Gaye Usluer: Pakistanlaşma eğitimle başladı

MELTEM YILMAZ / @meltemmmylmz

CHP Eskişehir Milletvekili, Meclis Eğitim Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Gaye Usluer, bu haftaki Pazartesi Söyleşisi’nin konuğu oldu.

Yeni müfredatın kimler tarafından hazırlandığının tam bir sır olduğunu söyleyen Usluer, “Biz, bugüne kadar yapılan sözüm ona reformların da, şimdi önümüze koyulan müfredatın da kimler tarafından hazırlandığını bilmiyoruz. Milli Eğitim Bakanı yeni müfredata 200 bin kişinin görüş verdiğini söylüyor. Kim bunlar? Dahası, müfredat hakkında henüz bildiklerimiz ve önümüze konulanlar bile gayet sorunlu iken bir de işin bilmediğimiz boyutu var, o da konu başlıklarının nasıl işleneceği meselesi. Kitaplar basıldığında, asıl büyük sorunun orada olabileceğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Müfredata yeni eklenen “değerler eğitimi dersi”nin toplumdaki kutuplaşmanın çocuklara ve gençlere de yansımasına neden olacağına dikkat çeken Usluer Türkiye’deki yeni müfredatın, Pakistan’daki müfredatla benzerlik gösterdiğini belirten Usluer, “Pakistan’da, bizde de bugün çokça tartışılan cihat dersi bütün müfredatın içine yedirilmiştir. Çocuklar matematik dersinde elma armut değil, füze, bomba sayarak büyüyorlar. Bugün Ortadoğu’yu kana bulayan bütün cihatçı terörist örgütlerin bünyesinde on binlerce Pakistanlı militan bulunuyor. Ayrıca biliyoruz ki Pakistanlılar yıllardır iç savaşla yaşıyor. Burada eğitim sisteminin katkısı olmadığını kimse söyleyemez” ifadelerini kullandı.

» 2017 Yükseköğretim Merkezi yerleştirme sonuçlarına göre, iktidar partisinin gözdesi olan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “milletin ve ümmetin umudu” sözleriyle tarif ettiği 222 bin 925 imam hatip lisesi mezunundan yalnızca 40 bini lisans tercihlerine yerleşebildi. Yani her 5 imam hatipliden sadece 1’i. Ancak Fen liseleri başta olmak üzere genel başarı oranlarında da düşüş de söz konusu. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında bu tablo AKP’nin Milli Eğitim sistemimizi ne hale getirdiğinin somut sonucudur. Meclis’te CHP Milli Eğitim Komisyonu sözcüsüyüm ama inanın eğitim sistemindeki değişiklikleri izlemekte ve yetişmekte güçlük çekiyorum. İmam Hatip liselerindeki başarısızlığa sevinecek halimiz yok. Zira bu okullarda okuyan çocuklarımızın hatırı sayılır bir kısmı gerçekten bu okulları tercih ettikleri için değil, zorunda bırakıldıkları için orda okudular. Bütün okullar imam hatip lisesi olsun istiyorlar ya, TEOG ile bir yere yerleşmeyen öğrenciler ikamet ettikleri yere bakılarak bu okullara gönderildi. İmam Hatip liselerinin açılabilmesi için 50 bin nüfus şartını 5 bine indirdiler. Anadolu liseleri ve fen liselerinin kontenjanlarını azalttılar. Meselenin çocuklarımızın imam hatip lisesine gidip gitmemeleri değil, meselenin okulun adı ne olursa olsun, kaliteli bir eğitim verme meselesi olduğunu göz ardı ettiler. Öte yandan eskiden fen lisesi deyince akan sular dururdu. Kazanmak da meseleydi. Hatırlayın geleceğin umudu çok başarılı gençler yetişti bu okullarda. Çok değil 15 sene evvel böyleydi. Şimdi bu tabloya bakınca insan ürküyor. Uydurdukları sistem çok hızlı bir şekilde çatırdadı ve ellerinde patladı.

