“Denklem Musul’da çözülecek”

YAŞAR AYDIN | yasaraydin@birgun.net

Fırat Kalkanı Operasyonu ve Musul etrafında dönen tartışma gözlerin bir kez daha Suriye-Irak hattına çevrilmesine neden oldu. Her bir hamle diğerini tetikliyor. Gelişmeleri, Türkiye’ye etkilerini Ortadoğu uzmanı Doç. Dr. Serhat Erkmen’le konuştuk.

Musul’la başlamak istiyorum. Musul’un bölgenin en temel konusu haline gelmesinin temel nedeni nedir?

Musul hiçbir zaman istikrarlı değildi. Son 10 yılda, IŞİD öncesinde de bölgenin hem en önemli hem de en istikrarsız şehirlerinin başında geliyordu. İki yıldır da IŞİD'in kontrolü şehrin içinde bir sükunet sağlamış olabilir ama Irak'taki son büyük savaşın Musul'da olması bekleniyordu. Bu nedenle Musul'daki çatışma kaçınılmazdı. Ancak zamanlamasının nedenlerini tartışabiliriz.

Musul’un bu dönemde gündeme gelmesinin nedenleri hakkında neler söylenebilir?

Bunun üç temel nedeni var. Birincisi, Suriye'deki çatışmaların gidişatıdır. Fırat Kalkanı Operasyonu ile Suriye'nin kuzeyindeki denklem iyice karmaşıklaştı. Özellikle Rakka ile Halep'in kuzeyi arasında birbiriyle mücadele eden güçler arasında tam bir hamle yarışı var. Ancak hiçbir aktör diğeriyle açık bir çatışmaya girmek istemiyor. Ortak düşman olarak IŞİD görünse de yaşanan çatışmaların IŞİD sonrası dönemin dengeleri açısından önemli olduğu görülüyor. Bir anlamda Suriye'nin kuzeyindeki durum kilitlenmek üzere. Bu nedenle ABD, Rusya, Türkiye ve İran başta olmak üzere çok sayıda bölgesel ve bölge dışı gücü içeren bu stratejik denklem muhtemelen Musul'da çözülebilecek.

Musul IŞİD'in bugünkü haline gelmesinde çok önemli. IŞİD'i diğer örgütlerden farklı hale getiren Musul'u ele geçirmesi sonrası Irak'ta ilerlemesi ve Suriye'deki kontrolünü artırması olmuştu. IŞİD devre dışı bırakılması isteniyorsa Musul'un IŞİD'den temizlenmesi şart. Örgütün Musul'daki kontrolünün devam etmesi Irak'taki varlığını sürdürmesi anlamına geliyor. Irak ordusu ve milis güçleri önemli köy, kasaba ve şehirlerde IŞİD'i yendi. Ancak asıl çatışmanın Musul'da olacağı görülüyordu.

Üçüncü neden ABD'deki başkanlık seçimleri. Özellikle operasyonun zamanlaması bunu gösteriyor. ABD uzun süredir Suriye'de üst üste dış politik yenilgilere uğruyor. Sahayı adım adım kaybetti. Bu kayıp sadece taktik düzeyde de değil. Suriye'de Rusya'nın devreye girmesiyle çatışmanın gidişatının değiştiği görüldü. Artık rejimin devrilmesi değil Halep'in tekrar hükümetin kontrolüne girmesi tartışılıyor. Buna karşılık, ABD'nin hem IŞİD’le mücadele kapsamında hem de daha ötesinde Ortadoğu'daki gücünü sürdürdüğünü göstermesi açısından bir başarı hikayesine ihtiyacı var. Bu faktör Musul operasyonunun nedenini değil ama zamanlamasını açıklayabiliyor.

Koalisyon güçleri ortaklaşamıyor. Aynı taraftaki ABD-Irak Merkezi Hükümeti-Barzani ve Türkiye hangi noktalarda ayrışıyor?

