Dengeyi değiştirmeliyiz

MHP’nin çağrısıyla gerçekleşen baskın seçimin sonucunu da MHP’nin aldığı oylar tayin etti. Ortaya çıkan sonuçlar, tek adam rejimini fiili durumdan daha ileri bir noktada kurumsallaştırılması anlamına geliyor. Tüm yetkinin tek kişide toplandığı bir yönetim biçimi, sermayenin hızlı karar alma gereksinimlerine ve uluslararası sistemin ihtiyaçlarına yanıt verme noktasında daha işlevsel bir sistem olarak görülecektir. Öte yandan Erdoğan’ın ülkeyi ancak böyle bir gücü kendinde toplayarak yönetebileceği de ortada. Bu durum 7 Haziran’dan başlayarak gelişen yönetme krizini de – sürekli olağanüstü hal anlamına gelen- yeni bir yönetim biçimi ile (geçici de olsa) aşılması anlamına geliyor.

•••

Seçim sonuçlarının kuşkusuz en çok üzerinde durulan konusu MHP oldu. MHP’nin beklenilenin aksine bir oy alması, seçim sonuçlarını tayin ederken MHP’nin önümüzdeki dönemdeki rolüne ilişkin bir tartışmayı da gündeme getirdi. Bunun tek başına seçimin ortaya çıkardığı bir sonuç olarak ele alınması eksik olur. 1 Kasım seçimlerine giden süreçten başlayarak MHP’nin temsil ettiği kesimlerle AKP’nin bir ittifakı söz konusu. Cemaat’in tasfiyesi ve Ortadoğu’daki gelişmelere bağlı olarak müzakere sürecinin sona ermesinin ardından, iktidar bloku AKP-MHP eksenli olarak yeniden şekillenmeye başlamıştı. Seçimlerden MHP’nin güçlü çıkmış olması, iktidar bloku içinde daha etkin olması anlamına gelmekle birlikte bunun çelişkili bir ittifak olduğu da unutulmamalı. MHP’nin bir adım öne çıkan etkinliğini görmekle birlikte tüm iktidar gücünün MHP’de toplandığı yönündeki değerlendirmeler ise her şeyden önce yeni sistemin Cumhurbaşkanı’nın verdiği yetkileri de küçümsemek anlamına gelir.

AKP-MHP iktidar blokunun geleceğine ilişkin asıl bakılması gereken nokta ise (günlük politikalardaki farklılıkların ötesinde) Ortadoğu’da, özellikle de Suriye’de iç savaşın bir çözüme doğru ilerlediği koşullarda, ortaya çıkacak sonuçlar olmalıdır. Bu iktidar blokunu bir araya getiren asıl nokta Suriye merkezli olarak yürütülen politikalardır. Suriye’deki sonuçlar iktidar blokunun alacağı biçimleri de doğrudan etkileyecektir.

•••

Seçimler, referandumda da olduğu gibi bir devlet hamlesi olarak yaşandı. Her aşamasında büyük bir eşitsizlik içinde yaşanan seçimlerin sonuçlarının olduğu gibi kabul edilmesi kuşkusuz ki mümkün değil. Seçim günü açığa çıkartılmış belirgin bir usulsüzlüğün olmaması da bu durumu değiştirmiyor. Dikkate alınması gereken noktalardan birisi de seçim gecesinde sokakların erken bir zafer havası ile doldurulması ile baskın bir sonuç ilanının da önceden planlı bir biçimde hayata geçirilmiş olmasıdır. Bu işaretleri de görmezden gelmeden durumun analiz edilmesinde fayda var.

Muhalefet dinamiğinin nüzerinde durulmalı

Bu koşullar altında ve 2 aydan kısa bir zaman içinde açığa çıkan muhalefet dinamiği üzerinde ayrıca durulması gerekir. Seçimlere ilişkin umut ve umutsuzluk ikileminde belirleyici olan dinamik de sandıklardaki rakamlardan önce bu devrimci direniş dinamikleridir. Bunu bir yana bırakarak salt seçim haritaları üzerinden yapılan değerlendirmeler ülke gerçekliğinin önemli bir yanını görmezden gelmek anlamına da geliyor. Muharrem İnce etrafında oluşan dinamizm çok kısa zamanda milyonların sokakları doldurduğu yeni bir muhalefet dalgasına dönüştü.

