Euro 2016; Fransa yollarında - II…

“Bir tren yolculuğu yaparız bir gün/sandviç falan yeriz/iyi günler değil uzakta” der Cemal Süreyya eşine yazdığı dizelerde… Paris yollarında bizimkisi de öyle bir yolculuk işte. Londra ile Paris’i, Manş denizinin altından birbirine bağlayan Euro tüneli 50 kilometre uzunluğunda, 1994 senesinde açılmış ve 9,5 milyar Sterline mal olmuş. İngiltere’de Folkstone limanından başlayan tünel Fransa’nın Calais şehrine kadar uzanıyor. Hızı saatte 160 kilometreye ulaşan hızlı trenlerle tüneli 20 dakikada geçip günün her saatinde Avrupa’nın iki büyük Başkenti arasında seyahat etmek mümkün. Anlayacağınız bizim diyarlarda iktidarın her daim methiyeler düzdüğü, Boğaz geçişi 1,5 kilometre olan Marmaray, Euro tünelinin yanında devede kulak misali!

O güneşli Cumartesi günü öğlen saatlerinde Londra’nın St Pancras istasyonu kalabalık, üç takımla 2016 Avrupa Şampiyonasında temsil edilen Britanya Adaları Paris’e akıyor. Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında tek kupayı 1966 senesinde kazanmış İngiltere bir turnuvada daha umutlu, malum umut yolcusu yorulmaz. St Pancras istasyonundan hareketten 2,5 saat sonra Paris’in merkezindeyiz. O güneşli günde Paris’in merkezi cıvıl cıvıl, publar, kafeler, restoranlar futbol renklerine bürünmüş ziyaretçilerini ağırlıyor. O güzel şehir o gün Charles Baudelaire’nin enfes kitabı Paris sıkıntısını hatırlatıyor…

Türkiye’nin Hırvatistan karşısında sahaya çıkacağı Parc des Princes (Prensler stadı) 48,712 kapasiteli, şehrin güney batısında 1973 senesinden günümüze Paris Saint-Germain’e ev sahipliği yapıyor. Ülkenin 5. büyük stadında 2013-14 sezonunda 43,420 taraftar ortalaması yakalamış bu diyarların zenginler kulübü. Maça ilgi büyük, karaborsada biletler 300 Euro’ya kadar alıcı buluyor. Bu maç öncesinde bizimkiler FIFA sıralamasında ev sahibi Fransa’nın hemen altında 18. sırada. Rakip Hırvatistan Galler’in altında 27. sırada…

Geçmiş şampiyonlarda 6 kez karşılaşmış iki takım, 4 maç berabere biterken, iki maçta sahadan yenik ayrılmışız. O maçların içinde muhtemel en çok hatırlananı Euro 96’da Nottingham’da oynananı. Alpay’ın insafı sayesinde maçın son bölümünde golü atan Goran Vlaovic takımına üç puanı kazandırıyordu. 2008 senesinde bu kez Euro 2008’de bir kez daha kozlarını paylaştı iki takım, bu kez penaltılar sonucu maçı kazanıp yarı finale çıkan Terim’in öğrencileri olmuştu…

***

O maçtan 20 sene sonra Millilerin başında yine Fatih Terim, istikrarın ülke futbolundaki anlamı! O tarihten günümüze Hırvatlar 7 teknik direktörle çalışmış, 2015’de göreve gelen Ante Cacic 29 Eylül 1953 doğumlu, ülkenin ilk pro lisanslı futbol hocası Zagreb üniversitesinin beden eğitimi bölümünü bitirmiş. Türkiye son 20 senede 9 teknik direktör değişikliği yaşadı, bu Terim’in takımdaki 3. dönemi…

