Fado ve Harry Potter Pelerinleri: Porto

Kış aylarında dahi 15 derecenin altına düşmeyen sıcaklıkları ve 1. Luis Köprüsü’nün muhteşem manzarası ile Portekiz’in 250 bin nüfuslu şehri Porto, Atlantik Okyanusu’nun yakınında bir dolu sürprizi içinde bulunduruyor.

2000’lerin ortalarından itibaren İber Yarımadası’nın tümünü etkileyen ekonomik kriz komşusu İspanya kadar olmasa da Portekiz’i çok sert biçimde vurdu. 2012 yılında Portekiz, 2000 yılında olduğundan daha fakir bir ülkeydi. Her yıl açık veren bütçeyi toparlamak 2010’ların ikinci yarısındaki sıkı politikalarla mümkün oldu ve hükümet ancak bu yıl koyduğu ekonomik hedeflere ulaşacak. Portekiz’in bu dönemde kesilmeyen en önemli gelir kaynağı turizmdi. Özellikle güney kıyısındaki Algarve bölgesi Avrupalı turistler arasında sahil turizmi açısından bir hayli ünlü ve Portekiz her yıl, bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında turizm geliri rekoru kırıyor. Lizbon ve Porto da sahil turizmini bir kenara bırakırsak her yıl ciddi sayıda turist çekiyor. Bu büyük şehirlerin dışında üniversitesi ile ünlü Coimbra ile masallardan fırlamış Sintra gibi küçük şehirler ve Madeira ile Azor Adaları gibi deniz aşırı istikametler de Portekiz turizminin lokomotifleri. İspanyolların beyaz boyalı evlerle dolu köylerinin benzerleri Portekiz’de de mevcut, hatta Portekiz’de bunların yanında tamamen taş evlerin bulunduğu birçok köy bulunuyor ve elinizde bu anlamda sayısız alternatif var. Biz, bu alternatifler arasında eğlence, kültür, damak tadı ve manzarayı harika biçimde harmanlayan şehir Porto’ya yaptığımız ziyareti sizlere anlatmak için buradayız.
Başkent Lizbon’a 300 kilometre uzaklıktaki şehre direkt uçuş dışında ulaşmanın bir başka yolu kuzeydeki İspanyol şehri Vigo’dan, zira buradan Porto’ya uzaklık 150 kilometre civarında. Kiralık arabayla, Galiçya kıyısı ve Portekiz’in birleştirileceği bir tur düşünülebilir. Portekiz’in ikinci büyük şehri hem nüfus hem de yüzölçümü olarak Lizbon’la karşılaştırılamayacak kadar küçük. Lizbon’da 3 milyon kişi yaşarken, Porto merkezinde bu rakam sadece 250 bin civarında. Tabii aynı sebeple şehrin tümünü 3-4 günlük bir kaçamakla gezebilme şansınız daha fazla. Herhangi bir şehir, kendisini ikiye ayıran nehrin iki yanına kurulduğunda çekicilik açısından maça 1-0 önde başlamış demektir. Prag, Budapeşte, Petersburg, Belgrad bu şehirlerin akla ilk gelenleri. Porto da Duomo nehrinin üzerinde bulunan bir şehir, ama yukarıda saydıklarımızdan daha çarpıcı bir yerleşime sahip. Vitoria kısmı Porto Üniversitesi, katedraller, meydanlar, müzeler ve gece hayatının kalbinin attığı sokaklar ile seyahat severlerin akın ettiği taraf. Vila Nova kısmında ise daha yeşil alanlar ve şehre adını veren port mahzenleri bulunuyor.