» Son yıllarda mesleki ve teknik eğitimin payı giderek artıyor. 2016-17 eğitim öğretim yılında örgün ortaöğretim kurumlarına devam eden öğrencilerin yüzde 54’ü mesleki ve teknik ortaöğretimde öğrenim gördü. Dahası, Türkiye’de çeşitli üst politika belgelerinde ortaöğretimde mesleki ve teknik eğitimin payının artırılmasına yönelik hedefler yer alıyor. Bu gidişatı sağlıklı buluyor musunuz?

Mesleki okullar elbette ki hayati önem taşıyor. Amaç, meslek okulu mezunu gençlerin kalifiye ara elemanlar olmaları, üniversiteye devam etmemeleri durumunda hem bir ihtiyacı gidermeleri, hem de istihdam alanı bulabilmeleridir. Gelişmiş ülkelere baktığınızda bu okulların kıymeti o kadar yüksek ki çünkü üretim var, çünkü kalifiye eleman gereksinimi var. Bizim ülkemizde bu sorun uzun yıllardır var fakat bugün başka bir boyuta ulaştı. AKP’nin meslek lisesi dendiğinde tek anladığı şey imam hatip liseleri. Yani burada amaçlanan daha çok imam hatip lisesinin olması, böylece siyasete dini alet eden zihniyetin kendi ideolojisine uygun insan yetiştirme hevesi. Bunu ortaokul düzeyine kadar düşürmek de bu amaca hizmet ediyor.

» AKP iktidarının her Milli Eğitim Bakanı, ki bugüne kadar 6 kez değişti- eğitimde yapılan değişiklikleri “reform” olarak nitelendirdi. Peki, gerçekten de, bu iktidar sürecinde eğitim alanında herhangi bir reform yapıldı mı size göre?

Evet, aynen öyle diyorlar, yaptıkları her şey reform. Fakat 1 yıl dolmadan “bu olmadı hadi baştan” deyip reform dedikleri uygulamayı ortadan kaldırıyorlar. Ama öyle sanıyorum ki bütün bu aldıkları kararlar, birkaç kişinin tasarrufu. İşin uzmanı da olmayan, kendilerine bir hedef belirlemiş, o hedefe ulaşmak için her türlü tahribatı da yapmaktan çekinmeyen kişiler böyle yönlendirmeler yapıyor. Biz ne yapılan sözüm ona reformların ne de şimdi önümüze koyulan müfredatın kimler tarafından, hani uzman kişiler tarafından yapıldığını biliyoruz. Milli Eğitim Bakanı yeni müfredata 200 bin kişinin görüş verdiğini söylüyor. Kim bunlar? Bilmiyoruz.

» Sizin de belirttiğiniz gibi, yeni müfredatın konu başlıkları dışında içeriği de, kimler tarafından hazırlandığı da kamuoyuyla paylaşılmadı. Fikri alınan kuruluşlar arasında, iktidara yakınlığıyla bilinen Eğitim-Bir-Sen dışında herhangi bir eğitim sendikasının olmadığını da biliyoruz. Bu durum, ideolojik temelli bir müfredat programının hazırlandığının göstergesi değilse nedir?

Elbette. “Turizm öğrencilerine mesleklerine ilişkin bir şeyi öğretmeyin, müfredattan çıkarın” dediler, hükümet de çıkardı. Şimdi biri kalkıp “Türkçe dersinde fiil çekimleri olmasın” diyebilir mi? Turizm otelcilik öğrencileri sadece girip odaları mı temizliyor sanıyorlar bunlar? Bu müfredat benim ve benim gibi düşünen milyonların fikirlerine uyum göstermediği gibi, evrensel değerlere uyum sağlamıyor. Bu müfredat bizi dünyadan koparıyor, kendi kabuğunuzdan çıkmayın diyor.

» İçeriğe ilişkin dikkat çekmek istediğiniz en önemli başlıklar nelerdir?

Tüyler ürpertici. Dahası, tek tek tüm derslerin müfredatlarını incelemiş olmama rağmen, hala bilmediğimiz birçok şey var. Bir başka değişle, henüz bildiklerimiz bile gayet sorunlu iken bir de bize söylenen konu başlıklarının nasıl işleneceği meselesi var. Zira kitapların henüz basılmadığını ifade ettiler. Asıl büyük sorunun orada olabileceğini düşünüyorum; başlık olarak gördüğümüz ders içerikleri o başlıkların altının nasıl doldurulacağı ile bambaşka bir hal alabilir.

