Devletin koruyup kolladığı takımlar!

Geçenlerde ülkenin çok satan gazetelerinin birinde üç İstanbullunun borçlarını okumuştum, madem zamanı geldi, yazalım futbol âleminde borç meselesini bilgimiz yettiğince. Şimdilerde Beşiktaş’ın 1 milyar 117 milyon 772 bin TL, Fenerbahçe’nin 1 milyar 113 milyon TL, Galatasaray’ın 995 milyon TL borcu varmış. Hal böyleyken, Türk futbolunun içinde bulunduğu derin mali krizi çözebilmek için tarihi bir adım atılacakmış! Ne demişti aya ayak basan ilk astronot Neil Armstrong: “İnsan için küçük insanlık için büyük bir adım!” Sanırım bu borç meselesi de öyle bir adımla çözülecek! Önerilen projeye göre, Süper Lig kulüplerinin 3,5 milyar lirayı bulan borçlarının üç devlet bankası tarafından üstlenilmesini ve 10 yıl gibi orta vadede düşük faizlerle geri ödenmesi çözüm olarak sunulmuş. Adım büyük, anlayacağınız!

Ancak tam da bu önerinin gündeme geldiği günlerde, TFF Kulüp Lisans Kurulu, PTT 1. Lig ve Spor Toto 2. Lig’de mücadele eden yedi takımın üçer puanını siliyordu, kaderin böylesi! TFF’den yapılan açıklamada, Kulüp Lisans Kurulu’nun 4 Eylül 2015’te aldığı ve Tahkim Kurulu’nun 14 Ocak 2016’da onadığı kararlar gereğince PTT 1. Lig ekiplerinden Samsunspor ve Denizlispor ile Spor Toto 2. Lig’de mücadele Orduspor, MKE Ankaragücü, Kahramanmaraşspor, Bucaspor ve Tarsus İdmanyurdu’nun mevcut puanlarından üçer puanın silindiği bildirildi…

Meselenin özeti, bizim topraklarda futbolun görünmez, duyulmaz köşelerindeysen kaderine razı olacaksın, malum futbolun adaleti, içinde bulunduğun coğrafya kadar. Küçüksen tüm hesapsız harcamalarının, kötü yönetilmenin, iş bilmez yöneticilerinin hatalarının bedelini transfer yasaklarıyla, borç silmelerle ödeyeceksin. Küçüksen sürüm sürüm sürüneceksin, biat ederek, sesini çıkarmadan. “Ama büyüklerin de borcu var, onlara neden transfer yasağı yok, puanları silinmiyor?” sorusunu sormayacaksın mesela. Sonu başından belli kötü bir filmde onların her daim esas oğlan, senin de figüran olduğunu, ülke futbolunda aslolanın üç İstanbullu olduğunu hiç aklından çıkarmayacaksın. Hele de “Devlet halktan topladığı paraları futbol kulüplerine nasıl verebilir?” meselesini aklına bile getirmeyeceksin, devletin koruduğu takımlarla kendini aynı kefeye asla koymayacaksın.

Futbolun doğup büyüdüğü topraklardan örnekler vermeyeceksin mesela. Oradaki federasyonun kulüplere eşit mesafede durduğunu, devletin kulüplerin vergi borçlarını silmesinin mümkün olmadığını, büyük küçük ayrımı yapmadan kötü yönetilenin puanın silindiğini, hatta küme düşürüldüğünü (İskoç bayırlarında çile çeken Glasgow Rangers’a selam olsun bu vesileyle) dile getirmeyeceksin…

Premier Lig takımı Crystal Palace’ın 2010 senesinin ocak ayında borçları nedeniyle kayyuma devredildiğini, sonrasında 10 puanının İngiltere Futbol Federasyonu tarafından silindiğini, o sezonun sonunda küme düşmekten son anda kurtulduğunu hatırlatmayacaksın. Premier Lig’de mücadele ettiği 2009-2010 sezonunda borçları nedeniyle 9 puanı silinen, 2009-2013 arasında üç sezonda küme düşmüş Portsmouth’u, 2013 senesinin mart ayında 10 puanı silinen Coventry City’i, kökleri 1919 senesine uzanan, Premier Lig’in bir altı Championship’te senin şampiyonundan daha fazla taraftar ortalaması yakalayan Ada futbolunun kalabalık takımı Leeds United’ın borçları nedeniyle silinen puanlarını anlatmayacaksın…

Kötü yönetildiği için ayrım yapmadan puanı silme cezasıyla karşılaşmış Wrexham, Cambridge United, Luton Town, Bournemouth, Stockport County, Chester City, Plymouth Argyle… Onların senin adaletsiz coğrafyandan çok uzaklarda olduğunu, o diyarlarda adalet terazisinin herkesi eşit tarttığını aklından çıkarmayacaksın…

Bir de diyorlar ki, “TFF meseleyi uzaktan izlemekle yetiniyor!” Sekiz sene yönettiği, 17 milyon dolar borçla devraldığı kulübü 250 milyon dolar borçla bırakıp siyasetin eliyle futbolun başına getirilmiş, geçen sezon yabancı kısıtlamasını serbest bırakan, bir sezon sonra “Kulüpler altyapılara ağırlık vermeli!” diyen bir yöneticiden nasıl bir çözüm bekliyorsunuz ki? Şike sürecinde, “Beş sene Avrupa Kupalarına katılmasak ne olur ki?” diyen yönetici bugün hâlâ Türk futbolunun başında değil mi?

Velhasıl geldiğimiz noktada ülke futbolunun fotoğrafı, borç içinde yüzen kulüplerimiz ama sadece figüranlara uygulanan puan silme cezaları, maç günleri hayalet kasabaları andıran tribünler, bayat pastanın çileği PasoLig garabeti! Sahada oynanan futbolun kalitesi, rekabet, istikrar, ekonomi, hal ve gidiş sıfır, varsa yoksa koruyup kollanan birkaç takım. Galatasaray’a UEFA’dan beklenen ceza geldi sonunda, geçmiş olsun ama bizim federasyondan en küçük yaptırımın bile gelmemesi şike sürecinde izlediğimiz filmi hatırlatıyor. Koruyup kollayacağız derken verdikleri zararın farkında bile değil muhteremler! Deniz Ateş Bitnel olayını yazmaya gerek bile yok, adaleti tamamen yok olmuş coğrafyada çoğunluğu mutlu etme adına kendini feda etti, sanırım bundan sonra önündeki maçlara da bakamayacak!

Yeri gelmişken, “Financial Fair Play” meselesini de hatırlatalım. UEFA’nın getirdiği kuralın özeti şu: Bir takımın transfer harcamaları, senelik gelirinin yüzde yetmişinden fazla olamaz. Kulübün geliri; gişe hâsılatı, naklen yayın gelirleri, transferden elde ettikleri ve sponsorluk anlaşmalarından ibarettir. Başkanların veya yöneticilerin kulüplerine verdiği ya da hibe ettiği paralar, senelik gelirin içine dâhil edilemez. Senelik transfer harcamaları gelirinin yüzde yetmişinden fazla olan takımlar Avrupa Kupalarına katılamaz…

Bu verilerin ışığında ülke futbolunda hiçbir kulübün geleceğinin parlak olmadığı ortada. Hele de devletin koruyup kolladıklarından değilsen…

En Çok Okunan Haberler