Düşman Atina’da değil Berlin’de

Yunanistan’a dayatılan şartlar arasında en ağır olanı Troyka’nın denetimindeki özelleştirme fonu. Avrupa Birliği (AB), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Avrupa Merkez Bankası’ndan (ECB) oluşan ‘Troyka’ temsilcilerinin hükümet kararlarını denetleme yetkisiyle Atina’ya dönmeleri ve değerli kamu varlıklarının 50 milyar avroluk bir özelleştirme fonuna devredilmesi Almanya’nın dayatması.

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble, Almanya’nın, Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ni (yani Doğu Almanya’yı) yutarken izlediği yolu şimdi Yunanistan’ın batırılması yolunda izliyor.

Yunan borçlarını ödemek için kamu varlıklarının bir fona devredilmesi ve Yunanistan’ın bu fona müdahale edememesi, Almanya’nın tam da DDR’de izlediği yol. Zamanın Almanya İçişleri Bakanı Wolfgan, Schäuble, DDR’in batırılmasında başrolü oynuyordu. Ve yolu hep Angela Merkel ile kesişti.

Önce mal varlıklarını yutma
Kısa bir bellek tazeleme: İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1949’da iki Almanya resmen ayrıldı. Batıda kalan, kapitalist olana Federal Almanya Cumhuriyeti, Doğu’da kalıp Sovyetler Birliği çizgisinde olana ise Demokratik Almanya Cumhuriyeti dendi. 1989’da Doğu Avrupa’daki diğer Sovyetler Birliği çizgisindeki rejimlerin yıkılması dalgasında Demokratik Almanya’da da hükümet yıkıldı. 3 Ekim 1990’da imzalanan bir anlaşma ile iki Almanya resmen birleşti yani Federal Almanya, Demokratik Almanya’yı resmen yuttu.
Federal Almanya, ilk iş olarak Demokratik Almanya’nın bütün mal varlıklarını batılılara peşkeş çekecek bir yönetim atadı. İşte bugün Yunanistan’a dayatılan fonun aynısı olan, Batı Almanya tarafından atanan özelleştirme idaresi (Treuhandanstalt) 5 yıl içinde bir ülkenin bütün mal varlıklarını sattı, kurumlarını özelleştirdi. Bugün hala o günlerdeki yanlış uygulamalar, yolsuzluklar ve bu özelleştirme sonucu ortaya çıkan işsizlik konuşuluyor.
İşte bu Demokratik Almanya’nın tasfiyesi sürecini başından beri, bugün Yunanistan’ı en çok sıkıştıran planları sunan Wolfgang Schäuble yürüttü. Tahmin ettiğiniz gibi Angela Merkel ile de yolları o süreçte kesişti. Şimdi de bu ikilinin geçmişine bakalım biraz.

Avrupa gericiliğinin lideri
Schäuble, muhafazakar Hıristiyan Demokrat Birlik’ten (CDU) 1972 yılından beri milletvekili. Almanya tarihinde kesintisiz en uzun süre milletvekilliği yapmış kişi olan Schäuble, sadece Alman derin devletinin değil bütün Avrupa derin devletinin ve gerici kapitalizmin hem belleği hem de aktivisti.

Schäuble, uzun yıllar Avrupa gericiliğinin önemli ismi, CDU Genel Başkanı ve Başbakan Helmut Kohl’ün kara kutusu olarak siyaset yaptı. ‘Özel işlerden sorumlu’ Devlet Bakanı olarak başladığı kariyerine hep Kohl’ün en yakınındaki kişi olarak devam etti. 1989’da İçişleri Bakanı oldu. Schäuble, bu görevdeyken, Demokratik Almanya’nın tasfiyesi ve Federal Almanya tarafından yutulması operasyonunu yürüttü. 2 Temmuz 1990’da Federal Almanya tarafının müzakere lideri olarak Demokratik Almanya tarafıyla masaya oturdu ve Demokratik Almanya’nın tarihe karıştığını bildiren anlaşmayı da imza etti. Evet, bir devlet Schäuble’nin yürüttüğü müzakereler sonucu, masada yıkıldı ve 3 Ekim 1990’da da iki Almanya resmen birleşti.

Resmen birleşmenin kahramanı Helmut Kohl gibi görünse de asıl kahraman her zaman perde arkasında duran Schäuble oldu. Nasıl ki bugün vitrinde Merkel dursa da yine perde arkasında hep Schäuble var.

Zaten bir süre sonra Schäuble ve arkadaşları Helmut Kohl’ü parti içi entrikalarla yedi ve Schäuble Kohl’ün yerine geçti. (CDU, silah tüccarlarından bağış alıyordu ve bu bağışlar da dahil olmak üzere bağışların önemli bir kısmı kayıtlara geçmiyordu. CDU’da herkes bunu yapıyor biliyordu ama genel başkan olarak bir tek Kohl bu işten sorumlu tutuldu, istifa etti.) Schäuble, 1998’de CDU Genel Başkanı seçildi ve bu görevi 2000’e kadar sürdürdü.