» Çocuklara "Değerler eğitimi" dersinde neyin anlatılacağı konusunda da bir bilgi yok. Peki bu zihniyetle hazırlanan bir “değerler eğitimi” dersi, toplumun tamamının mı yoksa sadece bir kesimin kabul ettiği değerleri mi kapsar? Dahası, bu tarz bir ders, zaten kutuplaşmış bir toplumda çocukları da kutuplaştırmaz mı?

PİSA sonuçlarına bakıldığında eğitim seviyesi gelişmiş ülkelerde bugün bizim önümüze koyulan ve hatta dayatılan bu “değerler eğitimi” yok. Eğitimde çağ atlamış ülkelerde değer, anlatılarak, ödev verilerek dikte ederek değil toplumun içinde yaşayarak öğretilir. Örneğin kadın cinayetlerinin her gün yaşandığı bir ülkede bunu önleyecek bir adalet sisteminiz yoksa çocuklara kadına karşı şiddeti anlatmanız yeterli olmaz. Tabi ki bu değerlerin bir kısmını okulda da işlemek gerekir ancak bu çok hassas bir konu. Mesela “kanaatkarlık” ilk bakışta herkesin kabul edeceği bir şey gibi görünüyor. Ancak bu dersin içeriğinde çocuklara neye kanaat etmeleri öğretilecek bilemiyoruz. Babası sendikalı olduğu için işten atılan bir çocuk, eşit olmayan bir ortamda, köy okulunda okuyan bir çocuk bu haksızlıklara itiraz mı etmeli yoksa kanaatkâr mı olmalı? Bu derste hangisi öğretilecek. Buna benzer uygulamaları uygulayıp en kötü sonuçların alındığı yerler ne büyük tesadüftür ki Ortadoğu Ülkeleri. Örneğin Pakistan’da bizde de bugün çokça tartışılan cihat dersi bütün müfredatın içine yedirilmiştir. Çocuklar matematik dersinde elma armut değil, füze, bomba sayarak büyüyorlar. Bugün Ortadoğu’yu kana bulayan bütün cihatçı terörist örgütlerin bünyesinde on binlerce Pakistanlı militan bulunuyor. Ayrıca biliyoruz ki Pakistanlılar yıllardır iç savaşla yaşıyor. Burada eğitim sistemin katkısı olmadığını kimse söyleyemez. Kutuplaşma meselesine gelince, içeriği çok belirsiz ve bulanık olduğu için bu kutuplaşmanın kaçınılmaz olacağı ortada. Ayrıca daha önce de söyledim; bu “değerler” tüm toplumu kapsamıyor bu yüzden de sürekli bir “öteki” oluşturuyor.

» Yine bu yıl eklenen “Cihad”, “Muamelat”, “Ukubat” gibi ders konularının çocukların üzerindeki pedagojik etkisinin nasıl olacağını düşünüyorsunuz?

Bakın bu derslerin isimlerini söylemek bile zor. İçerikleri de gayet ürkütücü. Muamelat; Kişisel, toplumsal ve yönetsel eylemlerin şeriat düzenindeki karşılığı demek. Bu kapsam içinde hukuki, idari, mali, aile, evlenme, boşanma ve miras konuları bulunuyor. Ukubat; Şeriata göre suç kabul edilen eylemlere / fillere verilecek cezadır. Kısacası Şeriatın ceza hukukudur. İçinde recm de vardır, el kesme de. Bu bilgilerin bir çocuğun zihnin gelişimine, eğitimine ne katkısı olacak? Katkı değil aksine zarar verecek bilgiler. Çocukların evrimi algılayamayacaklarını iddia edenler bu bilgileri nasıl anlamalarını ve içselleştirmelerini bekliyorlar? Ayrıca Pakistan örneğini de konuştuk biraz evvel. Bu çok ciddi bir şekilde karşı çıkılması gereken bir uygulama.

» Evrim teorisinin olmadığı bir eğitim sisteminin bilimsel olma ihtimali var mı?

