En pahalısı neyse o olsun değil en iyisi neyse o olsun dönemi

TİMUR AKKURT timur@teknosafari.com @timurakkurt

Son kullanıcılar için özellikle teknoloji 90’lı yılların sonlarından, 2000’li yılların başından beri baş döndüren bir hızla gelişiyor. Tüketim çılgınlığının en çok görüldüğü alanların başında da haliyle teknoloji geliyor. Tüm bunların olmasının ana sebebi tabi ki internetin yaygınlaşması, hızlanması ve bir çukur gibi tüm toplumları içine çekmesiyle oldu. Önce evlerimize kapanarak bu büyülü dünyayı tanımaya, getirdiği yenilikleri keşfetmeye, eğlenmeye, kılımızı kıpırdatmadan kolay yoldan bilgiye ulaşmaya, video oyun oynamaya ve özellikle bizim gibi ikili ilişkilerde zorlanan ülkelerde görülen karşı cinsle yakınlaşma, tanışma mevzularını daha kolay yapabilmeye başladık. Bu avantajlarıyla teknolojiye para harcamak bizim için hiç zor olmadı. En son sistem neyse o olsun, eskidi yeni parçalar alalım daha güçlü olsun, dur bu bilgisayarı babama vereyim ben kendime yenisini alayımların yaşandığı fırtına gibi yıllardı 90’ların sonları, 2000’lerin başları.

Gelişmekte olan ülkeler statüsünde olan Türkiye, teknolojiye olan merakı, genç nüfusu ile Avrupa’nın önünde, Amerika ile kafa kafaya girdi bu hızlı dünyaya. Tüketicisi kredisi ile telefon, bilgisayar alan nadir toplumlardan biri olduk. Ne olursa olsun son teknoloji bizim olmalıydı. Oldu da! Afedersiniz klasik bir laf vardır onu yazmak istiyorum ama bana pek çok kişinin katılacağını düşünüyorum. Poposuna giyecek donu olmadan en son model telefona binlerce lira para verenler vardı. Sayıları bir hayli azalsa da hâlâ var.

Sahte sosyalleşmenin dibine vurduğumuz şu günlere işte bu temeller üzerine kurduğumuz geçmişimizle geldik. Teknoloji o yüzden bizim için çok önemli. Uzun süre “para mühim değil, ne gerekiyorsa yaparız” dedik.
Son yıllarda dünya genelinde ekonomi iyi gitmiyor. Güçlü ülkelerde ekonomi iyi gitmediği zaman bizim gibi kırılgan coğrafyaların, kırılgan ekonomileri çok daha sert etkileniyor

Bunun pek çok sebebi var. Dış politika, ikili ilişkiler, stratejik ayak oyunları yapabilme ya da yapamama gibi etkenler belirleyici oluyor. Bizim durumumuzda pek anlatılacak iyi şey bulmak hayli zor. Betonarme ekonomimiz ile üretemeyen, dışarı bağımlı olan, tüketmekten geri kalmayan ruh halimize bir de stratejik ayak oyununu hep yanlış oynamamız eklendiğinde gelişmiş ülkelerde meltem estiğinde bizde maalesef kasırga çıkıyor. Dövizin, altının, petrolün, enflasyonun uçtuğu bu ortamda teknolojik alışverişler de haliyle kolay yapılamaz hale geldi. Ben ekonomi uzmanı değilim, ahkam kesmek değil amacım. Tabi şunu da unutmayalım, her Türk, teknik direktör, ekonomi profesörü doğar o ayrı! Bunları yazmak için ekonomi profesörü olmaya da pek gerek yok zaten.

