Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Konukman: Böyle bir sistem çözüm üretemez

YAŞAR AYDIN yasaraydin@birgun.net @yasaraydinnn

Türkiye ekonomisi kur sarsıntısı yaşıyor. AKP iktidarı gelişmeleri “manipülatif” bir hamle olarak açıklamaya kalksa da son bir haftada yaşananların ekonomide kalıcı hasar bıraktığını şimdiden söylemek mümkün. İktisatçı Prof. Dr. Aziz Konukman süreci değerlendirirken, Erdoğan faktörünün altını çizmekle birlikte “model”de ısrarın yaratacağı sonuçlara dikkat çekiyor. Ekonomideki krizi BirGün’e değerlendiren Konukman, “sistem böyle devam ettiği müddetçe Erdoğan gitse de çözüm olmaz. Radikal bir çözüm arayışına girmeliyiz” dedi.

Konukman’ın değerlendirmelerinin satır başları şöyle.

Sistem kriz üretiyor
Krizin nedenlerini anlamak için önce Türkiye’nin uyguladığı ekonomik sisteme bakmalıyız. Türkiye esnek kur, sermaye hareketlerinin serbest olduğu ve bağımsız para politikalarının izlendiği bir model uyguluyor. Uluslararası literatürde üç seçenekten (biz üçlü açmaz da diyebiliriz) bahsedilir. Birinci seçenek bizim ülkemizde uygulanan. İkincisi sabit kur, sermaye hareketleri serbest ama Para Kurulu diye bir kurul var. Bu sistemde Merkez Bankası dolar geldikçe ancak para basabiliyor. Üçüncü model ise sabit kur sitemi, sermaye hareketleri kontrol ediliyor, bağımsız para politikası. Bu modelde faizle kur arasındaki fark faiz lehine açıldıkça bu dış kaynaklarla finanse edilebiliyordu. Para akışında herhangi bir sorun yok, sıcak para geliyor, doğrudan yatırımlar geliyor ve doğal olarak risk algılaması söz konusu değilse sistem işliyor gibi görünüyor. Burada temel kavram risk. “Herhalde yükselecek” dedikodusu bile yeter. Faiz yüksek bile olsa kur yükselecek beklentisi varsa para hemen kaçabiliyor. Bu kadar kırılgan bir ekonomidir bu. Türkiye böyle kırılgan bir ekonominin içine girdi.

Politika faizi devreye giremedi
Bugüne kadar para çıkışı yaşandı ama sonra tekrar geldi. Bu nedenle döviz krizi yaşanmadı. Merkez Bankası bir sıkıntı yaşamıyordu. Diyelim ki kur yükseliyor hemen politika faizini yükselterek kur-faiz arasındaki makası daraltıyordu. Ama Tayyip Erdoğan’ın itirazları ile durum değişti. İlk olarak Erdem Başçı döneminde “Yüksek faizler vatan hainliğidir, faiz lobisini kaynak aktarımıdır” demiş ardından Saray’daki toplantıyla iş tatlıya bağlanmıştı. Ama siyasal kriz bitmediği için risk devam etti. Merkez Bankası Erdoğan’dan çekindiği için politika faizi ile değil örtük faiz artışı dediğimiz geç likidite penceresi diye bir teknikle müdahale etti. Bu eskiden yoktu, ders kitaplarında bile yer etmezdi. Merkez Bankası’nın bankaların TL ihtiyaçlarını karşılamak için uygulanan bir politikaydı. Faiz küçük küçük artırılarak kurun ateşi söndürülmeye çalışılıyor. Ama politika faizi kadar çok etkili bir alet değil. Mesela 0.75 baz puan artırmıştı. Faiz 12,75 civarındaydı 13,5 oldu. Hiç bir etkisi olmadı. Sonra bekledi en sonunda 300 baz puan artırdı ve üç puanlık faiz artışı ile 15 oldu.

