EURO 2016: Fransa yollarında -4

Bu yazının yazıldığı saatlerde, Türkiye’nin EURO 2016 performansı malumunuz… Takımın oynadığı, daha doğrusu oynamadığı iki maçtan sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fatih Terim ve Arda’ya sahip çıkarak, “Utanmıyor musunuz?” diye sitem etmiş. Oysa içinde küfür ve hakaret olmadığı sürece herkes eleştirilir, inanmayan geçmiş turnuvalarda hayal kırıklıkları yaşayan İngiliz Milli Takımı teknik direktörleri hakkında yazılanlara baksın. Hele de millilerin başarısızlığının altında Mehmet Demirkol’un yazısında belirttiği prim meselesi varsa. (İçerisi yanıyor haberiniz olsun – 19 Haziran 2016). Taraftar dediğin kötü oynayan takımını, futbolcusunu eleştirir, hatta bazen dozunu da kaçırabilir. Maçı izleyebilmek için yüzlerce avro harcayıp, milyon avrolara oynayan ama mücadele etmeyen futbolcusunun gamsızlığı karşısında isyan ediyorsa, eleştirilmesi gereken taraftar değil, takım ve teknik direktördür. Sanırım yeni Türkiye’nin en büyük sorunu da eleştiriye olan bu tahammülsüzlüktür…

EURO 2016’da D grubunda oynadığı iki maçtan da puan çıkartamayan Türkiye grubun son maçında Çekoslovakya karşısında. Öğle saatlerinde bir kez daha Londra’dan düşüyoruz Fransa yollarına. Bu kez yolculuk arabayla…

Fransa’nın kuzeyinde, Paris’e 180 kilometre uzaklıkta Nord-Pas-de-Calais-Picardie bölgesinin 32 bin nüfuslu kasabası Lens. Geçmişte kömür madenleri ile bilinirmiş. Kasabanın 38.223 kapasiteli Stade Bollaert-Delelis Stadı, şampiyonada kullanılan 10 stadın en küçüklerinden. 1933 senesinden beri Fransa 2. Ligi’nde mücadele veren sarı kırmızılı RC Lens takımına ev sahipliği yapıyor. İnanması güç ama stadın kapasitesi kasabanın nüfusu kadar. 2015-2016 sezonunda 2. Ligi 6. sırada bitirmiş kasabanın takımı, sezonda 26.393 taraftar ortalaması yakalamış. Bizim futbol fakiri coğrafyada, oy kaygısıyla ülkenin dört bir yanına yapılan ama maç günleri boş kalan statları düşününce hayıflanmadan edemiyor insan. Bir anlasalar meselenin stat yapmak değil, o statları doldurmak olduğunu. Ama kafayı yedi tepeli bir şehrin üç takımıyla fena bozmuş bir coğrafyada ne mümkün!

Bu maçtaki rakibimiz Çek Cumhuriyeti FIFA sıralamasında 30. sırada, kadro değeri 48,3 milyon Sterlin. Teknik direktörleri Pavel Vrba 53 yaşında, 1981’den 1994’e kadar Banik Ostrava dâhil ülke futbolunun beş takımında forma giymiş. 2002-2003 sezonunda Banik Ostrava’nın teknik direktörü olarak sahaya çıktığı ilk maçta, Slavia Prague deplasmanından kalesinde gördüğü 7 golle dönmüş. Her teknik direktörün kâbusu, henüz ilk maçta hezimete uğramak! 2010 senesinde Viktoria Plzen tarihinde ilk kez onun teknik direktörlüğünde Çek Kupasını kazanmış ve o sezon ligin en iyi teknik direktörü seçilmiş. FC Viktoria Plzen’le kazandığı iki lig şampiyonluğu bulunuyor. Onun döneminde takım daha önce hiçbir Çek takımının başaramadığını başararak arka arkaya üç sezon UEFA Kupasına katılmaya hak kazanmış… Sahaya 4-2-3-1 dizilişiyle çıkardığı takım bilhassa kanatları çok iyi kullanıyor.

Takımın kaptanı Tomas Rosicky, 2006 senesinden geçen sezonun sonunda kadar Arsenal’de top koşturdu, nam-ı diğer “Küçük Mozart”. Son sezonlarda yaşadığı sakatlıklar nedeniyle takımdan uzun süre ayrı kaldı ama oynadığı maçlarda orkestra şefiydi 7 numara. Tempoyu ayarlayan, oyunu rakip yarı alana yıkan bir futbol dâhisi. Sezonun son maçında Arsenal’e veda ederken Emirates Stadı’nın tribünlerinde Rosicky formalılar selam duruyordu emektarlarına…

Çekler şampiyonanın yaşlı takımlarından, 23 kişilik takımın yaş ortalaması 29,3. Hırvatlar karşısında 89. dakikada buldukları gol grupta tek puanlarını getirdi. Gruptan çıkabilme ihtimalimiz zayıf ama Çekler karşısında alınacak iki farklı galibiyet ve diğer gruplarda alınacak sonuçlar tek umudumuz. İspanya karşısında sahaya çıkan 11’den üçü yedek kulübesinde, Volkan Şen, Emre Mor ve İsmail Köybaşı sahada. 2000 Avrupa Şampiyonasında 2-0 kazandığımız Belçika maçından sonra katıldığımız şampiyonalarda gol yemeden bitirdiğimiz 90 dakika olmamış. Rakibin en önemli eksikliği sakatlığı nedeniyle şampiyonayı kapatan Rosicky. Maçın başlamasına yarım saat kadar kala tribünlerde Mehter Marşı, muhtemel ülkenin geldiği noktayı en iyi anlatan. 10.dakikada Emre Mor sağdan getirdiği topu Burak’ın önüne bırakıyor, 1-0. Topla daha çok oynayan bizimkiler bu dakikalarda. 17’de kornerden gelen topa kafayı vuran Sivok ama bereket sağ direk yetişiyor imdada. 34’te sarı kartı görüyor Köybaşı ve hemen akabinde Plasil. Kontraya çıktığımız dakikalarda son topları iyi kullansak ikinci golü bulmak işten değil. Ama ülke futbolunun en büyük sıkıntısı bitirici forvet eksikliği değil mi zaten!

İkinci yarıda takımlar aynı kadrolarla sahada. 50’de sarıyı gören Hakan Balta. 60’da ceza yayının üzerinden dışarıya vuruyor. Maçın en iyisi Emre. Aynı dakikada Volkan’ın yerine Oğuzhan sahada. 65’de ceza sahasının içinden mükemmel vuruyor Ozan Tufan ve durum şimdi 2-0. Ah bir de sahaya atılan meşaleler olmasa! Golden sonra yerini Oğuzhan’a bırakıyor Emre. İlk iki maçta sahada duran milliler bu maçta canla başla mücadele ediyor. Son dakikalarda rakibimiz bir gol için yükleniyor ama savunmasında boşluklar bırakıyor. Maç bu sonuçla biterken bu kez mutlu dönüyoruz Londra’ya. Bir de Fatih Terim’in basın toplantısındaki, “Ne TRT’ye giderim, ne de sorularını cevaplarım!” çıkışı olmasa. Sahi, ne zaman bu kadar tahammülsüz oldu bu ülke? En sevinçli zamanlarda bile ortaya çıkan bu hüzünlü fotoğraf niye?

Dipnot: Bu yazının ertesinde İtalya’yı yenen İrlanda Cumhuriyeti gruplardan çıkmayı başardı. Biz ise eve dönüyoruz. Anlayacağınız bitti bitti demeden bitti Türk’ün Türk’e masalı!

En Çok Okunan Haberler