Bence en temel engel aktörlerin birleştiği tek bir ortak payda olması. Saydığınız aktörleri aynı tarafa koyan tek faktör IŞİD'e karşı olmaları. Onun dışında neredeyse tüm noktalarda ayrışıyorlar. IŞİD'in Musul'dan çıkarılmasından sonrası için her bir aktörün ayrı beklenti ve planı var. İçinde bulunduğumuz süreci IŞİD sonrası döneme hazırlık olarak görüyorlar. Bu yüzden müthiş bir pazarlık ve karşılıklı hamle süreci yaşanıyor. Belki abartı gelebilir ancak Musul'daki güç dengesi sadece Irak'ın kuzeyiyle sınırlı bir coğrafyada etkili olacak bir sonuç üretmiyor. Suriye ve Irak'taki iç savaş neredeyse iç içe geçti. Bu nedenle Musul'da yaşanacak bir değişimin önce coğrafi olarak sonra da kavramsal olarak kökten bir etki yaratacağını düşünüyorum.

Temel mesele IŞİD sonrası o zaman?

Evet. Burada tarafların yanıtlaması gereken temel bir soru var: IŞİD, Musul'dan çıkarıldığında ortaya çıkacak olan yeni yapı Ortadoğu'da Irak ve Suriye'yi kapsayan belki daha da genişletilebilecek bir Sünni Arap siyasi liderliğinin ve onun ülkesinin ön denemesi mi olacak? Yoksa Irak'ın siyasi dengeleri içinde farklı etnik, dini ve siyasi güç odaklarına paylaştırılan idari yapısı değiştirilmiş bir şehre mi dönüşecek. Bence her bir aktör bu soruya ayrı yanıtlar üretiyor. Asıl ayrışma burada başlıyor. Yoksa operasyona kim katılsın, kim nereden saldırsın, gruplara kim komuta etsin gibi konular neden değil sonuçtur.

Türkiye IŞİD sonrası oluşacak Irak’ta kurucu rol oynayabilir mi?

Irak'ın yeniden örgütlenmesi başlı başına bir sorun. Bir gerçekliği kabul etmemiz lazım. ABD'nin Irak'ı işgali bu ülkeye öyle bir darbe vurdu ki ülke sadece ismen toprak bütünlüğünü koruyabiliyor. Irak bugün resmi olarak federal bir ülke olabilir. Fiili olarak federalin çok ötesinde. Kuzeyde Kürtler yarı bağımsız hareket ediyor. Şii Araplar arasında siyasi partiler zayıfladı. Şii Araplar arasındaki siyasal tutumu ve gündemi belirleyen silahlı milis grupları. Sünni Araplar tamamen dağılmış durumda. Çıkardıkları en etkili yapı dünyanın en radikal örgütlerinden birisinin bel kemiğini oluşturuyor. Irak'ta çözülmesi gereken sorunlar altyapı ihtiyacı, okul, elektrik, su gibi iyi idare edilememeden kaynaklanan sorunları aştı. Irak'ta temel sorun bir arada yaşama iradesinin yitirilmiş olması. Iraklılık olgusu büyük ölçüde tüketildi. Kürtler bağımsızlık arıyor; Araplar mezhepsel çatışmayla birliklerini yitirdi; Türkmenler bulundukları bölgelerde sadece kültürel değil siyasi ve fiziki baskı altında. Azınlıklar ya yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kaldı ya da bulundukları bölgelerde hakim siyasal gücün yerel milis gücüne dönüştü. Türkiye, İran ve Rusya gibi ülkeler Irak'ın toprak bütünlüğünü hala istiyor. Ancak bu bütünlüğü korumak konusunda pek de iyimser değiller.

“Operasyon öncesine dönüş konuşulamıyor”

Türkiye Fırat Kalkanı operasyonu ile oyuna tekrar döndü. Bu hamle Türkiye için ne ifade ediyor?

Fırat Kalkanı Operasyonu çok önemli. Ancak operasyonu IŞİD'in çıkarıldığı toprağın büyüklüğü ve alınan köy sayısı gibi faktörlerle değerlendirirseniz asıl önemini kaçırırsınız.

Fırat Kalkanı, Halep ve Rakka arasındaki bölgede öyle bir yeni durum yarattı ki; artık kimse öncesine dönmeyi konuşamıyor. Unutmayalım ki Suriye iç savaşı bir "oldu bitti"ler savaşına döndü. Sahadaki durum diplomasi masasına yansıyor. Rusya'nın devreye girmesi sonrasında savaş eski sürecinin dışına çıktı. Şimdi kimse Rusya'nın, ABD'nin, İran'ın, Fransa'nın ve diğer ülkelerinin Suriye'deki varlığını sorgulamıyor. Herkes bu devletlerin yarattığı güce bakıyor. Uluslararası hukuk açısından Suriye'de her türlü garabet yaşanıyor ve maalesef şu aşamada kimsenin hukuki gerekçelerle hareket ettiğini sanmıyorum. Artık tüm devletler sahadaki fiziksel varlıklarıyla siyasi güçleri arasında orantı kuruyor.