Merkel hemen yükseldi
Peki, Schäuble CDU genel başkanı iken CDU genel sekreteri kimdi? Evet, doğru tahmin ettiniz: Angela Merkel. Merkel’ı CDU’ya getiren Kohl’dü. Doğu Almanya’nın yıkılması sırasında batılılardan yana tavır alan ve rejim muhalifi bir partinin kurulmasında da yer alan Merkel, partisi bir varlık gösteremeyince Kohl’ün davetiyle CDU’ya katıldı.
Kohl, iki Almanya birleşir birleşmez Merkel’ı bakan yaptı. Merkel 1991’de Kadın ve Gençlik Bakanı oldu. Aynı yıl daha da ilginç bir yükseliş gösterdi ve CDU genel başkan yardımcılığına getirildi. 1994’te Çevre, Doğal Kaynaklar ve Reaktör Güvenliği Bakanı yapıldı. Sonra da biliyorsunuz Schäuble ile önce Kohl’ü yiyip genel sekreter sonra da Schäuble’yi yiyip 2000’de CDU genel başkanı seçildi. İkinin önce arası açıldı. Sonra Avrupa gericiliğinin ve gerici kapitalizmin çıkarları ikiliyi tekrar birleştirdi.

Özelleştirme ve işten çıkarma
Peki, Doğu Almanya’nın tasfiyesi nasıl olmuştu ve Yunanistan’a benzer yanları nelerdi? Bununla ilgili ayrıntılar nelerdi? DDR özelleştirme idaresi 1 Haziran 1990’da ülkenin toplam 8500 işletmesine ve 2,4 milyon hektar toprağına el koydu. Daha ülke yıkılmamıştı ve iki Almanya birleşmemişti. 3 Ekim 1990’da birleşme gerçekleşince, partinin ve sendika gibi büyük kurumların mal varlığına da el konuldu.

El koymanın ve özelleştirmenin 2 amacı vardı: Birincisi, işletmeler ve toprak ekonomiye uygun hale getirilecek; ikincisi ise, buralarda çalışan insanların verimleri artırılacaktı. Aynı Yunanistan’a bugün dayatıldığı gibi, özetle özelleştirme ve işten çıkarma yapılacaktı.

Nitekim öyle de oldu. 5 yıl içinde bütün topraklar ve işletmeler satıldı. Çalışanların hemen hepsi işsiz kaldı. O dönemde işletmelerin ve toprağın öncelikle Doğu Almanlara satışının yapılacağı vaadi kocaman bir yalan çıktı. Özelleştirme ve satışlarda Doğu Almanlar sadece yüzde 5 oranında bir sahiplik statüsü elde edebildi. Yüzde 85 oranında Doğu Alman mal varlığı batılı şirketlere, avukatlara, danışmanlara, parti yöneticilerine falan geçti.
Özelleştirmeden elde edilmesi umulan 600 milyar mark yerine sadece 60 milyar mark elde edildi. (Resmi rakam daha sonra 300 milyar Mark diye düzeltildi. Ama sadece resmiyette!) Bugün Yunanistan’da umulan 50 milyar avroya da asla ulaşılamayacağını söyleyenler herhalde bu örneğe göre, yerden göğe kadar haklı.

Polisiye film gibi geçen yıllar
Kamuoyunda “DDR’in satışı” olarak değerlendirilen bu süreç, özelleştirmeyi yapan yöneticiler açısından da bir hayli sancılı geçti. Yapılan yolsuzluk ya da yolsuzluk baskısına dayanamama yüzünden 1 yılda 3 özelleştirme idaresi başkanı değişti. 1991’de üçüncü Özelleştirme İdaresi Başkanı Detlev Karsten Rohwedder silahlı bir saldırı sonucu öldürüldü. Saldırıyı RAF üstlendi. Olayla ilgili soruşturma hala sürüyor!

Doğu Almanya’dan batıya ciddi bir göç oldu. Doğu Almanya başta olmak üzere bütün Almanya’da işsizlik arttı. Dayanışma fonu, kalkınma fonu gibi adlar altında batılılar daha fazla vergi ödemeye başladı.

Bu değişimin siyasal sonucu olarak da Doğu Almanya’da aşırı sağ yükselişe geçti. İşsizlik nedeniyle yabancıları potansiyel düşman gören aşırı sağ, Doğu Almanya’da hızla taban buldu. Çünkü işsiz Doğu Almanyalı kendisine verilmesi gereken işi batıda yabancıların kaptığını görüyor/düşünüyordu. (9 Türkiyeliyi öldüren 3 kişilik NSU örgütünün bir Doğu Almanya fenomeni olduğunu hatırlayın.)

Sonuçta, daha insani ve daha sorunsuz atlatılabilecek iki Almanya’nın birleşme süreci kapitalistlerin lehine alınan yanlış kararlar yüzünden bir hayli sancılı geçti. Birleşmeyle zengin daha zengin fakir daha fakir oldu.

Bugün Yunanistan’a dayatılan dün Doğu Almanya’da dayatılanların aynısı ancak bunun işlemeyeceğini sadece sosyalistler değil, Avrupa’da tarih ve siyaset bilen herkes görüyor. SyrIza’nın teslim olduğunu ve halkı sattığını söylemek yerine asıl düşmenın Berlin’de oturduğunu söylemek gerekiyor.

En Çok Okunan Haberler