Eyvallah!

Kendimi devşirmeye, yazacağım sözü kalbimde pişirmeye gayret ettim dostlar. Ne kadar bildiğimi düşünsem de bilire danıştım. Danışmadan yola gidenin yorulup yollardan şaşacağını biliyorum. Vakti gelmeyince bülbül bile ötmezken söylenecek sözün vakti gelsin diye bekledim. Vakti geldi. Söylüyorum: Yol verin a dostlar, ülkenin gençleri, kadınları, mücadeleden korkmayan cesur insanları artık bir çıkış yolu sunsunlar.

Sosyal medyada yazılıp çizilenleri okuduğunda ya da başını şöyle bir sokağa uzattığında öfkeleniyor, hayatının en güzel yılları elinden çalınıyormuş gibi hissedip daralıyor, hiç vakit kalmamış gibi sabırsızlanıyor, bir an önce birilerinin bir şeyleri değiştirmesini istiyor milyonlar. Peki kim bu birileri? Toplumun derdiyle dertlenmiyor mu artık kimseler? ‘Beter olsunlar’ deme noktasında mı çabuk pes edenler?

Ciğerlerimiz parelenip dertli dertli inilerken bir kurtarıcı değil beklediğimiz. Kurtarıcı biziz, kurtarıcı sensin, kurtarıcı benim, kurtarıcı birlikte yenilenmemiz. Kimse bizi kurtarmayacak bizden başka. Uzun süreler acı çeken ve çektiği ahlar arşa değen toplumların türküleri, deyişleri, ozanların, aşıkların sözleri, dengbejlerin kelamında saklıdır sırlar biliyorum. Ne dersiniz belki değişim bugün başlayacak, sizin bir kararınızla başlayacak. Ey ülkenin ana muhalefetini meslek edinenler, ey ‘yerel seçimler var şimdi. Kurultay toplama sırası mı?’ deyip duranlar, size soruyorum: Ne dersiniz? AKP de İyi Parti de Ağustos’ta kongre topluyor. Siz bir araya gelip konuşmaktan neden bu denli çekinirsiniz? Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’ni idare edenlere, ‘Şimdi tam da sırası. Kimse için değil, kimseyi bir koltuğa oturtmak için değil, muhalefet yapma tarzına çeki düzen vermek için, umuda dönüşmek için, bundan sonra kimsenin umudunu kırıp, kimseyi yarı yolda bırakmamak için ben de varım. Biz de varız’ deme zamanıdır. Kimseyi incitmeden, kimsenin söyleyecek sözünü içinde tutmasına sebep olmadan, kimseyi dışarıda bırakmadan milyonlarca insanın sevgili ana yurduna duyduğu son bağı sağlamlaştırmak zorundayız. Siyaset profesyonellerinin değil, parti ağalarının, seçmen kaynakları müdürlerinin değil, belediye kaynakları yöneticilerinin değil, ‘bir daha ne oy veririm ne de oyumun peşine düşerim’ deme noktasına gelmiş milyonların kaygıları öncelikli olmalıdır. O milyonlar, kendilerini toplumsal değişim gönüllüsüne devşirecek heyecanı yeniden bulmalıdır. Hayat kısa evet kuşlar da uçuyor ve heyecansız harekete geçilmiyor. Hareketsiz yaşanmıyor. Siyasi partilerin hayatını sürdürebilmesi için de harekete geçirecek heyecan gerekiyor. ‘Böyle bir şey olabilir mi?’ diye diye seyrettiği gelişmeler karşısında yaşam belirtisi gösteremeyen ağaç bir süre sonra fotosentez dahi yapamaz hale gelir. Aç kalmayı alçalmaya yeğleyen ama boyun eğmeyen onurlu milyonlara hiç mi borcunuz yok? Böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek diye bilenlerin şevkini kırmaya, onları gönülsüz koymaya ne hakkınız var? Açın değişimin önünü, değişimin bir parçası olun. Ya bu devranı milyonlarla birlikte döndürün ve cefa çekenlerin gönlünde taht kurun ya da kâğıttan küçük tahtınıza üflenene kadar sefa sürmeye devam edin.

Eyvallah!

En Çok Okunan Haberler