Erdoğan’ı ağlatan Kut’ül Amare’yi kim tarihten kazıdı?

Türkiye’yi 15 yılı aşkın bir süredir tek başına yöneten AKP, sıklıkla kültür ve sanat alanında “iktidar”ı ele geçiremediğinden şikâyet ediyor. Erdoğan geçen sene, “Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var” diyerek durumdan hoşnutsuzluğunu açıkça dile getirmişti. Bu tespitin ardından gerici vakıflar üzerinden toplumun kılcal damarlarına girme çabası sebepsiz değil. Kamu kaynaklarıyla çekilen “tarihi” televizyon dizileri de aynı amaca hizmet ediyor. Amaç, tarihi deforme ederek propaganda aracına dönüştürmek ve televizyon üzerinden rıza yaratmak.

Suikastıları da öğrenir miyiz?
Bu minvalde TRT’nin milyonlar döktüğü yeni dizimizin adı, “Mehmetçik: Kut’ül Amare.” Irak’taki İngiliz kuşatmasına karşı verilen destansı mücadelenin dizi olarak çekilmesi kadar doğal bir şey olamaz. Tarihi gerçeklere bağlı kalmak koşuluyla... Mesela dizi, Kut’ül Amare zaferinin mimarı İttihatçı Halil (Kut) Paşa ile ilgili tüm gerçekleri yansıtacak mı?

Malum, Halil Paşa, TRT’nin diğer tarihi dizisi Payitaht’ın başrolündeki padişah Abdülhamit’e suikast planlarıyla biliniyor…

Dizinin sonunda bunu da öğrenecek miyiz acaba?

Saray’da ağlatan fragman
Bir de, geçenlerde Kut’ül Amare dizisinin tanıtımı için Saray’da bir tören düzenlenmiş. Basına yansıyan haberlere göre, dizinin fragmanını izleyen Erdoğan, gözyaşlarını tutamamış. Cumhurbaşkanı’mızın Kut’ül Amare’ye ilişkin hassasiyetini yakından biliyor kamuoyu. 1916’daki zaferi, resmi kutlamaya dönüştürdüğü gün, şu açıklamayı yapmıştı: “Kut’ül Amare zaferini tarihten kazımaya çalıştılar…”

1952 yılına kadar bayramdı
Hani insan merak ediyor. Erdoğan’ın resmi kutlamaya dönüştürdüğü bu zaferi kim tarihten kazımak istedi diye… Referandum öncesi “Zehirlediniz, astınız, yedirmeyiz” afişlerinde Erdoğan ile birlikte duran liderlerden biri olmasın? Modern Cumhuriyet’in 1952 yılına kadar Kut Bayramı olarak kutladığı zafer, NATO’ya üye olunca Menderes tarafından “tarihten kazınmıştı.” İngilizlerin ricası üzerine hem de.

Aman dikkat, yeni afişler “Yasaklattınız, dizisini çektirdiniz, ağlattınız” olmasın.

***

Eğitimi zarardan saymak!

Hani “yürütme”nin eğitime nasıl baktığını biliyorduk… AKP’nin, yedek lastiği MHP ile birlikte egemen olduğu, şimdilerde pek bir fonksiyonu kalmayan “yasama”nın da… Yargıdan aldığımız son haber, gerçekten bu ülkede hâlâ şaşırabileceğimizi gösterdi.

Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’ın haberinden öğrendiğimize göre Sayıştay, büyükşehir belediyelerinin kreş hizmeti vermesini “kamu zararı” saymış. Bu karar üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kreş hizmetini kaldırmış, 2015’ten bu yana personeline ödediği yardım tutarını da maaşlarından kesmeye başlamış.

Okul öncesi eğitimi “zarar”dan sayan Sayıştay, aynı belediyenin gayrimenkullerinin gerici vakıflara devredilmesine neden ses çıkarmaz? Ya da milyarlarca liralık metro ihalelerinin iptaliyle müteahhitlere yüzlerce milyonluk tazminat ödenmesini de “zarar”dan sayar mı?

***

Devlet protokolünde yeni kriter

Devletin anahtarını FETÖ’cülere teslim ettiği için “Kandırıldık” diyenler, devletin kapılarını yeni cemaatlere aralıyor. Aralamak ne kelime, ardına kadar açıyor. Son karar: İsmailağa Cemaati ve Ensar Vakfı, devlet protokolüne dahil edilmiş. Yalnız, Süleymancı olsam bu karara itiraz ederdim. Bizim neyimiz eksik diye… Dikili, çocukların kaldığı yurt diyeyim, gerisini siz anlayın...

***

O haber, yandaşın masasına gelseydi?

Bazı haberler vardır… Ortaya çıktığında inkâr bile edemezsiniz. Çamura yatacak, yalanlayacak haliniz kalmaz. Haberi basan gazetenin patronuna vergi cezası kesseniz de, haberi yapan muhabire “FETÖ’cü, terörist” yaftası yapıştırsanız da, rezilliğin üstünü örtemezsiniz.

Hürriyet’te Dinçer Gökçe’nin ortaya çıkardığı 115 “çocuk anne” meselesi tam da böyle bir haberdi. Gazeteciliğe olan inancın, güvenin azaldığı bir dönemde yüzümüzü ağartan bir haber oldu. Yetkililer de, ışık tutulmuş tavşan gibi kaldılar.

Önceden gelen ihbarın üstünü örttükleri gün gibi aşikârdı

Devletin kendisi ihmali kabul edip iki personeli hakkında soruşturma başlattı. Devletin bakanı, “Çocuklara (yani annelere!) sahip çıkacağız” dedi. Ama yandaş basın devletten çok devletçi kesildi yine.

Dünkü Akşam gazetesi, skandaldan önceden ihbar edilmesine rağmen hastane yetkililerine soruşturma izni vermeyen İstanbul Valisi Vasip Şahin’i şu sözlerle koruyup kollamış: “Valiliğin önüne konulan ‘boş dosya’ nedeniyle soruşturma izni vermediği ortaya çıktı!”

Oysa haberin hemen altında, Vali Şahin’in ağzından dosyanın ne denli dolu olduğu şu sözlerle yazılıydı:

“Dosyalarımızda tüm evraklar tamamlanmış. Biz de ona göre karar vermişiz.”

Bu çarpıtmayı görünce insanın aklına şu soru gelmiyor değil? Gün gibi aşikar bir rezilliği böyle savunanların masasına gelseydi haber, Türkiye’nin durumdan haberi olabilecek miydi? Yoksa yayın yönetmenlerinin dün yazdığı gibi “2023 hedeflerini önlemek isteyenlerin sabotajı, sağlık devrimine halel getirecek bir komplo” diyerek çöpe manşet mi olacaktı?

En Çok Okunan Haberler