FED ve sonrası…

ABD Merkez Bankası FED’in beklenen kararı geldi ve faiz oranları yüzde 0.25 yukarı çekildi. Bir anlamda “şüyuu vukuundan beter” sözü doğrulandı. Hatırlanırsa, Mayıs 2013’te o zamanki FED başkanı Ben Bernanke’nin tahvil alım programlarının yavaşlayacağını ilan etmesinin ardından, dünya finans piyasaları karışmıştı. Aralarında TL’nin de bulunduğu birçok gelişmekte olan ülke parası ciddi değer yitirmişti. Çünkü Bernanke’nin açıklaması küresel krizin ardından uygulanan aşırı gevşek para politikasının artık sonuna yaklaşıldığını ilan etmekteydi.

Sonunda Aralık 2015’te faizler bir gıdım yukarı çekildi. FED’in Açık Piyasa Komitesi üyelerinin önümüzdeki yıl için 0.25’lik 4 faiz artırımı bekledikleri, böylelikle 2016 sonunda faizlerin yüzde 1.5 olmasını öngördükleri ortaya çıktı. Kararın ardından finansal piyasalarda önemli bir çalkantı yaşanmadı, hatta dolar yükseldi.

Peki öyleyse FED 0.25’lik bir hamle için niye bu kadar ayak sürüdü? Çünkü, metropol kapitalist ülkeler arasında ekonomisi en sağlıklı kabul edilen ABD bile 2009 Haziran’ından bu yana ancak ortalama yüzde 2.2 büyüyebildi.

Her ne kadar manşet işsizlik rakamı yüzde 10’dan yüzde 5’e gerilediyse de, bu performans işgücüne katılım oranının düşüklüğü sayesinde yakalandı. Çünkü küresel kriz sürecinde işini kaybedenlerin bir kısmı iş bulma umudunu kaybettikleri, bilgi ve becerilerinin teknolojik gelişime ayak uyduramadığını düşündükleri için artık iş başvurusu bile yapmıyorlar. Zaten istihdam sahibi görünenlerin bir bölümü de istekleri hilafına geçici işlerde çalışıyorlar. Nitekim ücretler belirgin bir sıçrama gösteremiyor. Bu nedenle yüzde 2’lik enflasyon hedefi de bir türlü yakalanamıyor. FED’in nirengi noktası kabul ettiği enflasyon ölçütü, kişisel tüketim harcamaları geçtiğimiz yıl sadece yüzde 0.2 kıpırdadı. Gıda ve enerji fiyatları dışarıda bırakılsa dahi, çekirdek enflasyondaki artış hedefin gerisinde, yüzde 1.3 olarak gerçekleşti.

Neden faiz artışı yapıldı?
Öyleyse tüm bu elverişsiz koşullara karşın niye bir faiz artışına gidildi? Bir neden, bu kez de hamle yapmaması halinde FED’in gidişatı karanlık gördüğü tescil edilmiş olacak, küresel ekonomiye ilişkin karamsar ruh hali iyice yaygınlaşacaktı. Gelgelelim, bize göre asıl neden, “finansal istikrar” kaygısıydı. Çünkü ucuza borçlanma olanağı, spekülatif yatırımları tetiklemişti. Ekonomi ağır aksak büyürken, borsalar alıp başını gitmişti. Aralık 2008’den bu yana dev firmaları içeren Sand P 500 endeksinin yüzde 124, teknoloji hisselerinin fiyatlarını yansıtan Nasdaq’ın ise yüzde 214 arttığı ortadaydı. Sınıfsal açıdan bakıldığında da, emek kesiminin gelirleri yerinde sayarken, borsanın ağırlıklı yatırımcısı olan yüzde 1 ise servetine servet kattı. FORBES dergisine göre en zengin 400 Amerikalının serveti bu dönemde ikiye katlandı.

