‘Edebiyat benim için bir lisan meselesi’

FERHAT ULUDERE

Hayy Kitap etiketiyle yayımlanan ‘Hodbinler’ bir ilk roman olmasına rağmen dil ustalığıyla dikkat çekiyor. Saruhan Doğan, Türkçe’nin dil zenginliğini ortaya çıkarırken acıklı bir aşk hikâyesinin de altını çiziyor. Doğan’ın edebiyat merakının dizginlenemez bir parçası olan kitap satır aralarına sıkışan hicivle de farkını ortaya koyuyor.
Saruhan Doğan ile hem Hodbinler’i hem de yazarlığa meyletmesini konuştuk.

»Farklı bir alanda çalışmalar yaparken yolunuz edebiyatla kesişti ve bunun sonucu olarak ‘Hodbinler’ ortaya çıktı. Bir roman yazmaya karar verdiniz?

Aslında edebiyat hep vardı da bu modern hayat dediğimiz eskilerin güzel tabiriyle hercümercin içinde yolum başka uğraşlarla kesildi. Dede ve anneanneyle (kitabın ithafı da onlaradır) büyüdüğümüz evin kütüphanesinde başlayan bir sevgi ve bağlılık hikâyesi bu. Galatasaray Lisesi’nde ortaokul Türkçe hocamız rahmetli Öncel Tuncel’in de bana katkısı çok büyüktür. Bizlere o küçük yaşımızda okumayı ve yazmayı sevdirdi. Akşam etütlerde elimizde birer kitap köşemize çekilirdik. İşte böyle böyle çok farklı zamanlarda, tarzlarda, konularda yazmış yazarları okuyarak biriktirdiğiniz hikâyeler, hikâye anlatma biçimleri, üsluplar, zaman içinde sizden taşmaya ve yazı haline gelmeye başlıyorlar. Siz o arada mesleğinizle iştigal ediyor olabilirsiniz, belki okumaya eskisinden daha az zaman ayırıyorsunuzdur, ama işte bir gün geliyor ki artık o yazacağınız hikâye, içindeki karakterler ve en önemlisi kullanacağınız sesler ortaya çıkmaya başlıyor.

»Hodbinler’ okurun alışık olmadığı bir biçimde kurgulanmış ve ilerleyen bir roman. Farklı dönemler ve farklı yazarlar üzerinden ilerliyor. Hatta bazı alanlarda postmodern roman kuramlarının da sınırlarını zorluyor.

Her şey o eski güzel Türkçeyle yazmış bir üstat ve bugün o üslupta yazmak isteyen bir edebiyat muhibbi fikriyle başladı. Çünkü ben de, aynen yarattığım ve kendimi hicvettiğim bu edebiyat sevdalısı karakterim gibi, o eski lisanla yazmak istiyordum. İstiyordum ki bu lisan bugün çağdaş bir romanda bir hiciv bulutu içinde tekrar hayat bulsun, okunsun, sevilsin, okurlar “Ah ne güzelmiş meğer bu eski dönem Türkçemiz, meğer bu Türkçe’de bizim unutmuş olduğumuz ne büyük hazineler varmış” desinler. Bu iki romancıyı konuşturarak başladım. Kurgu, hikâyedeki bütün o macera ve iki romanın iç içe geçişleri hikâye ilerledikçe ortaya çıktı. Ben baştan hikâyeyi kurup sonra oturup yazma fikrine fena halde muhalifim. Karakterlerim ilk başta farklı lisanların konuşulduğu farklı alemlerde yaşarken aynen lisanların ve o lisanlarla bize gelen hissedişlerin biri birilerine dönüşmeleri gibi aynı sokaklarda, odalarda, maceralarda buluştular. Bütün bunlar elbette bir hiciv perdesi altında gerçekleşti, ki ‘Hodbinler’i düşünürken en baştan itibaren ikinci önemli meselem de buydu.

»Kitap Servet-i Fünûn, Cumhuriyet ve günümüz anlatı sanatının incelikleriyle kurulmuş. Bu anlamda siz kendinizi hangi döneme yakın görüyorsunuz?