İkinci önemi, Türkiye'nin güvenliği açısından değerlendirilmeli. Evet, kısa vadede IŞİD'in saldırıları bitirilemedi. Ancak orta ve uzun vadede örgütün Türkiye'ye tehdit olmaktan çıkarılması için bir hamle şarttı. Türkiye IŞİD'in ömrünün sınırlı olduğunu bıraktığı boşluğun en azından Suriye'nin kuzeyinde PYD tarafından doldurulacağını düşünüyor. Bu operasyon şimdiye kadar bu tehdidi bertaraf etme amacını da taşıyor. Elbette Menbiç'de durulması bu konuda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Ancak, operasyonu sadece askeri gidişatıyla değil sahada yarattığı etkiye değerlendirdiğinizde başarılı olması halinde Türkiye'nin güvenlik endişelerini kısmen giderebilir. Kısmen diyorum çünkü, Türkiye'nin içine taşınan şiddetin tek merkezi operasyonun yapıldığı alan değil.

‘Siyasi hedef için araç’

Üçüncüsü unutmayalım ki askeri operasyonlar siyasi hedef için araçtır. Bu araca değil hedefe odaklanmak lazım. Hedefin kendisi belirsiz. Yani genel hatları belli; ama nerede güvenlik sağlanırsa oraya kadar gidilir demek kulağa hoş gelse de araç-amaç ilişkisini tam olarak anlaşılır hale getirmiyor. Pek çoğumuzu yanıltan nokta belirsiz bir hedefle yola çıkmanın operasyonun değerini azaltacağı yönünde kaygı yaratması. Bu durum operasyonun değerini azaltmıyor ancak başarı tanımlamasını değiştiriyor. Son olarak bu operasyonun en önemli taraflarından birisi bize Suriye'deki saflaşmanın daha net bir fotoğrafını çekmemizi sağlamasıdır.

“İç politika ve Ortadoğu etkileyecek”

Fotoğrafı biraz açar mısınız? Neler değişti?

Gelinen noktada ABD'nin başını çektiği koalisyon ülkenin kuzey kısmına odaklanmış görünmektedir. ABD, Esad karşıtı açıklamalarını sürdürmesine rağmen fiili olarak rejimi devirecek fırsatları kullanmamıştır. Bundan sonra da kullanacağa benzememektedir. ABD ve müttefikleri, Rusya'nın veya diğer ülkelerin Suriye'de tek başına ve geniş çaplı bir kazanım elde etmesine karşılık Afganistan'da 1980’lerde kullandığı kartı sahaya sürmektedir. Bu kart yerel müttefiklerini çatışmanın dengesini bozacak şekilde silahlandırıp, çatışmayı uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüştürmektir. Olan bitene Rusya açısından bakıldığında ise Şam'ın güvence altına alınmasından sonra Rusya'nın odaklandığı temel meselenin Halep olduğudur. Rusya, Suriye'de kendi lehine çevirdiği dengeyi sürdürebilmek için Halep'i kontrol altına almak gerektiğini düşünüyor. İşte Türkiye bu ikilinin tam ortasına inmiştir. Türkiye'nin hamlesiyle kısa vadeli ve yerel olarak ABD, uzun vadeli ve stratejik olarak Rusya ile Suriye'de ters düştüğü görülmektedir. Ancak bu garip arada kalmışlık durumunu muhtemelen Suriye merkezli gelişmeler değil Türkiye'deki iç politika süreci ve Ortadoğu'daki genel gelişmeler etkileyecektir.

“Türkiye etkisini arttırdı ama aktör çok”

Türkiye, ÖSO aracılığı ya da kendi gücü ile bir varlık haline gelebilir mi?

Bence geldi bile. Ancak ÖSO'yu abartmamak lazım. ÖSO tüm diğer düzensiz birlik yapılanmaları gibi komuta kontrolü olmayan, disiplinsiz, sızmalara açık, taraf değiştirmeye meyilli bir yapıya sahip. Ancak Suriye'de iç savaş başladığından beri sadece ÖSO bileşenleri değil neredeyse tüm gruplar aynı. Sadece ÖSO'nun değil, büyük devletlerden destek almayan tüm grupların durumu çok benzerdir.