Açık ve net bir şeklide söyleyeyim olamaz! Çünkü bugün kimyadan biyolojiye, tıpa, antropolojiye hatta sosyolojiye kadar bütün alanlarda evrim teorisinin kabulü ile çalışmalar yürütülür. Bu sayede geliştirilen birçok tedavi yöntemi ve gizemi çözülen insan ırkları vardır. Evrim teorisi dünyamızı anlamak için geliştirilmiş bir yoldur ve o yolun rehberliği olmadan bilimsel araştırmalar ilerleyemez.

» MEB yeni müfredat programının tanıtım toplantısında “Milli Müfredat Programı” tanımını kullanıldı. Bir önceki müfredat programı 2005 yılında Bakan Hüseyin Çelik tarafından, “ büyük reform” olarak açıklanmışken, ne oldu da yeni ve milli bir müfredat hazırlama yoluna gidildi?

Eğitim konusunda her defasında çuvalladıklarını bilen ve bunu inkâr da etmeyen AKP bir türlü istediği sistemi oturtamadı. Sürekli bir isim değiştirme hali. Böylece yeni imajı vermek istiyorlar. Daha önce bu alanı FETÖ’ye bıraktıkları için kendilerine yabancı bir alan eğitim. Fetullah Gülen” Hoca Efendi’ iken “Dindar ve Kindar” nesil yetiştireceğiz diyenler şimdi o yetiştirdikleri neslin ihanetine uğrayıp tüm ülkeyi mağdur etti. Şimdi ne oluyor peki? Şimdi de her fırsatta söylüyoruz, başka cemaatler bu boşluğu doldurmaya yarışıyor. Aleni bir şekilde izliyoruz tıpkı FETÖ tüm devlet kurumlarına yerleşirken gördüğümüz gibi. O zaman yaptığımız uyarılar umursanmadı ve sonuç ortada. Büyük reform deyip kendilerini kandırırlar ancak, biz her şeyi o zaman da görmüştük. Tüm bunları görmek için cihan âlimi olmaya gerek yok. Şimdi Allah aşkına Milli Eğitim Bakanlığı diyoruz ya onun başındaki “Milli” ile sorunu olanlar nasıl bir Milli Müfredat yapacak? Şimdi bu yapılan Milli Müfredat mı? Sizi, beni, hepimizi mi kapsıyor? Bu müfredatın içinde Mustafa Kemal Atatürk değersizleştiriliyor, bunun neresi milli? Silah arkadaşları yine öyle! Böyle Milli Müfredat olmaz kimseyi kandırmasınlar. Açın konu başlıklarına bakın ne millilik var ne evrensellik. Bu sistem de ellerinde kalacak, daha önemlisi ellerinde patlayacak çok net.

» Eğitimde reform yapmak istiyorsak nasıl bir müfredat olmalı?

Daha ilkokuldan çocukları ödeve boğmayan, öğretmenleri performans ölçümü ile baskılamayan, her çocuğu kendi ilgi alanına göre yönlendiren bir sistem kurabilirsek geleceğimizi güvence altına alabiliriz. 7 Eylül’de müfredat üzerine bir çalıştay yapacağız. Konunun tüm paydaşlarını ayrım yapmadan davet ettik.

***

Haksızlık bu iktidarın damarlarına işlemiş

» Son gelişme olarak, ÖSYM üniversiteye yerleştirme sonuçlarını yanlış hesapladığını açıkladı. Bu skandallar bir türlü son bulmayacak mı?

ÖSYM skandallar kurumu. Üniversiteye girmek için yıllarca emek veren çocuklarımız bu liyakatsiz insanlarla dolu kurumların elinde hiç ediliyor. Özür dilemeyi de anlamış değilim. Özür dilemek bir bedel ödemeyi gerektirir. Bu durumda mağdur edilen öğrencilerin dışında bedel ödeyen kimse yok. 1499 çocuk içinden bir tanesi sizin çocuğunuz olsa ne parsınız diye sormak gerek. 1110 öğrencinin yeri değişti, hayalleri ile oynuyorlar çocukların. Haksızlık, adaletsizlik damarlarına işlemiş bu iktidarın. Bu yaşananlar, çocuklar için büyük bir travma. Soruları çaldılar yetmedi, kendi yandaşlarına şifreler verdiler yetmedi, şimdi de “hata yaptık özür dileriz” diyorlar.

En Çok Okunan Haberler