Fidelismo ve Küba’nın geleceği…

Raul Castro’nun 2007 senesinde başkanlığa gelmesiyle birlikte Küba’da bir dizi ekonomik reformlar yapılmıştı. Bu reformlar Diaz-Canel’in seçilmesiyle de devam ediyor. Planlı ekonominin içindeki piyasa alanının artıyor olması beraberinde “acaba Küba kapitalizme mi geçiyor?” sorusunu getiriyor.

Son yıllarda, özellikle Obama döneminde, Amerika ile diplomatik temasların iyileşmesi de Küba’nın artık iyice kötü yola saptığı düşüncelerini kuvvetlendirmişti. Her ne kadar bu gelişmeler sol cenahlarda endişeyle karşılandıysa da durum burjuva medyasının yansıttığı gibi değil. Sosyalizm elden gitmiyor, ancak Küba ekonomisinin çözemediği çok ciddi yapısal sorunlar var.

Küba’da yapılan piyasa reformlarından biri özel şahısların küçük işletmeler açıp “girişimcilik” yapmaya başlamalarıydı. Özel girişime izin verilmesi pek çok liberale göre Küba’da kapitalizmin tohumlarının atıldığı anlamına geliyordu. Doğru, Küba’da artık küçük bir kafe, restoran ya da dükkân sahibi olabiliyorsunuz. Fakat parti bu küçük girişimleri çok sıkı kurallarla düzenliyor.

Farz edelim butik bir kafe açıp turistlere Küba kahvesi satmaya başladınız. Bir şekilde sokaktaki diğer kafelerden daha iyi iş tutturdunuz ve mekânınız turistlerle dolup taşıyor. Cironuz ve kârlılığınız diğer mekânlarınkinden yüksek. Ne yaparsınız? Biriktirdiğiniz sermayeyi kullanarak bahçeye birkaç masa daha atar, artacak hareketliliği karşılamak için iki servis elemanı daha alırsınız. Seneye de iki sokak öteye bir şube daha açıp zincir haline gelerek sermaye birikiminizi hızlandırırsınız.

Fakat Küba’da sermayenin bu şekilde büyümesini engelleyen kısıtlamalar var. Öncelikle, yasalar gereği, devlet bütün “özel” işletmelerin yüzde 50 ortağı (bir nevi kurumlar vergisi), tıpkı Çin’de olduğu gibi. Sonralıkla, açtığınız işletmelerin bulunduğu muhite ve tipine (kafe, bar, restoran vs.) bağlı olarak metrekare, masa, sandalye ve işçi limitleri var. Belli bir sayının üzerinde masa, sandalye ve işçi alamadığınız için işleriniz iyi gidiyor olsa bile kârınızı işletmenizi büyütecek şekilde yatıramıyorsunuz. Benzer düzenlemeler AirBnB ve Casa Particular (bir ailenin yanında kalmak) uygulamalarında da var. Böylece devlet, isteyen vatandaşların turistlere yönelik işler yaparak biraz ekstra gelir elde etmesine olanak tanıyor ama sermaye birikimine gidip büyük zincirler veya holdingler kurulmasının da önüne geçiyor. Öte yandan enerji, ulaşım, telekomünikasyon vesaire gibi stratejik sektörler tamamen devlet eliyle işletiliyor. Dolayısıyla Küba’daki reformlar vahşi rekabetin olduğu piyasalar ve hızlı sermaye birikimi doğuracak cinsten değil.