Teknolojik gelişmelerin de hız kesmesi, birbirine çok benzeyen ürünlerin piyasada fazlasıyla olması, ‘Çinlilerin’ ucuz işçilikten çıkıp üreticiliği öğrenmesiyle, özellikle teknoloji dünyasında taşlar yer değiştirmeye, oyunun kuralları yeniden yazılmaya başlandı. Amerika ile Çin arasında olan ekonomik savaşın da etkisi çok var tabi. Son dönemde Amerika ile AB arasında da ekonomik itişmelerin artması ile biz tam arada gürültüye gidenlerden olduk diyebilirim. Sayfamda gördüğünüz gibi AB’nin Amerika’lı teknoloji devi Google’a kestiği 4.3 milyar dolar ceza bunun en önenli göstergelerinden biri. Üzerine Trump bir de demez mi ‘AB bizi tokatladı’ yani bu şu demek aslında, baktılar bizim şirketlerimiz milyar dolarlar kazanıyor, ekonomimize destek olsunlar. Otomobil dünyasında emisyon ölçümleri ile ilgili Avrupalı otomobil üreticilerine kesilen milyar dolarlık cezaların adeta bir misillemesi yapıldı. Bunların hepsinin diyetini elbet birileri ödeyecek. İşte bizim ülkemiz kim ne yaparsa yapsın diyet ödeyen tarafta olacak.

Konuyu dağıttım biraz, paragrafın başında teknolojik gelişmelerin hız kesmesinden bahsetmiştim şimdi bu konuyu biraz daha açalım. Özellikle son iki yıldır sizler de farketmişsinizdir, telefonlar iyice birbirine benzedi. Sadece tip olarak değil. Özellikler olarak neredeyse tıpatıp aynı cihazlar, farklı markalar. Kamera performansları, pilleri, ekranları, işlemcileri hepsi aynı. Çok fazla üzerine koymadığınız zaman insanlar da haliyle değiştirme ihtiyacı fazla hissetmiyor. Bu otomobilde de, televizyonda da, buzdolabında da, süpürgede de böyle. Ekonomik durumlar da ortada! Bu konuda Sony’nin PlayStation’nını hariç tutmalıyım. Ona ayrı parantez açmamın sebebi şu; çıkarttığı ürünü sonuna kadar kullandırtan bir stratejisi var. Lüzumsuz yere donanımsal küçük güncellemeler yapıp, yenisini yaptım gelin alın demiyor. Resmen suyunu çıkartana kadar kullandırtıyor. Üstelik eski modellerine de mümkün olduğunca uzun destek vermeyi sürdürüyor. Tüketicilerin bu anlamda en fazla faydalandığı verdiği parayı helal ettiği ürünlerin başında geliyor. Oyuna meraklı değilseniz çok anlamlı gelmeyebilir size ama sektör olarak sinema sektöründen büyük bir endüstriden bahsediyorum. İşi bilenler oyunlar da keşke o kadar ucuz olsa diyebilir. Vergilerimiz o kadar katma değerli ki üç kuruşluk oyuna tonla para vermek bizim gibi eşsiz ülkelere mahsus.

Peki ne oldu? Ne olacak?

Olan şu, artık özellikle telefona, bilgisayara deli deli paralar vermek istemiyoruz. Bu sadece bizde değil dünyanın pek çok yerinde böyle. Özellikle Çinli kardeşlerimiz bu konuda oyunun kurallarını belirleyici bir güce ve vizyona sahip. Vizyon demişken genel anlamda şahane bir vizyonları olduğunu söyleyemem ama ürün odaklı vizyonları dikkate değer.

