk politik davasının, Devrimci Savaş tarafından gerçekleştirilen tren soygunuyla ilgili olduğu yazılmaktadır. Kalp hastasıdır; avukatlık gibi kalbe zarar bir mesleği icra etmesi ve hatta tutup sıkıyönetim mahkemelerinde görülen politik davaları seçmesi, ölüme meydan okumak olarak değerlendirilebilir ama gel gör ki, o bir dava adamıdır. Staj sonrası Karadeniz Bakır İşletmeleri’nde göreve başlamış ama Ankara’dan, devrimci hareketten uzun süre ayrı kalmamıştır.

 Ankara’da bir grup arkadaşıyla oluşturdukları hukuk bürosunda politik davalarda yoğunlaşmaya başlamıştır. Kolay bir iş sanı lmasın, düzene muhalif bir kesimin savunması nı üstlenmek. Her baba yiğidin harcı değildir. Bunun böyle olduğu 12 Eylül’lü günlerde daha iyi anlaşılmıştır. Devrimciler içeride, İbo’lar dışarıda 12 Eylül’e karşı direnmişler, onur ve hukuk mücadelesi vermişlerdir.

 Babası da kalp hastasıdır. Zamansız terk etmiştir sevdiklerini. Kaderinin babasıyla aynı olduğunu bilmektedir. Bu yüzden, 12 yıl beklemiştir sevdiği bir kadınla evlenmek için. Bu yüzden, Devrimci Yol ana davasının bir an önce bitmesini istemiştir. “Şu kalp iflas etmeden, bitse şu dava” demiştir, şaka yollu. İçerdeki arkadaşlarını yarı yolda bırakmak istememiştir. O dava adamıdır çünkü. 1993’ün Ağustos’unda kaybettik onu. Bir gece vakti, dayandığında kalbinin kapısına acı, hastaneye gitmek bile istememiştir; yıllardır beklediği şey başlamıştır çünkü.

 MORAL VE NEŞE KAYNAĞI

 Bütün İbrahimlere “İbo” denir. Adeta kaderleridir bu onların. Kimisine yakışır bu kısaltma, kimisinde iğreti durur. İbrahim Tezan, “İbo”yu hak edenlerdendir. Kendi rızası yla olmasa bile, kendisine yakıştırmayı bilmiştir. Bir de “baba” lakabı vardır; hemen her arkadaş çevresinde çıkar karşımıza. Sözüne güvenilir, tereddütsüz sırt dönülür; fiziki görüntüsünden ziyade gönül adamı halleri ve sarıp sarmalayıcı olması önemlidir. Az biraz da bitirim olmak zaruridir. Kavgadaki gözü pekliği değildir mevzu bahis edilen. Zor günlerde arkadaşlarını, dostlarını ve belki de her şeyden önemlisi ona ihtiyaç duyanları yalnız başlarına bırakmamasıyla nam salmaktır önemli olan. Yine kendi rızasıyla değildir ama arkadaşları “Baba” demiştir ona.

 Bu satırların yazarına, yeniyetmeliğini onun yanında geçirdiği için “Baba” demek nasip olmamıştır. Bir de Devrimci Yol davası sanıklarının “baba” dediği duyulmamıştı r. Mamak’ta ve Anadolu’nun bilcümle cezaevlerinde yatan Devrimci Yolcuların “İbrahim abisi”dir. Nasıl olmasın; ömrü hayatı nı Devrimci Yol davalarına adamı ştır. Devrimci Yol davaları deyip geçmeyin! 12 Eylül darbesinden sonra toplam 36 Devrimci Yol davası açıldı. Binlerce insan bu davanın sanığı olarak yargılandı. Yüzbinlerce sayfalık mahkeme tutanakları, belgeler, emniyet tutanakları didik didik edildi. Yüzbinlerce sayfa mütalaa, iddianame, gerekçeli karar yazıldı. Dosyalardaki belgeler o yıllarda fazlaca gelişmiş olmayan fotokopi cihazları nda çoğaltıldı. Okumak için büyüteç kullanıldı. Tek tek okundu hepsi, altları çizildi, bürodaki avukatlar arasında tartışıldı. Bir insanın cezaevinden bir gün önce çıkması nı sağlamak için günler, geceler boyu daktilonun başında geçirildi.

 “Eh yani bir avukat için gereken bir mesai, o kadar çok müvekkilin maddi bir karşılığı vardır” diyen çıkabilir. Öyle değildir ama. Ankara’da, Sümer Sokak’ta, İbrahim Tezan, Mehdi Bektaş, Hürriyet Bektaş, Zeki Tavşancıl, Tuğrul Çakın ve Ahmet Atak tarafından kullanılan hukuk bürosunda bir başka hayat vardır. Cezaevinde yatanlar arkadaşları dır çünkü. Avukat görüşüne gitmek, cezaevinde yatan bir arkadaşı ziyaret etmektir, onlar için. Gönül bağı vardır araları nda, kader bağı. O yüzdendir; İbrahim Tezan’ı n, emekli bir amcanın Mamak’ta yatan kızı Feyza Dalak’ın dosyasıyla ilgilendiği için masasına bıraktığı parayı, ertesi gün görüşe gidip Feyza Dalak’ın namı hesabına yatırması. O yüzdendir; 12 Eylül’de arama emri çıkartılan ve kendisine benzeyen bir arkadaşına hüviyet cüzdanını vermesi.

 İbrahim Tezan’ı anlatırken atlatmayacak iki konu vardır. Birincisi, 12 Eylüllü günlerde adeta bir dernek gibi kullanılan Sümer Sokak’taki bürodur: Tutuklu yakınlarının hiç eksik olmadığı, görüşe gitmek için orada toplandıkları, dönüşte orada biriktikleri, çaylı sigaralı koyu sohbetlerin yapıldığı, kah ağlandığı kah gülündüğü ama İbrahim Tezan orada bulunduğu için daha çok gülündüğ ü ve kaçınılmaz olarak polisin gece gündüz göz altında tuttuğu… İkincisi ise İbrahim Tezan’ın büronun neşe kaynağı olması dır. Canı yanan annelerin, babaların, eşlerin büroya geldikleri yüz ifadeleriyle çıkarkenki ifadeleri arasındaki farkın yaratıcısıdır. Hele, idamla yargılananların mesleklerine ya da hiyerarşik (!) konumlarına bakarak eşlerine, örneğin; “devrim olsaydı, cumhurbaşkanı/sağlık bakanı karısı olacaktın, bak şimdi şu haline”, diyerek takılmayı çok severdi. Bürodan sessiz sedası z kaybolduğu zamanlar bilinirdi ki, TV’de Beşiktaş’ın maçı var.

 Bana yazmak düşsün. Bir arkadaşı İbrahim Tezan’ı şöyle tanımladı: “Erdemli ömrünü, hiçbir maddi çıkar gözetmeden Devrimci Yol davasına adadı.” Bitirirken; İbrahim Tezan benim nikâh şahidimdi. Şahitliğine halel getirmedik. Ne mutlu bize!

En Çok Okunan Haberler