Gezi’den bu yana farklı biçimler alarak gelişen bu direniş dinamikleri akacak bir yatak bulduklarında açığa çıkıyor. Özellikle de gençlerin ve kadınların başını çektiği bu direniş dinamikleri AKP’nin gerçek anlamda kazanmasına imkân vermiyor. Sandıktaki dengeyi değiştirmese de toplumsal alandaki dengenin değişime doğru kaymaya devam ettiği, ülkenin en dinamik kesimlerinin bu arayışını bulduğu her fırsatta yeniden deneyeceği en önemli gerçeklerden biri olarak ortada duruyor.

•••

Muhalefet hareketleri açısından bakıldığında tam da bu direniş dinamiklerinin arayışlarına yanıt vermek, onlarla birleşerek toplumsal-siyasal bir güç oluşturacak mücadeleyi seçime taşımak anlamındaki bir eksiklikten söz etmek mümkün. Haziran’ın seçimlere ortak bir aday etrafında birleşik bir güç oluşturarak katılma önerisinin anlamı bugünden bakılınca daha iyi anlaşılıyor olsa gerek.

Muhalefet hareketinin CHP ve HDP ekseniyle sınırlı kaldığı bir tablo parlamentoda uzun süredir devam eden dengeyi bozacak bir durumu da ortaya çıkarmıyor. Bunun için dahi parlamento dışında bir güç oluşturmaya ihtiyaç olduğu fikri, özellikle seçimler söz konusu olduğu anda grupsal ya da bireysel arayışlar etrafında bir kenara bırakılabiliyor. Ancak seçim sonuçları –bu kez ders olur mu bilinmez ama- CHP ve HDP’nin dışında bağımsız bir odağa olan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyuyor. Taktik oy tutumlarının ötesinde sokakları dolduran milyonların arayışına CHP önderliğinin yanıt vermediği gibi HDP’nin bu kesimleri kapsaması mümkün değil. Solun en büyük yanlışlarından birisi Kürt ulusal hareketi etrafında birleşerek kazanılabileceğine ilişkin yanlışı tek çıkış yolu olarak öne çıkarmasıdır. Bu düşüncelerin belirlediği seçimlerde, sonunda 16 yıldır kurulan düzene karşı toplumun geneline seslenebilecek hiçbir gerçek çözüm önerisi de ortaya konulmadan, biraz popülizm biraz da şamata ile bu süreç tamamlandı. AKP’nin hegemonyası altında olmakla birlikte hayatından memnun da olmayan emekçi yoksul milyonların sorunlarına çözüm olabilecek düzen eleştirisine dayanan tek bir politika dahi ortaya koymadan seçim matematikleri üzerinden yapılabilecek şey buraya kadar… Asıl mesele bu politikasızlığı aşabilecek başka bir gücün, toplumsal-siyasal bir alternatif olarak örgütlenmesidir.

Düzenin köklü eleştirisi toplumsal güce dönüştürülmeli

Çok açık ki bugün kalıcı olmayan bu güç birikmesi karşısında değişim dinamiklerini birleşik ve örgütlü bir toplumsal güce dönüştürmeden ve AKP hegemonyasında yoksul insanların sorunlarına gerçek çözümler üretmeden bundan fazlasının yapılması da mümkün olmayacak. Dengeyi değiştirmek sağdan gelişmelere bel bağlayarak yapılamayacağı gibi Parlamentodaki muhalefet partilerinin inisiyatifiyle de başarılamaz. Şimdi sokakları dolduran bu direniş dinamikleriyle birleşerek toplumsal bir güç oluşturmayı öne alan, taban inisiyatiflerine dayanarak gelişecek birleşik bir mücadelenin örgütlenmesi ile bir yol açmaktan başka yapılabilecek bir şey yok. Düzenin köklü bir eleştirisine dayanan sol bir politikanın toplumsal bir güç oluşturarak ortaya konulamadığı tabloda dincilik, milliyetçilik ekseninde yükselen sağ siyasetlerin güçlenmesinin önüne geçebilmek de mümkün değil.

•••

Bunu başarabiliriz. Seçim haritaları ve rakamlarının gizlediği bu direniş dinamikleri bunu başarmanın mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Yapılması gereken şimdi değişim arayışındaki milyonların seçimlere ilişkin umutları ya da sonrasındaki hayal kırıklıkları üzerinden çok bilmişlik yapmak değil, tam da sokakları dolduran ve her şeyi göze alarak o gece boyunca sandıklara sahip çıkan insanlarımızın arayışına yanıt üretecek yeni bir yol açmaktan ibarettir.

Başaracağız!

En Çok Okunan Haberler