Butik üreticiler ve onların butik markalarını artık daha sık duyacağız. Sadece duymakla kalmayacağız, o ürünleri satın alacağız. Dev üreticiler için bir hayli zor bir dönemin başladığını söyleyebilirim. Üstelik bu iki günlük mevzu da değil. Özellikle son bir iki yıldır bu alanda çok iyi ürünler geliştirildi. Pazar payları şimdilik yüzde 3 ile yüde 10 arasında olan bu üreticiler, son dönemin parlayan yıldızları olacaklar. Stratejik bir saçmalık yapmazlarsa epey önleri açık. Sebebine gelince, dev üreticiler kendilerine biraz fazla güvendiler. Nokia, Ericsson, Blackberry gibi zamanının devlerinin başına gelenleri çok çabuk unuttular. Aslında onlar da bu devleri aynı şekilde alt etmişlerdi. Burnundan kıl aldırmayan, ben bunu yaptım, fiyatı bu, daha da iyisi yok diyerek ilerlemeye çalışırsanız, her alanda bu geçerli, ömrünüz fazla uzun olmaz. Türkiye’yi örnek alalım. Bir telefonun vergilerle 7 bin TL, 9 bin TL olması, çok ama çok bir şeyler vadetmemesi şu soruyu sordurtmuyor mu? Neden buna o kadar para vereyim! Üstelik iki sene geçmeden eskiyecek, sıkıntılar çıkartacak bir cihaz için çok fazla değil mi? İşte artık bu soru sorulmaya, markalar sorgulanmaya başlandı. Hiç mi telefon almayacağız? Elbet alacağız. Tek farkla, daha ekonomik ama aşağı yukarı aynı özelliklere sahip modellere, markalara yönelerek. İşte bu noktada devler bakalım ne yapacaklar. Devlerden kastım Samsung ve Apple. Eylülde yeni çıkacak iPhone ???(X de yazamadım öyle bir modeli olduğu için) Modeli mesela ülkemizde ortalama 10-11 bin TL’ye satışa çıktığında kaç kişi o telefonu alabilecek güce sahip? Alan yine alır ama genel anlamda bir önceki modeli bile almaya zorlandığımızı unutmayalım. Samsung yine pek çok modelle piyasada olacaktır. O bu savaşa daha bir uyum sağlayabilir diye düşünüyorum. Alttan gelen Xiaomi, Oppo, ZTE gibi ucuz ama güçlü telefonlar piyasayı epey zorlayacak ve savaşın nasıl geçeceği konusunda da belirleyici olacak. Onların kalıcı olup olmayacağını da kesinlikle satış sonrası yaklaşımları belirleyecek. Huawei bu markaların üzerinde çok güçlü bir marka. Genel konusunda bir tecrübem yok ancak Türkiye operasyonunu öyle bir güçlendirdi ki tüketicilerin güvenini ciddi anlamda kazandı. Satış sonrası memnuniyet özellikle teknolojik tüketimde en belirleyici etken. Mutsuz biten bir filme sahipseniz bir daha o ürünü asla almıyorsunuz. Üstelik alana da mani oluyorsunuz. Bu, en büyük gerçeği bu işin. Bu sebeple butik üreticilerin kaderleri bu alana yapacakları yatırımlara bağlı. İstediğiniz kadar iyi ürün üretin. Müşteriyi üzerseniz o da sizi GÖMER!

Amiral gemisi diye tabir ettiğimiz üst seviye telefonlar elbet olmaya devam edecek. Bir fark olacak, adetli satış rakamları eskiye göre epey düşmeye başlayacak. O telefonlarda kullanılan üst kalite parçalar, şık tasarımlar firmaların aslında gücünü ve teknolojiye karşı vizyonunu temsil ediyor. Bunu yapmaya devam edeceklerdir. Tüketici o telefonlara bakıp en yakınını almak isteyecek. Butik markaların yaptığı telefonların en büyük özelliği daha ucuz parçalar kullanılması, düşük kârlılıkla satış stratejisi, mükemmel değilde ona yakın performans. Kısacası iş, fiyat-performans aralığında çözülüyor. Daha az para verdiğiniz için ondan beklentiniz de ona göre oluyor. 2018-2019 sezonu maceralı ve belirleyici bir sezon olacak. Bakalım IFA’da CES’de neler göreceğiz. Bu savaşın doruk noktalarına çıktığı arenalar bu fuarlar olacak.

En Çok Okunan Haberler