Dolara meydan okumak meşru mudur?

İzlemişsinizdir, geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan Kırgızistan ziyareti sırasında, “Aramızda yerli ve milli parayı kullanmak suretiyle dolar egemenliğine yavaş yavaş son vermek gerekiyor” dedi. İstatistikler, Türkiye-Kırgızistan arasında yıllık ticaret hacminin 487 milyon dolar olduğunu gösteriyor. Halı, ziynet eşyası vb. satarken pamuk, kuru baklagiller filan alıyoruz.

2017 rakamları küresel mal ticaretinin 17.2 trilyon dolara yükseldiğine işaret ediyor. Bunun anlamı, dünyada yapılan her 35 bin 296 dolarlık ticaretin sadece 1 dolarının Türk-Kırgız hattında gerçekleşmesi… Önüne 500 milyar dolar ihracat hedefi koyup, 2017’de ancak 157 milyar doları yakalamış bir ülkeden söz ediyoruz. Üstelik Türkiye GSMH’sinin yüzde 6,1’i kadar cari açık veriyor, bu performansla The Economist dergisinin radarı altında tuttuğu 42 ekonominin en sorunlusu... Kırgızistan’dan yükselen heyheylenmeler bu bağlamda ister istemez Cervantes’in ölümsüz kahramanını hatırlatıyor.

Dolara karşı yeni yönelimler

Bu tablodan yola çıkarak yapılacak vahim bir hata, doların egemenliğini mutlak kabul etmek olur. Zaten geçen yıl birincilik basamağından 2100 milyar dolarlık ihracata imza atan Çin, Şanghay Enerji Borsası’nda yuan (renminbi) üzerinden bir sözleşmeyi dolaşıma sokarak petrodolar tekeline meydan okuyor.

Bilindiği gibi, 1971’de Bretton Woods sisteminin çökmesi, doların altına bağlılığının iptaliyle birlikte dünya rezerv sisteminin geleceği tartışılmaya başlanmıştı. OPEC hareketinin yükselmesine paralel Washington’ın Suudi Arabistan’la tüm petrol satışlarının dolarla fiyatlanması, petrodolarların da uluslararası finansal sistemde dolaşıma sokulması, özellikle ABD hazine bonolarına yönelmesi konusunda mutabakata varmışlardı. Böylece dolar tahtını korumuştu.

O gün bugün dünyanın bir numaralı emtiası petrol dolar üzerinden fiyatlanır. Saddam Hüseyin’in, Muammer Kaddafi`nin akıbetlerinde petrolü avro veya başka para cinslerinden fiyatlama teşebbüslerinin rol oynadığı kabul edilir.

Bugün doların konumunu sırf Çin değil, Transatlantik ittifakının üyeleri, örneğin 2017’de 1571 milyar dolar ihracat yapan, şu anda 324 milyar dolarla dünyanın en yüksek cari fazla veren ekonomisi sıfatını taşıyan Almanya da sorguluyor. Çünkü dünya düzeninin lider ülkesi sıfatını taşıyan ABD’nin, Trump’ın “önce Amerika” stratejisiyle sorumluluklarının gereğini yapmayı ihmal ettiğini düşünüyor.

Öteden beri ABD’nin küresel hegemonyasının iki sacayağı bulunduğu varsayılır: Birincisi, doların dünyanın önde gelen parası olmaya devam etmesi; ikincisi ise, dünyanın bir numaralı askeri gücü statüsünün sürdürülmesidir.

Trump’ın İran’la yapılan nükleer anlaşmayı bozması, Rusya’ya ağır ekonomik yaptırımları yürürlüğe sokması da muhatap ülkelere doları teğet geçmekten başka seçenek bırakmadı. Nitekim Çin gerek doğal gaz, gerekse de petrol alımları için ödemeleri renminbi ile yapmayı Rusya’ya kabul ettirdi. Benzer biçimde İran’la Hindistan arasında petrol satışlarının emtia karşılığı ödenmesi pratiği sürüyor.

Böyle bir küresel konjonktürde dolardan kaçışın tetiklenmesi, yeşil banknotların hızla değer yitirmesi beklenebilir. Rusya, Çin, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu diğer bazı ülkeler ayrıca artık rezervlerinde daha fazla altın bulundurup, ABD hazine kâğıtlarını boşaltma stratejisine yöneldiler. Son yıllarda Rusya ve Çin’in dünya piyasalarındaki altının yüzde 10’undan fazlasını sırf bu amaçla istifledikleri bildiriliyor.

Dolar henüz tahtını koruyor

Gelgelelim, Amerikan Merkez Bankası FED’in faiz artırma sürecine girmesi, vergi indirimlerinin finans kapitalin iştahını kabartması nedeniyle doların değeri yükseliyor, şimdilik de olsa yeşil banknotlara teveccüh devam ediyor. Sermaye piyasalarının derinliği de ABD’ye büyük bir avantaj sağlıyor. Dolar rezerv para kimliğini korudukça, ABD bütçe ve cari işlemler açıklarını kolaylıkla finanse edebiliyor.

Cebimizde taşıdığımız her dolar banknot ise, ABD’ye sıfır faizle borç vermek anlamını taşıyor. Silah, uyuşturucu, seks trafiğinde, kurumlaşan dolarla peşin ödeme pratiği de Amerika’nın ekmeğine yağ sürüyor.

2 yıldır Çin renminbisi; dolar, avro, yen ve pound, sterlinin yanı sıra IMF nezdinde resmi rezerv statüsü kazandı. Nitekim 2017’nin birinci çeyreğinden 2018’in aynı dönemine kadar uluslararası rezervlerde renminbinin ağırlığı yüzde 50 arttı. Ancak aşağıdaki tablodan görülebileceği gibi, yüzdesel çok sınırlı bir gerilemeye karşın, mutlak anlamda dolar rezervlerinin arttığı, tahtının pek de sallanmadığı gözlemleniyor.

Tebessümün nedeni

Özetle, ABD dolarının dünyanın rezerv parası konumunu ilelebet koruyacağını söyleyemeyiz. Hem epey zamandır Amerika’nın irtifa kaybeden bir ülke olması, hem de Trump döneminde yer yer “rıza” mekanizmalarına başvurmak yerine iyice saldırgan emperyalist politikalara yönelmesi bu kanıyı güçlendiriyor. Şimdilik “küresel finansal mimarinin” dolara dayalı tasarımı nedeniyle, net bir gerilemeye tanık olunmuyor. Buna karşın doların egemenliğini sorgulamak da, farklı arayışlara girmek de günümüz dünyasında meşru adımlardır. Ne var ki, TL’nin yüzde 40 değer yitirdiği, kendi yurttaşlarının bile “yerli ve milli” paradan sarf-ı nazar ettiği bir konjonktürde bu cengâverlikler dünya kamuoyunda ciddiye alınmaz, ancak tebessümle karşılanır.

En Çok Okunan Haberler