Dip dalgasının enerjisi birikiyor

Afrin Operasyonu kimse için beklenmedik bir adım değildi. Aksine Afrin, uzun zamandır AKP-MHP ittifakının, milliyetçi reaksiyonu depoladığı kızıl elmaydı. Operasyonla birlikte, önceden hazırlanmış devasa bir propaganda makinasına işlerlik kazandırılarak, biriken reaksiyon milliyetçi bir dalgaya dönüştürüldü. Propaganda makinasının ürettiği görüntüde çatlak yaratabilecek eleştiri ve bilgi dolaşımını engelleyecek bir baskı eş zamanlı olarak devreye sokuldu. Bu şekilde tüm ülke Saray’da toplu izleme seanslarının yapıldığı TRT’nin savaş dizilerindeki bir atmosfere doğru itildi.

Bir askeri hareketle oluşturulacak zafer havası AKP-MHP ittifakının 2019 siyasetinin olmazsa olmaz ihtiyacı. İslamcı-milliyetçi cephe, 2019 Başkanlık seçimi sürecinin taşlarını döşerken beklenen adımlardan birisi de Afrin’e yönelik askeri bir müdahaleydi. Bu atmosferin öncelikli sonucunun, toplumsal sorunların üzerinin örtülmesi, siyasetteki farklılıkların ortadan kaldırılması ve muhalefete yönelik yeni bir baskı dalgasının başlatılması olacağını tahmin etmek güç değildi. Bugün, ‘gazilik’ unvanı önerilen Erdoğan’ın, ‘kamuflaj giydirilmiş’ fotoğrafları eşliğindeki ‘ilk hedefiniz Afrin’ manşetlerinden 15 Temmuz’dan bu yana üretilmeye çalışılan ‘kurucu liderlik’ ya da yenilmiş yeni-Osmanlıcılığın ihya edilmesi çıkmaz... Ama bu ortam izlenen siyasetlerin oluşturulacağı olumsuzlukları şimdilik gizlenebilmesini sağlayabiliyor.

• • •

İslamcı-milliyetçi cephe, 7 Haziran öncesinden başlayarak oluşturduğu ittifakını 1 Kasım seçim sürecinde sınayarak, 15 Temmuz sonrasında derinleştirdi. Başkanlık sistemine geçişle bir eşik daha atlanmış görünse de bu cephe mevcut krizi aşabilecek bir kuvvete ulaşamadı. Toplumsal-sosyal sorunların yoğunlaşması, toplumun en az yüzde 50’sinin siyasal İslamcı rejim karşısındaki direncinin kırılamaması, bölgesel temeldeki sorunları aşabilme kabiliyetinin azalması gibi nedenlerle AKP-MHP ittifakı giderek dozu arttırılan bir baskı ortamında ülkeyi idare etmeye çalışıyor. Bu da iktidarın ayakta durmak için pedalı sürekli çevirmek zorunda olan bir bisiklet sürücüsüne dönüştürüyor. Tarih, her pedal çevirişinde şiddetin dozunu artırarak ilerleyebilen, politikayı artık askeri yöntemlerle sürdürebilen iktidarların sonunda yükselttikleri dalganın altında kaldığını gösteren nice derslerle dolu. AKP, tarihten dersler alabilecek sınırın çoktan geçmiş olabilir ama daha önemlisi muhalefetin çıkaracağı dersler olmalı.

Muhalefet pasifleştiriliyor
AKP-MHP cephesi, ‘milli ve yerli’ vurgusu üzerinden muhalefeti pasif bir destekçisi haline getirmeye ve kriminalize etmeye çalışıyor. CHP, uzunca zamandır bu cephenin hışmından kurtulabilmek adına, kritik eşiklerde iktidar politikalarına eklemlenmeyi tercih ediyor. CHP, ne kadar söylerse daha fazlasının isteneceğinin ve ne yaparsa yapsın iktidarın hışmından kurtulamayacağını görmeden boynunu uzatmaya devam ediyor. Günün sonunda “Atı alan Üsküdar’ı geçince”, “Bunu iç siyasete alet etmeyin” demek siyasetin konusu olmaktan çok mizahın konusu olabiliyor. CHP, halen AKP’den bağımsız bir yerlerde kurucusu olduğu kurumsal bir devlet mekanizmasının var olduğuna inanmaya devam ediyor! O hayaletin peşinden gittiğini zannederken AKP’nin peşine takıldığının farkına dahi varamıyor. Böyle bir durumda gerçekleşen Kurultay, -içinde politika tartışmaya çalışanları da gölgeleyerek- isimler üzerinden ilerleyen büyük bir salı grup toplantısının ötesine geçemedi. Siyasal İslamcı rejim karşısında mücadeleye ve geleceğe dair tek bir politikanın dahi ortaya konulmaması muhalefet krizinin boyutlarını ortaya koymaya yetiyor.


OHAL altında her şeyin önceden ayarlandığı bir seçim sürecine doğru sürüklenilmesinin önüne geçecek ortak bir mücadele, topluma güven kazandıracak en önemli noktalardan biri. Siyasal İslamcı rejime karşı halkın direnme potansiyelini yükseltmek ve alternatif oluşturmak bu mücadeleler içinde birleşerek gerçekleşebilir.