FED’in piyasaya 3.5 trilyon dolar pompalamasıyla, hem faizlerin düşük düzeyi, hem de yoğun tahvil alımlarının adeta piyasada kağıt bırakmaması nedeniyle ”Junk Bond“, yani çöp tahvil piyasasına rağbet arttı. Yüksek riskli firmalar hayallerinde bile göremeyecekleri kadar büyük miktarlarda ve göreceli düşük oranlarla borçlanma fırsatı buldular. Nitekim, faiz artışının hemen öncesinde 1.3 trilyon dolarlık çöp tahvil piyasasında faaliyet gösteren fon çöktü. Fırtınanın Türkiye’nin de arasında bulunduğu “yükselen ülkeler”den kopması beklenirken, “yüksek getiri yüksek risk” piyasası vurgun yedi. Özellikle, petrol fiyatlarının keskin düşüşü sonrası mali yapıları bozulan enerji sektörü firmaları sinyal veriyor.
Küresel piyasalarda tam da 2007 krizi öncesini andıran, endişe verici bir manzara hakim. Üreten yatırımlara rağbet edilmezken, şirket evlilikleri, piyasadan kendi hissesini satın alarak fiyatları şişirme, aşırı temettü ödemesi gibi pratikler yaygınlaştı. Şirket genel müdürlerinin fahiş “bonus” ödemelerine de gem vurulamadı.
Küçük bir faiz artışının kapitalizmin krizine çare olamayacağı tahmin edilebilir. Hatta işlerin sarpa saracağı, 2011 sonrası faiz artışına gidip sonra da çark eden Avrupa Merkez Bankası, İsveç, Avustralya, Norveç ve İsrail merkez bankaları gibi FED’in de pişman olacağını öngörenler var. Özetle dünya ekonomisini zor bir yıl bekliyor.

Gelelim Türkiye’ye
Başta Çin, Türkiye’nin de arasında bulunduğu ülkeler grubunda 2016 büyüme beklentileri bir bir aşağı çekiliyor. Ekonomisi yüzde 4.5 dolaylarında daralan Brezilya arka arkaya iki not indirimiyle karşılaştı. Üçüncü çeyrek büyüme rakamı yüzde 4 gelen Türkiye’nin önünün açık olduğunu söylemek ise hayli zor. Zaten büyümenin yüzde 1’i stok artışlarından kaynaklanmıştı. Ekonominin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan üretken sektörler, imalat, inşaat ve ticarette büyüme yüzde 1.2’de kalmıştı.

2015 başından beri, ödemeler dengesinin kalemine yansıyan kaynağı belirsiz bir fon girişinden söz ediliyor. Eylül sonuna kadar net hata noksan 13.3 milyon dolar artı vermişken, Ekim’de rüzgar terse döndü, 2.1 milyar dolar çıkış yaşandı. Petrol fiyatlarının düşüşüyle zora giren, başta Suudi Arabistan, Körfez ülkelerinin bu hicretin kaynağı olduğu tezleri inandırıcı geliyor. Eğer bu eğilim devam ederse, 99 milyar dolara gerileyen Merkez Bankası rezervleri daha fazla basınç altında kalır.

2014 sonunda 143.1 milyar olan yurtdışı yerleşiklerin, yani yabancıların portföyü Ekim sonunda 108.3 milyar dolara geriledi. Bu gerilemenin bir kısmı kur, faiz, borsa endeksindeki hareketlere bağlı olsa da, 11 Aralık gününe kadar hisse senedi satışları 2.2 milyar doları, DİBS satışları 8.7 milyar doları buldu. Kısaca yabancılar büyük ölçüde ülkeyi terketti.

Önümüzdeki yıl ekonominin asıl başını 185.2 milyar dolara dayanan döviz mevduatları ağrıtacak. Bu rakamın 170 milyar doları yurtiçinde yerleşiklere ait. Para ikamesi denilen olgu, yani yurttaşların TL’den kaçışı döviz sepetini yukarı çekiyor. Ayrıca nakit tutulan dövizler de cabası.
İşte böyle kırılgan bir ortamda, TCMB’nin bugünkü faiz kararı bekleniyor. Eğer küresel dinamiklere uygun bir biçimde bir faiz artırım kararı gelmezse başta döviz, piyasalar karışır. Hükümetin Merkez Bankası üzerinde vesayetini sürdürdüğü kanısı yaygınlaşır. Noel öncesi yabancıların nakde geçip, risklerini azaltarak tatile çıkma alışkanlığı da göz önüne alınırsa önümüzdeki hafta iyice çalkantılı günler yaşanır.

En Çok Okunan Haberler