Ben kendimi çağdaş bir yazar olarak görüyorum. ‘Hodbinler’in çoksesliliğinde bu bugüne ait oluşu verebildiğimi ümit ediyorum. Bugüne ait bir roman yazarken bir yandan da edebiyatımızın son yıllarda unuttuğumuz zenginliğini bugüne taşımak istedim. Bunu da bir vazife olarak değil, büyük bir mutluluk ve zevkle yaptım. Lisan her şeyi kavrıyor, kapsıyor, kendi rengine boyuyor. Hissedişlerimiz sözlerimiz ve seslerimizle ifade buluyor ve var oluyorlar. Erken Cumhuriyet edebiyatımız bence lisanımızın incelik ve üslup olarak doruğa ulaştığı dönem. Ben bu lisanın ve edebiyatın bir mirasçısı olarak kendimi o dönem yazarlarına, özellikle de Tanpınar ve Hisar’a çok yakın görüyorum. Ama bir yandan da çağdaş bir yazar olarak kendimi bugün yazan çağdaşlarımın yanında görüyorum.
»Farklı dönemlerin hikâyelerini anlatıyorsunuz kitapta ve her dönemin ruhu, hayata bakışı ve yaşamı algılayışı farklı. Bu anlamda günümüzden geçmişe baktığımızda edebi anlamda ne gibi kazanımlarımız ve kayıplarımız var?

‘Hodbinler’de en büyük derdim ‘seslerden ve sözlerden bir alem yaratmak’tı. Hem farklı dönemlerin, hem de farklı karakterlerin ruhlarını yansıtmakta konuştukları lisan çok önemliydi. Aynı şeyi söyleseler bile o kadar farklı söylemelilerdi ki siz o karakterin derdini, hasletini, halini anlayabilesiniz. Benim için edebiyat bir lisan meselesi. Lisanın atmosferi her şeye hâkim oluyor. Aynı küçük hazin pasaj lisanı biraz mübalağalı kullanırsanız gülünesi bir tirada dönüşebiliyor.
Çağdaş edebiyatımıza baktığımda çok parlak eserler verildiğini görüyorum. ‘Hodbinler’de eserlerinden alıntılar yaptığım üç yazarı burada da anmak istiyorum, Metin Kaçan, Latife Tekin ve Perihan Mağden. Latife Tekin ve Perihan Mağden romanda kendileri olarak kısa birer rol de alıyorlar. Bu üç yazar ve başka çağdaş yazarlarımız bence olağanüstü eserler verdiler ve kendi hususi lisanlarını yaratarak Türkçemizi ve edebiyatımızı bambaşka ufuklara taşıdılar. Zaten olması gereken de bu. Hep yeniyi, farklıyı aramalı, deşmeli, hiç vazgeçmeden peşinden koşmalıyız. Tabii bir yandan da eski üslupları ve üstatları anarak ve yaşatarak.
Son dönemde Türkçe kitaplar arasında romanların azaldığını görüyorum. Bu belki bir akım, belki okurların tercihi, ama romanın yine geri döneceğine, daha güçlü döneceğine ve yaşasalardı eski üstatların “Bravo şu gençlere…” diyecekleri harikulade örneklerle bizi yine şaşırtacağına inanıyorum.

»Bundan sonra nasıl bir yol izleyecek Saruhan Doğan? Üzerinde çalıştığınız bir şeyler var mı?

İngilizlerin meşhur yazarı Trollope her sabah erkenden kalkar, işe gitmeden önce tam iki saat roman yazarmış. Çalıştığı roman o iki saat içinde biterse sayfayı çevirip yeni romana başlarmış. Benim için hayat böyle değil. İkinci roman için ‘Hodbinler’deki seslerin içimde susmasını, yeni bir alem ve yeni sesler için hazır olmayı bekliyorum. Bu yeni sesler ve üsluplar yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Zaten üslup ve ses varsa roman hemen örülmeye başlıyor. Emin olduğum şey mutlaka yeni şeyler yazacağım.

En Çok Okunan Haberler
  • Farklı disiplinlerden sanatçıların bir araya gelişiyle yola çıkan 55T sergisi TÜYAP Sanat Fuarı Deneyim Alanı kapsamında açıldı
  • Ayla filmi ile ilgili tartışmalara inanmak zorlaşıyor. Böyle bir şey nasıl olabiliyor ve memlekette neden her olumlu olması
  • Dünyanın en çok izlenen televizyon dizilerinden Game of Thrones'un (Taht Oyunları) yayıncısı HBO sonunda dizi hayranlarının
  • Bulutlar gökyüzünü kapatmış. Pencereden sokağa bakarken hissettiğim dinginlik, belki de içsel bir bakışın sonucu. Sonbahar bir