Türkiye süreci belli bir coğrafi alanda etkilemeye başladı. Bu alanın henüz Suriye'nin kuzey bölgelerinin tamamı olduğu söylenemez. Ancak, Türkiye'nin Fırat Kalkanı Operasyonu'nu başlatmasını Cerablus-Çobanbey-Bab üçgeniyle sınırlı düşünmemeliyiz. Örneğin operasyona katılan grupların Halep'ten güç kaydırması bu şehirdeki güç dengesini değiştirdi.

PYD kontrolündeki bölgelerde bulunan siyasi rahatsızlıkları açığa çıkardı. Hatta operasyona karşı diğer muhalif grupların takındığı tavır içlerinde önemli çelişkiler yarattı.

‘Yetinemiyorlar…’

Çatışmanın tarafları artık para, silah ve mühimmat gibi desteklerle yetinemiyorlar. Savaş uzuyor ve tüm savaşan taraflar yıpranıyor. Çatışmaya dahil olan her taze güç dengeyi değiştirebiliyor. Bu nedenle Türkiye artık belli bir alanda önemli bir aktör haline geldi. Türkiye'nin kontrol ettiği saha genişledikçe Suriye'nin geleceğindeki dengeleri yakından etkileme kapasitesi artacak. Ancak ne Türkiye ne de diğer ülkeler Suriye'deki gelişmeleri tek başına etkileme kapasitesine sahip değil. Türkiye'nin etkisinin arttığı muhakkak ama yine de sonucu etkileyecek pek çok aktör daha var.

***

“Sincar dikkatle izlenmeli’’

Fırat kalkanı operasyonu PYD'nin hedeflerinde bir değişime neden olur mu?

PYD'nin hedeflerinde önemli bir değişiklik olduğunu sanmıyorum ama hedeflerine ulaşması güçleşti. PYD 2015'in ilk aylarından itibaren savunmadan taarruza geçti. Kontrol ve etki sahasını genişletiyor. Karşısındaki IŞİD olduğu sürece aldığı ABD desteğiyle daha kolay genişliyordu. Genişlemede tıkanıklık yaşadığı dönemlerde içeriye dönerek ele geçirdiği yerde gücünü konsolide etmeye girişti. Nihai hedefinin üç kantonu birleştirmek olduğu ortada. İkisi zaten birleşti. Üçüncüsü daha zor. Rakka'nın PYD için bir hedef değil ABD'ye ödemek zorunda olduğu bir bedel olduğunu düşünüyorum. Şurası açık ABD desteği olmadan Suriye'de ilerlemesi mümkün değil. Ancak PYD'nin Suriye'nin ötesinde Irak'taki dengelere de müdahil olmaya başladığını görüyoruz. Özellikle Sincar dikkatle izlenmeli.

Sincar, uzun bir süre boyunca KDP'nin denetiminde olan bir bölge olmasına rağmen IŞİD'in bölgeye girmesinden sonra KDP etkisini yitirmişti. IŞİD'in girişi sırasında yerel güvenlik güçlerinin halkı ortada bırakacak şekilde bölgeyi terketmesi insanlarda derin bir güvensizlik yarattı. Bu güvensizliği iyi değerlendiren PKK'nın sadece askeri değil aynı zamanda siyasi olarak da bu bölgede etkinliğini artırdı. Bu ise KDP'nin doğal etki alanı gördüğü bir coğrafyada PKK ile arsında yeni bir güç mücadelesini tetiklemiştir.

***

“Barzani güç kaybediyor”

Barzani çok konuşulur oldu. Barzani'ye biçilen rol nedir?

Barzani Kuzey Irak'ta bile güç kaybediyor. Uzun süredir hukukiliği son derece tartışmalı bir görevi sürdürüyor. Defalarca bağımsızlık sözü vermesine rağmen bunu hayata geçirecek bir eylem gerçekleştiremedi. Üstelik artık Irak ve Suriye'deki Kürtler arasındaki mücadele KDP ve KYB ile de sınırlı değil. Eskiden iki aktörden bahsedilirdi. Şimdi önceki ikisine PKK ve Gorran da eklendi. Mesut Barzani'nin tarihsel bir dönemeçte önemli bir sembol haline geldiği ancak etki sahasını artırdığı söylenemez.

En Çok Okunan Haberler