AKP, şimdi yerle yeksan edilmiş Suriye’deki dağılmış durumun yarattığı riskleri savuşturacağı iddiasıyla bir operasyon gerçekleştiriyor. Bu politikanın toplumsal meşruiyeti ‘devletin bekası’ tartışması ve anti-Amerikan bir görünümle kazanılmaya çalışılıyor. Erdoğan’ın bir zamanlar eş başkanlığını üstlendiğini övünerek söylediği BOP’un amacı dün Irak’ta şimdi de Suriye’de gerçekleşen dağılma ve parçalanmaydı. Orta Doğu’nun etnik ve mezhepsel iç savaşlara sürüklenerek dağıtılması, enerji havzaları ve geçiş alanlarına el konulması ‘demokratikleşme ve sınırların aşılması’ olarak sunularak bölge halkları birbirine kırdırıldı. Bugün de Suriye’de emperyalizmin yarattığı dağılma içinde insanların kendilerini etnik kimliklerine göre böldüğü; Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Alevi’nin, Sünni’nin birbirine kırdırıldığı bir 21.
yüzyılın içindeki Ortaçağ karanlığı hüküm sürüyor. AKP, ABD’nin bu yıkım politikalarının parçası olarak Suriye iç savaşının en aktif unsurlarından birisi oldu. Suriye’de ülkemizi de içine alarak gelişen etnik-mezhepsel dağılma dalgasını böyle yaratıldı. Bugün, izlenen siyaset de bir ucunda Rusya ile çelişkili bir ilişkiye yaslanan öbür yanında ABD’ye ‘bölge politikamızı seninle yürütmek isteriz’ sözlerinin karşılığını oluşturacak güç ortaya koymaya çalışan bir noktada sürüyor. ABD ile Menbiç tartışması bir yana, Rusya ve rejimin etkinlik alanındaki bu gelişmeleri yeni hamleleri için bir fırsat olarak da değerlendiriliyor. Deyr ez Zor’daki petrol kontrolü üzerinden ABD’nin rejim güçlerini bombalaması, İsrail’in devreye girmesi, IŞİD’in toparlanmaya başladığı haberlerinin sıklaşması ABD’nin yeni bir hamleye hazırladığının işaretleri. Önümüzdeki günler bu çelişkiler içinde ittifakların yeniden şekillendiği bir duruma açık ilerliyor. AKP’nin bu vesileyle içeriye yönelik uyguladığı basınç muhalefet hareketi içinde tutarlı bir politika ortaya konulabildiği oranda bu basıncın kırılabilmesi pekala mümkün. AKP politikasını ABD karşıtlığı olarak göstererek arkasına dizilmek de öbür ucunda ABD’nin bölge politikalarına eklemlenerek Kürt hareketinin izlediği politikaya yaslanarak da doğru bir siyaset geliştirmek mümkün olamaz. Ortadoğu’da ABD’nin yarattığı dağılma içinde ABD politikalarına bağlı olarak yürütülecek siyasetleri destekleyerek bölge halkları için daha çok yıkımdan başka bir sonuç üretmez.

Bu konuda gündeme gelen iki hattaki savrulma dahi muhalefet hareketinin bu iki odağın dışında bir noktadan kurulması ihtiyacını ortaya koyuyor. Topluma bir çıkış yolu sunmayan siyasetlerin etrafında toplanarak kazanmanın mümkün olmadığını da gören bir birleşik bir muhalefet odağına duyulan ihtiyaç ortada durmaya devam ediyor. Bugün toplumdaki dip dalgasının yaratılan OHAL ve savaş ikliminde yaşadığı geri çekilme, bir sönme noktası olarak görülmemeli. Dip dalganın kendini kimi zaman HAYIR’daki gibi kolektif hareketle dışa vurduğu gibi bugünkü ortamda “Geçinemiyorum” diyen işçilerin çığlıklarında ifade bulduğu bir birikim içten içe yanmaya devam ediyor.

Birlikte başarabiliriz
Bu birikimin açığa çıkması ve siyasal bir güç olarak örgütlenebilmesi muhalefetin izleyeceği mücadelelere bağlıdır. Muhalefetin belirleyeceği doğru strateji, 2019’un taşlarını dizen AKP-MHP cephesinin barikatlarını geriye doğru itecek bir mücadeleyi adım adım geliştirerek bu iklimi dağıtabilir. Daha önce “demokrasi” ve “değişim” propagandasıyla şimdi de “yerli” ve “milli” propagandasıyla iktidarını sürdüren siyasal İslam’ın, ülkeyi nasıl neoliberal dönüşüm içinde emperyalist tekellerin gizli işgaline açtığı tüm sonuçlarıyla gün gibi ortada. ABD’nin askeri üsleriyle sınırlı olmayan bir bağımlılığının... Tarımda uluslararası tekellerin hâkimiyet kurduğu... Ülkenin enerji ve iletişim başta olmak üzere stratejik kurumlarının elden çıkarıldığı... Hastanelerin şirketleştirildiği... Yollarının, tünellerinin şirketlerin zenginlik kaynağına dönüştürüldüğü... Böyle bir bağımlılık zincirini yaratmış iktidarın millilik ve yerlilik üzerinden oluşturduğu hatları kırmak hiç de zor değil. Öte yandan 2019’a giderken OHAL altında her şeyin önceden ayarlandığı bir seçim sürecine doğru sürüklenilmesinin önüne geçecek ortak bir mücadele, topluma güven kazandıracak en önemli noktalardan biri. Siyasal İslamcı rejime karşı halkın direnme potansiyelini yükseltmek ve alternatif oluşturmak bu mücadeleler içinde birleşerek gerçekleşebilir. 2019’a giden bu süreç öncesi ve sonrasıyla siyasal İslamcı rejimi halkın birleşik mücadelesi ve öz gücüne dayanarak yenmenin gerçek yollarını da açacaktır.

Umutsuzluk ve çaresizlik içinde saklanan umudu açığa çıkarmak... Başka türlü olabileceğini hayal etmeyi mümkün kılmak... Bir çıkış umudu taşıyamayan mevcut siyaset dengesini bozacak yeni bir siyaset, yeni bir odak oluşturarak bunu birlikte başarabiliriz.

En Çok Okunan Haberler