Avrupa şampiyonalarında 2000 senesinde çeyrek final, 2008’de yarı final oynayan Milliler, 1996 senesinde bu statta Fransa ile yaptıkları dostluk maçını farklı kaybetmiş ama son 8 resmi maçta mağlubiyeti bulunmuyor. Bu Hırvatların 5. Avrupa Şampiyonası, tarihlerindeki en büyük başarıları 1998 Dünya Kupasında yakaladıkları üçüncülük… İki takımda da birbirlerini yakından tanıyan isimler var, Arda Turan ve Ivan Rakitic Barça’da, Hakan Çalhanoğlu ve Tin Jedvaj Bayer Leverkusen’de top koşturuyor. Hırvatların golcüsü Mario Mandzukic grup maçlarında takımının 20 golünden sadece birini kaydedebilmiş, 30 yaşındaki 1.90’lık forvet hava toplarında etkili, 2012 ve 2013’de Hırvat futbolunun en iyisi seçilmiş. Yeri gelmişken, 18 yaşındaki Emre Mor’u da hatırlamadan geçmeyelim. Nordsjaelland’da geçirdiği başarılı sezondan sonra geçtiğimiz günlerde Dortmund’a transfer olan ofansif orta saha Danimarka yerine Türkiye’yi seçmesinin kendi kararı olduğunu söylüyor. Keşke Dortmund yerine Liverpool’u tercih etseydi, en azından Premier Lig’de izleme fırsatı bulurduk…

Milli takımın güçlü yanı, ofansif orta saha oyuncularının fazlalığı. Hakan, Arda, Olcay, Oğuzhan, Ozan, gününde hepsi de skoru değiştirebilecek oyuncular. İki kanat beki Gökhan ve Caner’i de ekleyince kaçınılmaz olarak hücumu fazlasıyla seven bir kadro çıkıyor ortaya. Topa sahipken iyi pas yapan, tehlikeli bir takım, ama top rakipteyken kolay pozisyon veren, orta sahada presi sevmeyen yönü de var. Hırvatların orta saha üçlüsü Modric, Rakitic ve Brozovic boş alan bulduklarında fark yaratan oyuncular. En tehlikelileri şüphesiz Luka Modric, 30 yaşındaki yaratıcı orta saha grup maçlarında üç sene aradan sonra Milli takımdaki ilk golünü Azerbaycan karşısında kaydetmişti…

Millilerin baş ağrısı savunmanın ortasında, malum kaliteli stoper meselesi nicedir ülke futbolunun kanayan yarası. Bir de golcü meselesi var elbet, bizim vasat ligin geçen sezon en golcü 7 futbolcusunun yabancı oluşu meselenin özeti. Bu maçta savunmanın ortasında Mehmet Topal ve Hakan Balta. 43,842 taraftarın önünde, henüz 3’de tehlike yaratıyor Hırvatlar, sağdan gelen ortayı Rakitic yakın direkte değerlendiremiyor. 26’da Ozan Tufan Gökhan’ın ortasına kafayı vuruyor ama kaleciye. Sonrasında orta saha üstünlüğünü sağlayan Hırvatlar sağdan getirdikleri toplarda etkili oluyorlar. Caner’in önünde oynayan Arda’nın savunmaya yardım etmeyişi rakibe hücum üstünlüğü sağlıyor. 41’de savunmanın gelişigüzel ceza sahası dışında uzaklaştırdığı topa mükemmel vuruyor Modric, Hırvatlar öne geçiyor.

2. yarıya Oğuzhan’ın yerine Volkan’ı alarak başlıyor Terim ama orta sahada top kazanabilecek oyuncu eksikliği kendini gösteriyor. 52’de Darijo Srna’nın frikiği, 72’de Ivan Perisic’in kafa vuruşu üst direkten dönüyor. Avrupa’nın üst düzey liglerinde sadece iki futbolcusu bulunan takımımızın kaderini bir kez daha kendi liginin kalitesi belirliyor. Maçın adamı Luka Modric…

Bu sonuçla katıldığı son dört Avrupa Şampiyonasında ilk maçları kaybetme alışkanlığına devam ediyor Milliler. Üstelik bir sonraki durakta daha zoru bizi bekliyor…

En Çok Okunan Haberler