Yapısal reformlar, yapısal reformlar…
Küba’nın temel sorunu ufak tefek piyasa reformları değil, ekonomik yapının tarım ve hizmet sektörlerine dayalı olması. Tarımda şeker, tütün, tropikal meyve, fasulye, pirinç ve patates üretiliyor. Hizmet sektöründeki en önemli gelir kaynağı ise turizm. Markalı purolar ve rom katma değeri nispeten yüksek ihracat kalemleri olarak öne çıkıyor. Her ne kadar tarım ve turizm bir ülke ekonomisi için önemli sektörlerse de sadece bu iki sektörü geliştirerek kalkınan bir ülke yoktur. Çünkü bunlar ölçeğe göre sabit getirisi (constant returns to scale) olan sektörler. Ülkelerin yüzölçümü sabittir ve ancak belli bir miktar ekilebilir alan olarak kullanılabilir. Ha keza, plaj olarak kullanılan sahil boyları ve ağırlanabilecek turist miktarı da üç aşağı beş yukarı sabittir. Dolayısıyla turistik beldelere artan talebi karşılamak için plajları genişletmeniz pek mümkün değildir. Turistik alanlar kısıtlı olduğundan otel odası ve restoran sayılarının da üst limitleri vardır.

Ekonomik gelişme ve kalkınma sanayi ile olur. Ha-Joon Chang, “Kicking Away the Ladder,” “Bad Samaritans” ve “Kapitalizm Hakkında Size Söylenmeyen 23 Şey” kitaplarında bütün gelişmiş batı ekonomilerinin sanayi ile kalkındıktan sonra hizmet sektörüne yöneldiğini nedenleriyle birlikte anlatıyor. Yani bugün gelişmiş ülkelerde hizmet sektörünün %70’lerde olması gelişmişliğinin kaynağının hizmet sektörü olduğunu göstermez; tam tersine, sonucudur. Küba, sanayisini geliştiremeden tarım ve turizm ülkesi olarak küresel sistemde diğer ülkelerle rekabet edemiyor. Yunanistan, Euro-Bölgesi tasarımındaki sorunların ötesinde, hızlı büyüyen bir ekonomi üretemediği için battı. Zeytinyağı ve pamuk üreterek Almanlardan yüksek teknolojili ürünler (BMW, Audi, Fakir, Sennheiser, Siemens vs.) satın alacak gelir elde edemezsiniz. Borçlanarak almaya kalkarsanız, bu çark dönmez, bir noktada iflas bayrağını çekersiniz (tanıdık geliyor mu?).

Küba neden sanayileşemiyor?
Küba, yıllardır Amerikan ambargosu yüzünden dünya ile ticari ilişkiler geliştirememiş, siyasî ve ticarî olarak sadece Çin, Rusya, Venezuela gibi birkaç ülke ile yakınlaşabilen küçücük bir ada ülkesi. Eğitimli ve kaliteli bir işgücü olsa da zengin petrol kaynakları ve metal madenleri yok. Misal, otomobil üretecek mühendisleri yetiştirebilirsiniz ancak coğrafi nedenlerden ötürü petrol, demir, çelik, alüminyum çıkaramıyorsanız bu girdileri ithal etmek zorunda kalırsınız. Fakat şeker kamışı ya da tütün mamulleri ihraç ederek demir-çelik ve teknoloji ihtiyacınızı karşılayamazsınız. Üstüne üstlük bir de ekonomik ambargolar yüzünden ticaret ilişkileriniz kısıtlanıyorsa küresel rekabette ezilirsiniz.

Diyeceğim, Küba’da sosyalizm ideolojik bir sorun yaşamıyor. Halkın çoğunluğu gerekli olanın daha çok piyasa reformları değil daha çok sosyalizm olduğunu düşünüyor. Diaz-Canel’in reformları Raul devam etseydi de zaten yapılacak olan reformlardır. Ancak Küba’yı uzun vadede ciddi yapısal sıkıntılar bekliyor. Sosyalistlerin endişe etmesi gereken esas mesele budur; yani küresel kapitalist sistemde Küba gibi dezavantajlı bir ülkenin sosyalist bir ekonomiyi ne kadar sürdürebileceği… Benim naçizane öngörüm önümüzdeki 10-20 yıl sürecinde Küba’nın Çin benzeri stratejik kapitalizm ile sosyalizm arasında bir noktaya doğru yakınsayacağıdır. Fakat ne olursa olsun bu çok yavaş bir süreç olur. Çünkü Küba’da siyaset çok yavaş ilerler, tıpkı oradaki günlük hayat gibi….

La lucha continua!!

En Çok Okunan Haberler