EURO 2016: Bir Türkiye analizi…

Avrupa 2016 Şampiyonasına katılan 24 takımın 23 kişilik kadro değeri sıralamasında Türkiye 136,8 milyon Sterlinle 10. sırada. Grubumuzda yer alan diğer iki takım İspanya ilk (444 milyon Sterlin), Hırvatlar 7. sırada (216,1 milyon Sterlin)... Milli takım kadrosunun en değerli dört futbolcusundan üçü bizim topraklardan yetişmemiş devşirme futbolcular, tek istisna 29 yaşındaki Arda Turan. Arda 22,5 milyon Sterlin ile ilk sırayı alırken, onu 8 Şubat 1994’de Mannheim’da dünyaya gelmiş, futbol eğitimini Almanya’da almış Hakan Calhanoğlu (13.50 milyon Sterlin) takip ediyor. 3. sırada yer alan Oğuzhan Özyakup 23 Eylül 1992’de Hollanda’nın Zaandam şehrinde dünyaya gelmiş, hünerlerini AZ Alkmaar’da geliştirmiş. Oğuzhan’ın transfer piyasasındaki değeri 10.milyon Sterlin. 4. sırada yer alan 24 Şubat 1992 doğumlu Yunus Mallı, Kassel doğumlu, futbola şehrinin bölgesel liglerde yer alan KSV Hessen Kassel’da başlamış, 2010 senesinde Borussia Mönchengladbach’a transfer olmuş. Günümüz piyasasındaki transfer değeri 7.50 milyon Sterlin civarında. Milli takımın umut verenleri, futbol eğitimini başka topraklarda almış olanlar bu tabloda…

Grubun ilk maçında Hırvatistan karşısında sahaya çıkan 11’den sadece iki futbolcu Avrupa’nın üst düzey liglerinde forma giyiyor. Diğerleri bizim vasat ligimizin emekçileri, vasat diyorum, zira takımlarımızın Avrupa Kupalarında aldıkları sonuçlar ortada. Ligimizin şampiyonu Beşiktaş UEFA Kupasında grubundan çıkamazken, 700 bin nüfuslu şehrin takımı Sevilla 2006 senesinden beri UEFA Kupasını beş kez kazandı…



Dönüyorum grubun ilk maçında bizi eze eze yenmiş Hırvatistan’a. Maçın tek golünü atan ve maçın adamı seçilen 30 yaşındaki Luka Modric 37,5 milyon Sterlinle 23 kişilik kadronun en değerlisi. 9 Eylül 1985’de Hırvatistan’ın Zadar şehrinde dünyaya gelen futbolcu, Zadar ve Dinamo Zagreb’de alt yapı eğitimini aldıktan sonra 2008 senesinde Tottenham Hotspur’e, oradan Real Madrid’e transfer oldu. Bu sezon Real Madrid takımında 44 maçta forma giyen Modric Şampiyonlar Ligi’ni kazanan takımın dinamosu, 2013-2014 sezonunda La Liga’nın en iyi orta saha oyuncusu olarak gösterilmiş.

Türkiye karşısında farkı kaçıran Hırvatistan’ın ilk 11’inde yer alan futbolculardan Rakitic FC Barcelona’da, Mario Mandzukić Juventus’ta, Ivan Perisic ve Marcelo Brozovic İnter’de, Milan Badelj Fiorentina’da forma giyiyor. Dinamo Kiev’de top koşturan Domagoj Vida’yı da sayarsak, Türkiye’ye karşı sahada yer alan takım Avrupa’nın dört büyük liginde top koşturan topçulardan oluşmuş. Ama hepsi kendi ülke takımlarında yetişmiş futbolcular…

Neden mi yazdım bunları, bu şampiyonada alınacak netice ne olursa olsun futbol ülkesi olmadığımızı anlatma adına. Ülke futbolunda 2011 yılındaki şike depreminden sonra yaşananlara bakınca futbolumuzun hali ortada… UEFA’dan ceza almış kulüp başkanı hala kulübün başında, başkanlık yaptığını kulübü iflas noktasına getirmiş bir başkan şimdi ülke futbolunun en tepesinde. UEFA Kupası’nı kazanan tek Türk takımı mali tablosu nedeniyle UEFA’dan men yemiş durumda…

Kafayı bir şehrin üç takımıyla fena bozmuş, rekabetsizlikle lanetli beter bir düzen bizimkisi, sonu ta başından belli kötü bir hikâye… Maç günleri yurdun dört bir yanında oluşan bomboş tribün manzaraları ve bunu hiç dert etmeyen hedefsiz Anadolu kulüplerinin yöneticileri… Hiçbir ülke televizyonunun yayınlamaya değer görmediği, bizden başka kimsenin ilgilenmediği toz duman İstanbul derbileri… Parasızlıktan, ilgisizlikten, sahipsizlikten sürüm sürüm sürünen asırlık kulüpler ve onlara inat halkın paraları ile desteklenen, taraftarı ve kökleri olmayan belediye takımları… Velhasıl ligimizin kalitesi, karnesi ortada…
Haliyle milli takımın durumu da... Ne sistem var, ne ekol, ne oyun felsefesi… 2000 senesinden beri takımda görev almış teknik direktör sayısı dokuz… Bu, Terim’in takımdaki üçüncü dönemi. Bizim futbolun istikrarı da bu aslında!

Teknik ekibin gençleştirdiğini iddia ettiği kadronun yaş ortalaması 27... Ülkede stoper bulunmadığını düşündüğü için defansif orta saha oyuncularını savunmanın göbeğinde oynatan Terim’in forvet tercihi, kendi ligimizde geçen sezon ancak 8 gol atabilmiş Cenk Tosun. Çünkü ligin gol kralı bir Alman, ikincisi Kamerunlu. Eh, ligin en golcü 7 futbolcusu yabancı olursa, teknik direktör ne yapsın!

Çözüm mü?

Daha önce de yazmıştım, temeli olmayan hamaset edebiyatını, inandığımız tüm masalları bir kenara bırakıp, hikâyenin en başına dönmektir çözüm. Alt yapılara önem vermek, futbolda şehir milliyetçiliğini ve rekabeti yaratmak, üç büyükler masalını çöpe atmaktır çözüm. Maç günleri statları dolmayan bir ülkenin asla futbol ülkesi olamayacağını anlamaktır. Futbolu Anadolu’ya yaymak, yaşı geçmiş eloğullarına yıldız muamelesi yapmak yerine kendi çocuklarını Avrupa arenalarında parlatmaktır. Matah olan, en iyi zamanlarını Arsenal’de bırakmış Van Persie için servet harcamak değil, günümüz tabiriyle yerli ve milli Van Persie’lerini yetiştirmektir. Zira Türk futbolunun ithale değil, ihraca ihtiyacı vardır…

Velhasıl bu beter düzende bizim futbol sandığımız her şey aslında Türk’ün Türk’e masalıdır…

En Çok Okunan Haberler