Galileo’nun Parmağı

Bilimle din arasındaki tarihsel gerilimin, özellikle bilgi kaynağının Tanrı’dan insana doğru evrildiği Aydınlanma’yla birlikte daha da arttığına şüphe yok. Bu gerilim yalnızca bilginin kaynağının ne olması gerektiğine ilişkin değil, elde edilen bilginin siyasal alanda nasıl işlendiğine de ilişkin. Bilgi kaynağındaki bu sapma aynı zamanda hukuk, sosyal yaşam ve diğer alanlarda da Tanrı’dan İnsan’a doğru bir kaymayı işaretlemesi açısından önemli.

Bilim ve din arasındaki yarışmanın Aydınlanma Çağı ve Modernizmle birlikte bilim lehine aşama kaydettiğine şüphe yok. Ancak, Aydınlanma Çağının uzun süren etkilerine rağmen, bilgiye olan inancın geçen yüzyılın başında şiddetli biçimde sarsıldığını da söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle Schrödinger’in çalışmaları, Kuantum Fiziği ve Einstein’ın Görecelik teorileriyle, elde ettiğimiz bilginin kesinliği üzerine ciddi soru işaretleri oluşmaya başlamış ve bunun yanı sıra aynı enformasyondan farklı algı ve çıkarımların toplumsal yapıya olan etkilerindeki farklılık da tartışılır hale gelmiştir.

Artık modern dönemin başındaki gibi bilimsel bilgi saf bir halde anılmıyor, hatta aksine bilginin kesinliği önemli bir sorun olarak felsefenin önünde duruyor. Ancak yine de Aydınlanma Çağı’nın etkileri ve bilimsel bilgi üzerindeki hükümranlığı hala tartışmasız biçimde devam etmekte. Ve bu çağı başlatan insanlardan birisi hiç kuşku yok ki, Engizisyon tarafından cezalandırılan Galileo.

Galileo’nun, her ne kadar, mahkemeden çıkarken “Dünya yine de dönüyor” dediği sanılsa da (Bu bilginin gerçek olmadığını geçen yüzyılın büyük düşünürlerinden Bertrand Russel da teyit etmektedir), o, İtalyan biliminin son büyük ve cesur temsilcisi olarak kabul edilebilir. Ancak onun nezdinde, bilimsel araştırmanın cezalandırılmasının sonuçlarını göstermesi açısından da yaşadıkları önemlidir. Engizisyonun cezasıyla büyük bir suskunluk dönemine giren Galileo, belki de daha büyük buluşlara imza atamadı ve onun aldığı ceza İtalya ve hinterlandında bilimsel araştırmaya olan inanç ve cesarette ciddi bir kırılma yarattı.

Oxford Üniversitesi Lincoln College Üyesi Kimya Profesörü olan Peter Atkins işte bilimsel modern çağa damgasını vurmuş o büyük insanın açtığı bilimsel yolu Galileo’nun Parmağı adlı kitapta anlatmaktadır. Bu başlık size ilginç gelecektir ama bakın Atkins kitaba neden bu ismi verdiğini şu şekilde açıklamakta: “Neden onun parmağı? Galileo bilimsel çalışmanın yeni bir doğrultuya girdiği, bilim insanlarının (elbette bu o dönem henüz kullanılmayan bir kavramdı) koltuklarından kalktığı, evrenin doğasına eğilme konusunda otoriteyle uyumlu düşünme yolunu izleyerek gösterdikleri önceki çabalarının yeterliliğini sorguladığı ve modern bilime giden yolda ilk tereddütlü adımların atıldığı dönüm noktasını işaret eder. Onlar bu süreçte test edilmemiş otoriteyi reddettiler… Bu yönden şu anki bilimsel birikimimizin her yerinde Galileo’nun parmağı olduğunu görüyoruz.”

“Galileo’nun Parmağı” oldukça hacimli (472 sayfa) olmasına karşın her bir bölümü ve sayfası oldukça ilgi çekici konular ve resim ve şekillerle muhteşem bir bilim yolculuğuna çıkarıyor bizleri. Evrim’den “aklın sınırlarının” anlatıldığı Aritmetik bölümüne kadar bütün konular Atkins’in ilgi çekici diliyle bilimi bir serüven gibi okumak isteyenler için akıllıca tasarlanmış. Atkins oldukça karmaşık süreçleri herkesin anlayabileceği bir dile çevirmekle kalmamış, bilimin bugünkü mirasının dönüm noktalarını da ustaca ortaya koymuş.

“Galileo’nun Parmağı”, bilimsel bilgi, bilimdeki büyük gelişmeler ve kırılma noktaları ve daha da önemlisi dünyanın bilgi düzeninin nasıl olduğunu anlamak isteyenler için önemli bir başvuru kaynağı olarak raflardaki yerini aldı. Bilim ilgililerine duyurulur.

En Çok Okunan Haberler