Galaksiler arası yolculukta dünyasal sorunlar

AVŞAR ÜLGEN

Çek Filarmoni Orkestrası eşliğinde, Petrin Tepesi’ne çıkmış Çek halkının gözleri önünde, yüzlerce gotik kilise kulesinin saygı duruşunda beklediği bir anda, 9 milyon kilogramlık roket ve ucunda 80 kilogramlık bir adam uzaya fırlatılır. Zorlu bir eğitimden geçtikten sonra kendini uzayda bulacak Çek bilim insanı artık ülkesinin tarihi boyunca en çok tanınan vatandaşıdır. JanHus1’in tek yolcusu Jakub Prochazka. “Amirlerimin ısrarına rağmen, fırlatmadan önce su içmeyi reddetmiştim. Uzaya çıkışım olanaksız bir düşün gerçekleşmesi demekti, eşsiz bir ruhani deneyim. Küçük düşürücü bir insani harekette bulunup, çişimi maksimum soğurucu elbisemin içine salarak görevimin saflığına leke sürmeyecektim” der dünyasını, ülkesini, insanlarını ve Lenkası’nı 8 aylık bir uzay görevi için geride bırakan Jakub. Çek Cumhuriyeti’nin insanlı bir uzay aracını uzaya göndermesinin sebebi, Dünya ve Venüs arasında ortaya çıkmış gökyüzünü mora boyayan bir toz bulutudur. Hintli kaşifler tarafından Chopra adı verilen bulutun gizemini çözmek için Amerikalılar, Ruslar, Çinliler ve hatta Almanlar tek bir vatandaşlarını bile riske atmak istemez. En nihayetinde 10 milyon nüfuslu bir ülkeden, Bohemya, Moravya ve Silezya topraklarından bir açıklama gelir. Çekler Chopra’ya uçarak gizemini çözeceklerdir.

27 yaşındaki genç yazar Jaroslav Kalfar’ın İthaki Yayınları etiketiyle çıkan ‘Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu’ felsefi, siyasi ve ruhsal çözümlemeli bilimkurgu. 15 yaşına kadar Prag’da yaşayan Kalfar, Amerika’ya göçtükten sonra kitaplardan ve televizyondan İngilizce öğrenmiş. İşte öğrendiği bu yeni dille yazdığı ilk romanı İngilizce yazılmış en iyi bilimkurgu eserlerine verilen Arthur C. Clarke ödülüne aday olmuş. Kitap şimdilerde komünist olmayan küçük bir ulusun milliyetçi iddialarıyla ilgili bir hiciv.

Komünizm sonrası Çek Cumhuriyeti’nde kapitalist büyümenin zorlukları ile Çek kimliğine dair daha geniş çaplı tarihsel sorunlar, bilimkurguyla birlikte ilerler. Tabi ki JanHus1’in uzayın sonsuz yalnızlığı içindeki yalnız yolcusuyla. Her şeyi yerel şirketler tarafından finanse edilen uzay yolculuğunda, ulusunun kaderi Chopra’dan alınacak numuneye bağlı olsa da, görevin saflığına leke sürmek istemeyen Jakub ailesinin geçmiş çelişkileri ve karısı Lenka ile olan sorunlarını kendisiyle birlikte uzaya taşır. Uzay gemisinin içinde, kendisinin hayal olduğuna inandığı bir uzaylıyla karşılaşır. Bu uzaylı, insan dudaklarına sahip, sapsarı dişleriyle devasa bir örümcektir. Jakup’un beynine sızıp geçmişini görebilmekte ve en mahrem anılarına erişebilmektedir. Kalfar, astronotunu bir böcekle tiksinmeden konuşturabiliyor, böcekle astronot, aşk, sevgi, yaşam, ölüm, domuz pastırması, Nutella’nın lezzeti hakkında yapılan felsefi sohbetlerle yoğun ve duygusal bir bağ oluşturabiliyorsa, bunu aynı topraklardan çıkmış Kafka’nın Gregor Samsa’sına borçlu olmalı.

Jakub’un hayatının aşkı Lenka’yı dünyada bırakıp, evliliğinin çöküşüne zemin hazırlaması kitabın en derin metaforudur. Jakub, Chopra’ya her yaklaştığı an Lenka’yla arasındaki uçurum daha da derinleşir. Yazar kitapta ilk Çek astronotu ihtimalini ortaya koyarken, bu görevi hem teknik hem de duygusal açıdan başaramayacak bir uzay yolcusuna verir. Kitap eğlenceli, mizahı bol bir kitap. Aynı zamanda birçok derin okumayı da hak ediyor. Kalfar’ın yolculuğun ayrıntıları için kullandığı olağanüstü gözlem gücü ile satirik tarzı bile kitabın sürprizlerle dolu sayfalarını çevirerek bu yolculuğa çıkmaya fazlasıyla değiyor.

Bir astronotun Sonsuz Yolculuğu
Jaroslav Kalfar
Çevirmen: Gökay Sıra
İthaki Yayınları, 2018

En Çok Okunan Haberler