En eylemci ses sustu

Amerika’nın en tanınmış komünistlerindendir Angela Davis. Kararlı bir insan hakları savunucusudur, önemli bir yazardır. Soğuk Savaş döneminde, 1980 ve 1984’de üyesi olduğu ABD Komünist Partisi’nin Başkan adayı da olmuştur. Uzun zaman FBI’ın tehlikeli suçlular listesinde kalan bu mücadeleci siyah kadını yıllar önce, 1970’de çeşitli suçlamalarla tutukladılar.

Başkan Richard Nixon’un “tehlikeli bir terörist” diye nitelendirdiği Davis’in kefaletle serbest bırakılması için 100 - 250 bin dolar arası bir paranın ödenmesi gerekiyordu. Çok sayıda destekçisi, seveni kolları sıvadı ama bir kişi tüm kefalet parasını ödemeye hazır olduğunu duyurdu. Davis için gözünü kırpmadan kefalet ücretini ödeyecek olan kişi oydu: Aretha Franklin.

Benim için Franklin öncelikle buydu. Sadece muhteşem bir ses, müthiş bir yorumcu değil, toplumsal sorumluklar almaktan kaçınmayan, bir komünisti desteklediği için konserlerinin iptal edileceği uyarılarına kulak asmayan mücadeleci biriydi. ABD’de kolay değil böyle biri olmak. Davis için kefalet parasını ödeme girişiminin bir cömertlik gibi gösterilmesini reddetti elbette. “Benim param var, siyahlardan kazandım ve bunu halkıma yardım edecek şekilde kullanmak istiyorum” dedi sadece.

Kefaletin ödenmesine gerek kalmadan hakkındaki suçlamalardan beraat ederek özgürlüğüne kavuşan Davis’e desteğini “tutuklanması karşısında anladım ki huzur bulamadığımız zaman barışı rahatsız etmemiz gerekir” cümleleriyle açıkladı. Bana göre burada sözünü ettiği “barış”, Davis olayı gibi haksızlıklar karşısındaki o uğursuz “toplumsal suskunluk”tur. Bozulması gereken “barış” budur.

“Barış”ın bozulmasını istemek için dünya kadar gerekçesi vardı Aretha Franklin’in. 14 yaşında papaz olan babasının kilise korosuyla çıktığı turnelerde bir siyah olarak her lokantada yemek yiyememesi örneğin. Örneğin her tuvaleti kullanamaması… En kötüsü de bu ayrımcılığa sıradan beyazlarca verilen desteğin varlığı. O nedenle bilinçlenmeye başladığında, babasının da yakın arkadaşı olan büyük siyah hakları aktivisti “siyahların huzuru için Barış’ı rahatsız eden” Martin Luther King’i çok sevmiştir. “Tüm hayatımı o değiştirdi, bana mücadeleyi o öğretti” demiştir bir söyleşisinde.
Bir siyah olarak siyah hakları için mücadele etmesi anlaşılabilir ama aralarında siyahların da bulunduğu Detroit otomobil fabrikasındaki işçi direnişine de destek vermiştir. Tüm yaşamı boyunca hak arama mücadelelerine, eşitlik kavgalarına destek verdiği gibi.

Sivil Haklar Marşı: Respect
Müzikteki başarısı 1967’de çıkardığı Respect’le doruğa çıktı. Onunla özdeşleşen bu şarkı aslında onun değildir. Gerçek bir R&B efsanesi olan Otis Redding tarafından 1965’te yazılan bir şarkıdır bu. Öyküsü şudur; ünlü plak şirketi Atlantic Records’tan Jerry Wexler, bu şarkıyı o sırada 24 yaşında bir gospel şarkıcısı olan Franklin’e getirir. Şarkıyı yeniden düzenleyen Franklin hem yaptığı eklemelerle hem de yorumuyla Respect’i tamamen “kendisinin” yapmıştır. Dolayısıyla şarkının Franklin’le anılması kadar doğal ne olabilir?

Prodüktörlüğünü Wexler ile Arif Mardin’in yaptığı şarkı romantik bir ilişkiyi anlatır ama kısa zamanda sivil haklar hareketinin olduğu kadar feminist hareketin de marşına dönüşür. Otis tarafından yazılan sözlerinin bazılarını değiştirerek kadınlardan yana bir dil tutturmuştur şarkıda. Hem kadın olmanın hem siyah olmanın yansıttığı duyguları barındırır Aretha’nın Respect’i. O günden bugüne Respect kadın hakları mücadelesinin de siyahların da vazgeçilmez şarkısıdır.
Kilise korosunda uzun yıllar bulunmuştur ama sonrasında yaptığı müzik laik temalıdır hep. Buna rağmen ABD’deki siyahların eşitlik mücadelesinde ve ilerici politikalarında büyük rolü olan Siyah Kilise’nin Ronald Reagan döneminde kapatılması üzerine başlayan protestoları da destekler.

Makcolm X’in öldürülmesinden 43, Martin Luther King’in öldürülmesinden 40, Medgar Evers’in öldürülmesinden de 45 yıl sonra ABD bir siyah Başkan’a kavuşmuştur. Bu elbette ırkçılığın ABD’de bittiği anlamına gelmese de yine de siyahlar için çok çok büyük bir kazanımdır. Aretha Franklin Barack Obama’nın yemin töreninde şarkı söylemiştir. Daha önce Jimmy Carter’ın yemin töreninde de söylemiştir ancak Obama’nın karşısında Respect’i söylemenin anlamı bir başkadır.
Şarkılarının evrensel olduğuna kuşku yok. Kendisi de evrenseldi elbette ama Aretha Franklin’in “siyasallaşmış” biri olması en az evrensel oluşu kadar önemli bir özelliğidir. Bu tarafı yok sayılırsa, görmezden gelinirse doğru olmaz.
Bir üçüncü dünya budalalığı ya da Amerikan müzik marketinin düzene uyumlu şarkıcılarının şiarı olan “politikaya bulaşmayan sanat” ı ısrarla reddeden biriydi Aretha Franklin.

76 yaşındayken pankreas kanserinden öldü. Adı Yunancadan gelme. Arapça’da da İngilizce’de de manası aynıdır: Erdemli, mükemmel, güzel.

Adının anlamına uygun yaşamış biri olduğuna tanığız.

Hepimiz.

En Çok Okunan Haberler