Erken değil, baskın da değil, ‘OHAL’ seçim!...

Gel de, bu ülkenin gündeminden kurtul ve tartışmak istediğin konulara gir!... Ne mümkün! Kadınlara yönelik ve din kaynaklı şiddeti konuşmak vardı; ya da “deizmi” tartışmak... İşsizlikten değil, çalışma hakkından söz etmek gerekir diye yazmak vardı; ya da sendikaların “öğretilmiş” çaresizliğini konuşmak!... Hiçbirini yapamıyorum.

Yapamıyorum, çünkü, gündeme olağandışı halin keyfi ve baskın seçim kararı düştü!...

Bugüne dek hep yadsınan erken seçim kararının nedenini merak ederseniz, Cumhurbaşkanı’nın gerekçe olarak, “eski sistemin kalıntılarından” yakınıp “geleceğe ilişkin kararların daha etkin biçimde alınmasından” söz ettiği görülüyor.

Biraz kafanız karışıyor; çünkü, eski sistemin kalıntıları dediği, muhalefetin Meclis’te hiç bir değişiklik getirmeyen karşı koyuşları ile çok zaman tutuklamaları göze alarak yazan, çizen gazetecilerden, aydınlardan gelen eleştirilerden ibaret!...

Etkin yönetim derseniz, “bundan alası can sağlığı” durumunda!... Koalisyon hükümetlerinde olduğu gibi, seçemedikleri komisyonlar, atayamadıkları yöneticiler, çıkaramadıkları yasalar filan yok... Yurtdışına yönelik askeri bir operasyona karar verdikleri gibi, OHAL’i de istedikleri gibi uzatabilmekteler.

Kısacası, ortada “ne siyasal ne de yönetimsel” bir sorun var!...

Yani, “daha ne isterler” denilebilecek bir durum yaşanırken, Kasım 2019’da yapılması gereken seçim 1,5 yıl öncesine alınıyor!

Kuşkusuz, kendilerince haklı nedenleri var!... İYİ Parti’nin engellenmesi gibi Bahçeli’nin hesapları ile dış ilişkilerdeki sorunlardan ekonomideki çöküşe uzanan ve iktidarın kaygılanmasına yol açan gelişmeler gibi nedenler bilinmiyor değil!... İktidarın iktidara mahkûmiyeti de malum!... Bunun için, serbest seçimlerle bir arada bulunmaması gereken OHAL’in uzatılmasından kaçınılmadığı gibi, yasalarda seçimleri kuşkulu kılacak değişiklikler yapılmaktan da kaçınılmadığı görülmekte. MHP ile ittifak yapılıp güç devşirilmeye çalışıldığı da biliniyor. Ancak bunlar yetmemiş olacak ki, sıra, muhalefeti “erken avlamaya” yönelik bir seçim kararı almaya gelmiş!...

Kısacası, seçimi kazanmak, istedikleri rejimi tahkim etmek gerekiyor!

Oysa bu seçim, her zamanki gibi partiler ve adaylar arasında bir seçim değil, parlamenter ve başkanlık sistemi gibi iki rejim arasında bir seçim!...

Bu konudaki seçim, 16 Nisan 2017’deki anayasa değişiklikleriyle ilgili Referandumla yapıldı da diyemeyiz. Her şeyden önce, referandum sonuçları büyük bir kabul göstermediği gibi, sonuçla ilgili kuşkular da az değil. Bunun da ötesinde, o günden buyana gelen süreçte, “tek adam” rejimi ile İslam cumhuriyetine doğru yol almanın ne demeye geldiğinin daha iyi anlaşıldığı ortada. AKP’ye yönelik desteğin kırılmasında bu iki alandaki kaygıların önemli rol oynadığı da yadsınamaz.

O yüzden, iktidar kendi rejimini tahkim etmek isterken, muhalefetin de seçmenlere parlamenter düzen, hukuk devleti, laiklik gibi konularda iktidarın ve kendilerinin neyi temsil ettiğini iyi anlatması, dönüş için iyi bir program sunması gerekiyordu.

