Edilgenleştirici öfke

İktidar propaganda makinesinin yaylım ateşinden korunmak zor. Neredeyse tüm haber kanalları iktidardan gelen hemen her tür açıklamayı, konuşmayı aynı anda canlı ve kesintisiz olarak yayımlıyor.

Arabaların radyolarında; vapurlara, hastanelerin acil servislerine, bekleme salonlarına, kamu binalarına yerleştirilmiş televizyonlarda, internet sitelerinde, sosyal medyada bitmek bilmez bir şekilde iktidarın diline maruz kalınıyor.

Cumhurbaşkanı, Başbakan, Hükümet Sözcüsü, belediye başkanı, milletvekili, yancı, o, şu, bu sürekli konuşuyorlar ve tüm konuşmaları her yerden yayımlanıyor. Zaplayarak kurtulmanın mümkün olmadığı bir saldırı.

Tek çare kapatmak, uzak durmak, okumamak, seyretmemek gibi görünüyor. Oysa bu yolu kullananların sayısı oldukça az. Hatta sanki iktidarın konuşmalarını muhalif olanlar daha fazla dinliyor, seyrediyor gibi.

Sadece dinleyip, seyretmekle kalınmıyor. Defalarca tanık olduğum üzere muhalifler laf yetiştiriyorlar. Örneğin arabada bir yere gidiyoruz. Gündelik hayatında küfürlü dil kullandığına pek tanık olmadığım bir arkadaşım var diyelim yanımda. Radyoda iktidardan biri, birileri konuşmaya başlıyor. Arkadaşım sanki o şahıs da arabadaymış gibi başlıyor yanıt vermeye! Radyodan gelen sesin açıklamalarına karşılık vermeye başlıyor; üstelik galiz küfürlerle. Sanal bir diyalog başlıyor radyo (ses) ile aralarında. Açıklamalarının yanlışlığını, söylediği yalanları sanki karşı tarafın (radyonun) yüzüne vuruyor.

Diyelim CNNTürk, Habertürk ya da NTV’de saat 21.00’de başlayan bir örnek tartışma programlarının zamanı. Twitter’da, programdaki iktidar yancılarına yönelik ağır hakaretler anında ‘tt’ oluyor. Sanki programları iktidar muhaliflerinden başka kimse seyretmiyor gibi. Arada tek tük, iktidar trolünün ateşe benzin döken tweetleri dışında çoğunluk, muhaliflerden gelen küfür tadında tepkiler. Yancının ne kadar aşağılık, ne denli yalancı, utanmaz, şerefsiz olduğu yazılıp duruluyor. Yancı bir yalan söylemeye görsün, Twitter yıkılıyor. İşin doğrusunun ne olduğunu yazan yazana.

İnsanlar, saat 21.00 gibi televizyonlarının başına geçiyor, kimi zaman sabah 01.00’e kadar küfredip, bağırıp çağırıp, ekranla kavga edip sonra da yatıp uyuyorlar! İşlerinden eve dönerken bu kez araçlarının radyolarıyla aynı kavgayı edip; toplutaşım araçlarında, hastanelerde dişlerini sıkıp küfür ederek tamamlıyorlar.

Mutlaka bu propagandaya maruz kalmayan, radyo kanalını değiştiren, haber programlarına bakmayan insanlar da vardır. Ancak medyaya yansıyan tepkiler ve kişisel tanıklıklar muhaliflerin epey bir bölümünün iktidarla ‘sanal bir kavga’ içinde olduğunu gösteriyor gibi.

Oysa yenilginin kaçınılmaz olduğu bir kavga bu. Üstelik edilgenleştirici, yalnızlaştırıcı bir kavga. Radyodan yankılanan ve biteviye yalan söyleyen, hakikati çarpıtan, rakiplerine ağır hakaretler eden bir ses var. Televizyondan gözünüzün içine baka baka yalan söylüyor. Siz o sese/ görüntüye giderek sertliği artan bir tonda karşı çıkıyor, söylediği yalanı yüzüne vuruyor(!), bağırıp çağırıyorsunuz; “o öyle değil, senin dediğin yanlış, hem asıl sen işbirliği yapmadın mı” vs diye ‘gerçekleri’ ona haykırıyorsunuz(!) O tınmadan devam ediyor. Bu kez siz hakaret etmeye, giderek galiz küfürler savurmaya başlıyorsunuz. O yine hiçbir şey olmamış gibi bildiğini okuyor. Çılgına dönecek gibi oluyorsunuz, bir türlü sizin söylediklerinize karşılık vermediği gibi, yalanlarını yüzüne vurmanıza (!) rağmen söylemeye devam ediyor. Twitter, Facebook’a saldırıyorsunuz, yazıveriyorsunuz bir bir gerçekleri, onun adresini de ekliyorsunuz; televizyonda görüyorsunuz, akıllı telefonuna bakıyor, okuyor olmalı, ama devam ediyor yalanlarına. Öfkeniz giderek çığırından çıkıyor ama yapacak hiçbir şey bulamıyorsunuz. Şaşkınsınız. Bir insan onca hakarete, küfüre rağmen nasıl olur da hiçbir şey olmamış gibi devam edebiliyor, diye!

Sonra program bitiyor, araçtan iniyor, bekleme salonundan çıkıyorsunuz. Hissettiğiniz yoğun bir çaresizlik ve yenilmişlikten başka bir şey değil. İçinizde büyüyen, karşınızdakinin ‘gerçekten’ hiçbir gücün alt edemeyeceği kadar güçlü olduğu, ne kadar yalnız olduğunuz duygularına engel olamıyorsunuz.

Peki, neden bakmadan, dinlemeden, seyretmeden duramıyor insanlar? İlkin bunu yapmak çok zor çünkü her yerdeler. Sadece radyo, televizyon, internet değil; sokaklar, billboardlar, binaların cepheleri, üstgeçitler, yollarda pankartlar. Dört bir yandan saldırı altındayız. Uzak durmaya çalıştıkça bu kez sanki daha da yalnızlaşıyor ve olup bitenden haberdar olmadıkça bir tehlikeye maruz kalabileceğimiz korkularına kapılmaya başlıyoruz. Bir şeyler oluyor ve olasılıkla kötü şeyler ve haberim olmazsa başıma gelecek tehlikeye önlem alamam kaygısı.

Bu saldırıdan bireysel olarak korunmaya çalışmak, yalnızlık ve tehlike hissini daha artırıyor. İmge saldırısıyla girişilen sanal kavga ise yetersizlik hislerini güçlendirmekten başka işe yaramıyor. Başka türlü bir ağ örmekten başka yol yok. Zamanımızın muhalefeti kendi iletişim ve dayanışma ağının yolunu bulmak zorunda. Öncelikli amaç yalnız olmadığını hissetmeyi sağlayacak yapıları inşa etmekten geçiyor.

Devam edelim haftaya.

En Çok Okunan Haberler