DİSK, OHAL'in bilançosunu açıkladı

İlan edilmesinin ikinci yıldönümünde OHAL’in ve yeni kurulan Başkanlık Rejiminin çalışma hayatına etkilerini değerlendiren DİSK Raporu bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı.

OHAL’in iki yılının ve başkanlık rejiminin çalışma hayatına etkilerinin kapsamlı bir bilançosunu ve değerlendirmesini içeren DİSK-AR RaporuDİSK Genel Merkezi’nde düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşıldı.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Sekreteri Cafer Konca, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Çetin Çalışkan, DİSK üyesi sendikaların Genel Merkez ve şube başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin katıldığını basın toplantısında OHAL’in ve başkanlık rejiminin çalışma hayatına olumsuz etkileri kapsamlı bir raporla ortaya kondu.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun raporun özetini sunduğu basın açıklamasının ardından, rapor basın ile paylaşıldı.

DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun açıklamasının tam metni şöyle:

15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemiz 250 yurttaşın canına mal olan kanlı bir darbe girişimine tanık oldu. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin sendikal alandaki en büyük mağduru olan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, 15 Temmuz darbe girişimine ilk günden karşı durmuş, darbecileri lanetlemiş, askeri darbelerin panzehirinin gerçek bir demokrasi, adil bir hukuk devleti, örgütlenme ve ifade özgürlüğü, güçler ayrılığı ilkesi, güçlü bir parlamenter demokrasi olduğunu her fırsatta dile getirmiştir.

Ancak son 2 yıl içinde yaşanan gelişmeler, maalesef demokrasinin temel ilkeleriyle taban tabana zıt bir manzara açığa çıkarmıştır. Hükümet darbecilerin kapatmak istediği ve darbeye karşı hep beraber direnen Meclis’i işleterek darbeyle mücadele etmek yerine Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etmeyi tercih etmiştir. İlan edilen OHAL dahi amacından saptırılmış ve Anayasa ihlal edilmiştir. OHAL uygulamasının hukuksal sınırları aşılmış, KHK’lar Anayasa Hükmünde Kararnamelere dönüşmüş, Meclis’in yasama işlevi büyük ölçüde sınırlanmış, OHAL dönemi Anayasa’yı askıya alan bir baskı rejimi olarak yaşanmıştır.

Bu süreçte Hükümet, KHK çıkarma yetkisini anayasal sınırları aşarak kötüye kullanmıştır ve TBMM’nin iradesini gasp etmiştir. 2 yıllık OHAL kapsamında 32 KHK yayınlanırken, 150’nin üzerinde yasada değişiklik yapılmıştır ve OHAL’in ilan edilme amacı ile ilgisi olmayan bir dizi konuda düzenleme yapılmıştır. Bunlar arasında İşsizlik Sigortası Kanunu’ndan Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na, Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’ndan taşeron işçilerin kadro düzenlemesine kadar çalışma yaşamını ilgilendiren ancak OHAL’in ilan edilme amaçlarıyla alakasız pek çok örnek bulunmaktadır.

TBMM’nin iradesini gasp etmenin yanı sıra, genel olarak muhalif olan, hükümetin politikalarına itirazı olan herkesi susturmaya, sindirmeye yönelik bir araç olarak kullanılan OHAL uygulaması, çalışma hayatında da ağır sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Raporumuzda kapsamlı bir biçimde yer alan bu sonuçlar şu şekilde özetlenebilir:

İki yıllık OHAL döneminde en yaygın ve kapsamlı ihlal edilen hak çalışma hakkıdır.

135 binden fazla kamu görevlisi somut bir delile ve haklı bir gerekçeye dayanmadan, savunma hakkı tanınmadan ve adil yargılanma yolları tıkanarak kamu görevinden çıkarılmış, sadece kamu görevinden çıkarılmakla kalınmamış, ihraç edilenler damgalanmış, emekli ikramiyelerinden mahrum bırakılanlar olmuş, pek çoğunun özel sektörde de iş bulmasını engelleyici uygulamalar söz konusu olmuştur. Ayrıca ihraç edilenlerin pasaportlarına el konularak seyahat özgürlükleri ve bir başka ülkede çalışma hakları da ortadan kaldırılmıştır.

1959 DİSK Genel-İş üyesi de KHK ve kayyum marifeti ile işten çıkarılmıştır.

OHAL döneminde çalışma hakları KHK ile ellerinden alınan çalışanların, adil yargılanma hakları ve hak arama imkanları da yok edilmiştir. 22 Aralık 2017 tarihinden itibaren karar verme sürecine başlamış olan OHAL Komisyonu ise, 108 bin 905 başvuru almış, sadece 19 bin 500 başvuruyu incelemiş ve bunlardan 18 bin 200’ü için red ve 1300’ü için kabul kararı vermiş ve göstermelik bir komisyon olarak kalmıştır.

İki yıllık OHAL döneminde sendikal haklar da ağır biçimde ihlal edilmiştir.

Grev hakkı en yaygın ihlal edilen işçi haklarından başında gelmektedir. Bu süreçte yedi grev, erteleme adı altında yasaklanmış, 150 binin üzerinde işçinin ekmeği işverenlerin insafına bırakılmıştır. Yasaklanan grevler arasında Birleşik Metal-İş sendikamızın da üç grevi vardır. Grev ertelemelerinin OHAL uygulamasının bir parçası olduğu bizzat Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından defalarca vurgulanmıştır. Şurası açıktır ki grev hakkının fiilen ortadan kaldırılması sadece 150 bin işçiyi ve ailelerini değil, tüm işçilerin ekmeğini tehdit etmektedir.