IMF raporunda ne olacağı yazıyor
IMF periyodik olarak üyeler hakkında rapor hazırlar. Herkese açar ve piyasalara sunar. Korkut Boratav BirGün’de bu raporu yazdı. Raporda “IMF sistemin çalışması için faiz artırımı olması gerekiyor” diyor. Baskıdan ve kemer sıkma politikalarından bahsediyor. Korkut Hoca bu raporu, “mevcut rejim içerisinde iktidara gelecek olanların uygulayacağı politikaların detayları belli oldu” diyerek özetlemişti. Şimdi bu modelde örtülü faizden çok politika faizine gidilmesi lazım ama ona da Erdoğan izin vermiyor. Londra’da yaptığı konuşmada “seçim sonrası para politikalarında söylediklerim olacak” demişti. Bu lafı söyletirler mi sana? Bu, “model çalışmayacak” demektir. O zaman “Türkiye’den çıkarım o zaman, iki yıllık hazine kağıdını niye alayım. Salak mıyım ben” diyen çok olur. Kaçmalar başlayınca da kur birden fırlayıp gidiyor.

Çözüme gelince…
Bu sistemin içinde bir seçenekleri kaldı. O da geçmişte olduğu gibi politika faizlerini yükselterek laboratuvar denemesi yapması gerekiyor. O seçenek daha uygulanmadı. O seçeneğe Erdoğan ambargo koydu. Dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan’la bu model sıkıştı. Yerine gelecekler de büyük bir ihtimalle uluslararası sermayenin önerilerini dikkate alacaklar, politika faizini yükseltecekler. Sistem aynı şekilde devam edecek. Ama bunun da bir çıkmaz sokak olduğu belli değil mi? Devamlı kırılgan bir ekonomi. Dışarıdan kaynak gelmesini zorunlu kılan bir model. İçeriden tasarrufları artırayım kendime göre planlı bir ekonomi çerçevesinde şu sektörleri geliştireyim diyemezsiniz.

Sistem içinde kalarak olmaz
İktisat ders programlarının dışına çıktığınız anda yani meseleye soldan bakmaya başladığınızda başka bir model üretmeniz gerektiğini anlıyorsunuz. Örneğin böyle bir insanın bağımsız Merkez Bankası fikrine itiraz etmesi lazım. Bu ne demek? Makro politikalardan sorumlu bir hükümetse , planlı bir ekonomi ile gidiyorsa, iç tasarruflara bağlı, planlı bir kalkınma başlatmışsa para politikalarının araçları siyasi otoriteden bağımsız olamaz, olmamalı. Teknik olarak bürokratların görece bir özerkliği olabilir. Burada da kastım şu; Erdoğan’ın tarzı gibi bir müdahale olmaz, yapılmamalı. Faizler düşmemesi gerekirken hükümet baskı yapamaz. Ama onun dışında hangi sektöre ağırlık verilecek, istihdam ağırlıklı bir ekonomi mi olacak, para politikalarına müdahil olunacak kurla faiz arasındaki dengede hükümetin rol oynayacağı bir modele geçilebilir.

Yok biz bu sistemde devam edeceğiz derseniz IMF’li ya da IMF’siz bir kemer sıkma politikası süreci takip etmek zorunda kalacaksınız demektir. Ha Erdoğan’dan farkı ne olur derseniz parlamenter rejime geçileceği ve OHAL’in olmayacağını düşünürsek biraz daha yumuşak, torba yasaların olmadığı dolayısıyla sınıf kavgası müzakereli bir süreçte gerçekleşir olduğu bir ülke olursunuz. İşçi sınıfı kemer sıkmanın bedelinin bir kısmını sermayeye ödetmek için mücadele edebilir. Mevcut sistem içerisinde çözüm yolu bu olur. Ama soldan sosyalist bir bakış açısı bu tahakkümlerin dışına çıkmayı gerektirir.

En Çok Okunan Haberler