Sonuç, bu ülkenin ve milletin nereye gittiğini anlaması için baskın bir seçime değil, aksine OHAL’in olmadığı, özgürlüklerin görece de olsa daha kullanılır hale geldiği bir seçime ihtiyacı varken, onların isteğince 65 gün sonra Cumhurbaşkanı ve milletvekillerini seçmek için sandığa gidilecek!...

CHP için yaşamsal
bir seçim!...

Bu karar, CHP üzerine konuşmayı da gerekli kılıyor. Örneğin Kılıçdaroğlu’nun “hodri meydan” deyişi güzel de, yeterli mi!...

Biliyoruz ki, önümüzdeki seçimler iktidar için olduğu gibi CHP ve toplumsal muhalefet açısından da yaşamsal bir önem taşımakta. Acı ama gerçek olan şu ki, bu seçimde, ya varlıklarını devam ettirecekleri bir sonuç alınacak, ya da varlıklarını korusalar da “yok” hükmünde olacaklar! Bu bir kehanet değil, söylenenler buna işaret etmekte.

Bugün, Meclis, ordu, yargı, üniversiteler, medya gibi araçlar, din, gelenek, popülizm gibi destekler ellerindeyse ve hala yönetim kısıtlarından söz ediliyorsa, geleceğin nasıl şekilleneceğini görmemek mümkün değil.

Örneğin seçim, iktidarın güçlenmesi ile sonuçlanırsa, asıl o zaman otokrasi, diktatörlük, faşizm gibi kavramların ve İslam Cumhuriyeti olmanın ne anlama geldiğini öğrenecek bu ülke!...

O nedenle, zaman darlığı, güç dengesizliği gibi tüm zorluklara karşın, CHP bu baskın seçimi bir fırsata dönüştürmek zorunda. Elinde, kullanacağı malzeme de hayli çok... Bir yanda, haklar, özgürlükler, demokrasi, hukuk, laiklik gibi birçok konuda nelerle oynandığı, nelerin yitirildiği ve bunların yokluğunda nereye gidileceği konusunda hayli yüklü bir envanter var; öte yanda, rant ekonomisinden işsizliğe, kent yağmasından doğanın talanına, tarımın ve çiftçinin sorunlarından özelleştirilen ekonomik mirasa uzanan yüzlerce sorun...

Bunların her biri halkın gündemi; mesele de, bunların iyi anlatılması ve toplumun güveninin kazanılmasında...

Bu sorunlar, kiminle ittifak yapılacağı sorusunun yanıtını da vermekte. İttifakın muhatabı, kendi çemberlerinde kalanlar değil, bu gidişten rahatsız olan tüm toplumdur!...

O nedenle, meseleyi böyle koymak ve bir yandan toplumu yanına çekecek adaylar bulup onları ortaya çıkarmak, öte yanda bu meselelerin nasıl anlatılacağı üzerinde durmak durumundalar.

Örneğin başka bir yazıya bırakmak isterdim ama zaman kısaldığından Cumhurbaşkanlığı adayı için Kılıçdaroğlu’nun değil, Selin Sayek Böke gibi yeni bir ismin düşünülmesi gerektiğini söylemek isterim.

Sayek Böke, siyasal kariyeri süresince hem sevimli hem cesur ve güvenilir olmayı bilmiş genç bir kadın... Kendisini tanımam, tek adayım da değil... Ancak CHP’nin, bu kez toplumda olumlu yönde bir heyecan yaratacak bir adaya ihtiyacı olduğu ortada; böyle bir ismin de toplumdan daha fazla ilgi ve kabul göreceğini düşünüyorum.

Toplumun gündemine girmek içinse, bu seçimin öne çıkan yüzlerini, CHP lideri ve yöneticileri değil, bu ülkenin meseleleri yapmak gerekiyor. Yan şu veya bu isim değil, görsel malzemelerle sorunlar konuşmalı!...

Söylenecek daha çok şey var ama önlerinde uzanan 65 günlük yarışı, hayati bir yarışı kazanmak için geçmişten farklı bir yol izlemeleri gerektiğini söyleyerek bitireyim. İlk olarak da, kendilerine yönelen eleştiri ve önerileri bugüne kadar yaptıkları gibi görmezlikten gelmek değil, bunlardan yararlanmayı düşünebilirler.

En Çok Okunan Haberler