OHAL bahane edilerek birçok sendikal faaliyet ve işçi eylemi yasaklanmış veya engellenmiştir. Konfederasyon olarak DİSK’in, bölge temsilciliklerimizin, bunun yanı sıra Gıda-İş, Birleşik Metal-İş, Güvenlik-Sen, Limter-İş, Nakliyat-İş ve Sosyal İş sendikalarımızın da aralarında olduğu sendikaların, çalışma yaşamına ilişkin konulardaki bazı basın açıklamaları ve bilgilendirme amaçlı kimi salon toplantıları engellenmiştir. Bu engellemelerin ayrıntılı bir listesi raporumuzda mevcuttur.

Sonuç olarak raporumuzda da ayrıntılı olarak görüldüğü gibi OHAL, işçilerin haklarının hukuk dışı biçimde gasp edilmesinin bahanesi haline getirilmiş, “OHAL’in millete karşı ilan edilmediği” iddiası bizzat hükümet tarafından çürütülmüştür.

20 Temmuz 2016’da ilan edilen ve 7 kez uzatılan OHAL, bugün itibarı ile bir kez daha uzatılmamıştır. Ancak gerek OHAL’in kalıcılaşmasını sağlayacak yasa değişiklikleriyle gerekse 24 Haziran 2018 seçimleri sonrası uygulanmaya başlayan başkanlık rejimi nedeniyle hukuka ve demokrasiye dönük ağır hak ihlallerinin devam edeceği görülmektedir. Valilere kente giriş-çıkış yasağı yetkisinden gözaltı sürelerinin uzatılmasına, kamudan ihraçlardan pasaport iptaline kadar OHAL’siz OHAL anlamına gelen demokratik hak ve özgürlükleri sınırlayan geniş yetkiler siyasi iktidara verilmektedir.

Bilindiği gibi Türkiye’de birkaç yıldır zaten fiilen var olan, OHAL’de temel özelliklerine tanık olduğumuz başkanlık rejimi, 24 Haziran 2018’den itibaren yasal olarak da uygulanmaya başlamıştır.

TBMM’nin yetkileri sembolik hale gelmiş, Bakanlar Kurulu ve Başbakanlık ortadan kaldırılmış ve Cumhurbaşkanı tek başına tüm yürütme yetkisine sahip hale gelmiştir. Bakanlar ve bakanlıklar cumhurbaşkanına bağlı idari birimlere dönüşmüş, bakanlar siyasi yetkileri olmayan bürokratlar haline gelmiştir. Yargı organlarının da büyük ölçüde cumhurbaşkanı tarafından atanan üyelerden oluşması nedeniyle zaten sınırlı olan yargı bağımsızlığı da tamamen ortadan kalkmıştır.

Türkiye’nin 1876’dan bu yana uygulamaya çalıştığı parlamenter rejim ve sınırlı ölçüde de olsa uygulanan güçler ayrılığı ilkesi ortadan kalkmıştır.

Yeni rejimin çalışma hayatına etkileri şu şekilde özetlenebilir:

  • Yeni rejimde cumhurbaşkanı çalışma hayatı dahil pek çok konuda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, CB Yönetmeliği ve CB Kararı ile tek başına düzenleme yapabilecek.
  • TBMM’nin bazı yetkilerini CBK ile kullanabilecek olan Cumhurbaşkanı çalışma hayatını ilgilendiren konularda da düzenleme yapabilecek ve karar alabilecek.
  • Cumhurbaşkanı temel hak ve özgürlükler, kişisel ve siyasal haklar dışında kalan çok sayıda konuda geniş yetkilere sahip. Ayrıca tek başına OHAL ilan edebilecek.
  • Cumhurbaşkanı asgari ücret tespit komisyonunun yapısını istediği gibi değiştirebilecek,
  • İşsizlik sigortası kaynaklarının kullanımında geniş yetkilere sahip olacak,
  • Bugün işçilerin sırtına yüklenen vergi ve harçların kanunlarda öngörülen alt ve üst sınırlar arasında artırılması konusunda yetkili olacak.
  • Cumhurbaşkanı grev yasaklarına karar verebilecek ve grevleri tek başına erteleyebilecek.
  • Doğrudan cumhurbaşkanına bağlı ve onun talimatıyla çalışacak olan Devlet Denetleme Kurulu’na sendikaları, meslek odaları ve dernekleri inceleme, soruşturma ve yöneticilerini görevden uzaklaştırma yetkisi verilmiştir.
  • Bütçesi işçilerden ve onlar adına kesilen primlerden oluşan Sosyal Güvenlik Kurumu’nu Sayıştay denetiminden çıkarmayı hedefleyen düzenleme yapılmıştır.

Bu rejim, Türkiye nüfusunun dörtte üçüne ulaşan ve ücretiyle yaşamaya çalışan büyük bir kesime, yani ‘Cumhur’un çok büyük bir çoğunluğuna zararlıdır! Böylesi bir rejimde işçilerin haklarını, çalışma ve yaşam koşullarını savunmak ve geliştirmek daha da zorlu bir mücadeleyi gerekli kılmaktadır.

Biz DİSK olarak, birlik-mücadele ve dayanışma bilinciyle böylesi bir mücadeleyi örgütlemeyi tarihsel bir görev olarak görüyoruz.

Kurulduğu günden bugüne kadar, devletten, sermayeden ve siyasi partilerden bağımsız olarak işçilerin haklarını savunmayı ilke edinen DİSK, emek ve demokrasi mücadelesinden asla geri durmayacaktır.

En Çok Okunan Haberler