J.K. Rowling’in sihirbazları

Vitoria tarafını gezmek için kendinize merkez olarak Praça da Liberdade’yi (Özgürlük Meydanı) belirlemek doğru bir seçim olacaktır. Zira Porto oldukça engebeli bir şehir ve meydanın iki tarafından yukarıya doğru giden yokuşlar sizi bir hayli yoruyor. Meydandan yükselen yokuşların birinin sonunda Porto mimarisinde oldukça sık görülen Azulejo seramiklerinin dış cephesinde ve içerideki duvarlarında yer aldığı Santo Ildefonso Kilisesi’ni görmek mümkün. Azulejo seramiklerinin en güzel örneklerinden birisi de yine meydana oldukça yakın olan Sao Bento Tren İstasyonu. İstasyonun girişindeki salonda 20 bin adet seramikle yapılan ve Portekiz tarihinin önemli olaylarını resmeden çalışmalar bulunuyor. Meydanın diğer tarafından yukarıya doğru çıktığınızda ise sizi mimari harikaların ardından daha fantastik ve kültürel bir yolculuk bekliyor, özellikle Harry Potter romanları ve filmlerinin hayranları için çok güzel hikâyeler bulunduran bir yolculuk.

J.K. Rowling 1990 yılında bir gazete ilanı sonucu İngilizce öğretmeni olarak Porto’ya yerleşti ve Porto’da tanıştığı bir gazeteci ile evlendi. 3 yıl süren evliliğinde bir kız çocuğu dünyaya getirdi. 3 yılsonunda pekiyi anılarla hatırlamadığı evliliğini sonlandırdı ve çocuğuyla beraber kız kardeşinin yanına, Edinburgh’a gitti. Oraya vardığında kendisini yıllar sonra dünyaca ünlü yapacak bir roman serisinin ilk kitabı Felsefe Taşı’nın ilk 3 bölümünü de bavulunda bulunduruyordu, o bölümler Porto’daki kafelerde yazılmış Harry Potter serisine aitti elbet. Rowling’in bu kısımları şehirdeki Majestic Cafe ve Lello Kütüphanesi’nde yazdığı söylenir. Lello Kütüphanesi’ne girdiğinizde bunun çok da gerçek dışı olmadığını anlıyorsunuz, zira 2 katlı kütüphanenin merdivenleri Hogwarts’ın yer değiştiren merdivenlerine ilham kaynağı adeta. Bugün aynı zamanda bir kitapçı olan dükkâna giriş maalesef paralı, ancak en azından verdiğiniz ücreti içeride satın alacağınız bir kitabın fiyatından düşüyorlar.

Lello’dan 100 metre uzaklıkta Rowling’in bir başka ilham kaynağı var, Porto Üniversitesi. Bu üniversitenin öğrencilerini Özgürlük Meydanı’nın yakınında dolanırken gördüğümüzde ilk dikkatimizi çeken siyah kıyafetlerinin sırtına geçirdikleri pelerinleriydi. Özellikle şehri kış aylarında ziyaret ediyorsanız kendinizi Hogwarts’da (Harry Potter romanındaki sihirbazlık okulu) dolaşıyor zannedebilirsiniz. Bu öğrencilerin akşamları toplandıkları yer Jardim da Cordoaira isimli üniversitenin arkasında yer alan bahçe ve hemen yanındaki 3-4 tane bar. Adega Leonor isimli öğrenci dostu fiyatlarıyla ünlü barın önünde öğrencilerin birkaçıyla sohbet etme şansımız oldu. Porto Üniversitesi öğrencileri bu pelerinleri giymeye çaylaklıklarını bitirdikleri ilk yılın sonunda başlıyorlar ve bir daha çıkarmıyorlar. Hatta bu pelerinin manevi değeri o kadar büyük ki mezun olana kadar pelerini yıkamayan birçok öğrenci var. Zira çaylaklık yılında üst sınıflar bu öğrencilere birçok görevler veriyorlar ve gelenek gereği çaylaklar bu görevleri yerine getiriyorlar. Ancak bunların arasında bazı küçük düşürücü görevler de var, örneğin biz oradayken 2 tane ikinci sınıf öğrencisi çaylak öğrencileri tek sıraya dizmiş dans ettirip şarkı söyletiyordu. Hatta bu geleneğin birkaç öğrencinin hayatına mal olduğu hadiseler de yaşanmış. Aralık ayında dalgalı denizde yüzmek zorunda kalan bir öğrencinin başına geldiği gibi. Bu pelerin ve ona bağlı gelenek aslında Coimbra Üniversitesi’nde doğmuş ve daha sonra Porto Üniversitesi tarafından da kabul edilmiş.

Üniversite ve kütüphaneye çok yakın 2 önemli nokta daha var HP hayranları için. Gryffindor ambleminin esinlenildiği söylenen Fonte dos Leões isimli fıskiye ve Astronomi Kulesi’nin esinlenildiği Torre dos Clerigos. Tabii Porto şehrinde, Rowling’e ilham verdiği iddia edilen başka yerler de var, fakat yukarıda saydığımız birbirine çok yakın olan bu noktalar sadece serinin hayranları için önemli değil, genel anlamda Porto kültürünün çok önemli parçaları. Zaten bu bölge aynı zamanda gece hayatının da kalbinin attığı yerlerden birisi. Burada birbirine paralel sokakların üzerinde sayısız bar ve pub bulunuyor. Porto eğlencenin sokağa taştığı şehirlerden, barlardan aldığınız içkinizle sokakta zaman geçirebilir ve gece geç saatlere kadar atmosferin keyfini çıkarabilirsiniz.

Port Mahzenleri

Duomo Nehri’nin Vila Nova kısmına geçmek için Avrupa’nın manzarası en güzel köprülerinden birinin üstünde yürümenizi tavsiye ediyorum: 1. Luis Köprüsü. Tramvay ve araç alternatifleriniz de var elbet. Ancak köprünün tramvay ve yaya yolunun yer aldığı üst katının tam ortasından Duomo Nehri ve şehrin iki yakasının muazzam manzarasını izlemek şart ki burası aynı zamanda panorama fotoğrafları çekmek için en ideal yer. Zaten Porto’nun reklam yüzü de bu köprüden çekilmiş Vitoria manzarasının fotoğraflarından oluşuyor.

Vila Nova kısmının en dikkat çekici olanı Port Mahzenleri. Bu mahzenlerin bazılarının ışıklı reklam tabelaları 5-6 katlı binaların tepesinde diğer kıyıdan dahi görünüyor. Portekiz’e özgü şarabın biraz daha aromalı ve tatlı versiyonu olan bu içkinin tadım turları için birçok alternatifiniz var. Tabii turlara katılmadan taş binaların arasında dolaşıp bu işlemi kendiniz yapmanız da mümkün. Hemen her port evinin kendine özgü tadım paketleri var, bazıları turistik, bazıları daha amatör, ancak her bütçe ve zevke uygun. Benim tavsiyem sahilde ilk gördüğünüz mahzenler ya da Taylor’s gibi oldukça bilinen port evleri değil, yokuşu biraz çıkmanız sonucunda ulaşacağınız Vasconcellos gibi daha küçük ama ziyaretçilerin zevklerine önem veren mahzenler.

Foz do Douro: Porto’nun en büyük sürprizlerinden birisi, şehir merkezine 5 kilometre uzaklıktaki Foz do Douro. Douro Nehri’nin Atlas Okyanusu’na döküldüğü kısımda bulunan noktada Farolim das Felgueiras isimli bir deniz feneri var ve bu fenere ulaşmak için, kıyıdan okyanus doğru uzayan ince uzun bir taş yoldan yürüyorsunuz. Bazen fenerin boyuna kadar ulaşan dalgalar zaman zaman ziyaretçileri ıslatsa da size sunulan uçsuz bucaksız okyanus manzarası muhteşem. Yolculuğunuza mutlaka bu durağı da ekleyin derim.

En Çok Okunan Haberler