Gerçek nerede başlıyor oyun nerede bitiyor?

CANAN AYDIN- cananaydin@birgun.net


Oğuz Atay’ın kaleminden tek tiyatro oyunu olan ‘Oyunlarla Yaşayanlar’ yıllar sonra ‘Arkadaşlar ve Gerçekler Tiyatrosu’ tarafından sahneye taşınıyor. Rejisörlüğünü Prof. Dr. Erhan Tuna’nın üstlendiği oyun Türkiyeli bir aydının kendisi ve yaşadığı kültürle kurduğu ilişkiyi anlatırken oyunda Türkiye’nin modernleşme çabalarına ilişkin önemli kesitler sunuluyor. Toplumun birey olma serüveninin ne kadar çetin savaşlarla, ne yaralar alınarak kazanılan ya da kaybedilen bir savaş olduğunu tüm eserlerinde gösteren usta yazar Oğuz Atay, ‘Oyunlarla Yaşayanlar’da emekli tarih öğretmeni Coşkun Ermiş’in üzerinden bu sorgulamayı gerçekleştiriyor. ‘Arkadaşlar ve Gerçekler Tiyatrosu’ da bu ilişkiyi, gerçeklik ve oyun üzerinden kurgulayarak oyunun nerede bitip hayatın nerede başladığını sorguluyor. Yazar Oğuz Atay’ın da tanımladığı gibi ‘Acıklı Güldürü’dür aslında ‘Oyunlarla Yaşayanlar’. Birey olma mücadelesi verirken aydın olmanın da çelişkilerini ve sancılarını yaşayan Coşkun Ermiş’in acıklı hikâyesini, oyuncular Süleyman Atanısev ve Handan Bayındır Tuna ile konuştuk.

Klasik bir oyun. Siz ‘Oyunlarla Yaşayanlar’ için neler söylemek istersiniz?
Süleyman Atanısev: Oğuz Atay, aydın kimliğindeki kişilere dair ironik bir yaklaşımla, bir aydın eleştirisi yapılıyor. Günümüzde de bu sorun hâlâ tartışılsa da aydın sorunsalının, gündeme oturduğu dönem 1970’ler. Bu anlamda oyun bir dönem oyunu olarak da algılanabilir.
Handan Bayındır Tuna: İnsanların ne zaman aydın olma olgusunu tartıştıkları, seyirciye bunu ifade ettikleri ve onların kendi bünyelerinde eleştirilerini bekleyen bir oyun.

Oyunun karakteri Coşkun Ermiş de bu aydın sorunsalı içerisinde mi yer alıyor?
S.A.: Coşkun Ermiş, aydın ve kendi eleştirisini yaparken, bir şekilde organize edemediği programlayamadığı bir yok oluşa sürüklenme hikâyesi içerisinde. Bir noktada trajik bir kahraman olarak bakabiliriz.

Peki, ya Cemile?
H.B.T.: Cemile, geçimini dikiş dikerek kazanan bir ev hanımı. Evin kendi dinamiğini yerine getirememiş olduğu için Coşkun Ermiş, Cemile orada bir gerçeklik olarak duruyor. Cemile, ‘Oyunlarla Yaşayanlar’ın içinde en gerçek olan kişi. Herkes oyunlar oynarken Cemile tam tersi gerçekliğini ortaya koyuyor ve “Ben bu oyunda yokum artık. Bu oyun benim oyunum değil’’ diyor.

Yazarın -bütün kitaplarında olduğu gibi ‘Oyunlarla Yaşayanlar’da da hem bireyin içsel hezeyanlarına hem de toplumsal meselelere karşı geniş çaplı bir eleştiri vardır. Atay, ‘aydın’ların kendi kendine yarattığı oyunlara kapılıp gitmesine dikkat çekerken, siz bu sorunsalın nasıl çözüleceği düşünüyorsunuz?
S.A.: Gündemi çok iyi takip etmek lazım. Aydın olma bilincini çok iyi edinmek lazım. Halen kitap okumayan bir toplumuz. Aydınlar bu anlamda öncülük edemediler. Biraz beylik laflar gibi kalıyor ama şu günlerde çok aydınlara da yüklenmek istemiyorum.
H.B.T.: Burada aslında sorgulanan aydın olamama sorunu! Yani aydın olma sorunu değil. Zaten oyunun başında da diyor ki: Ülkemiz bir oyun yeridir ve her sabah uyandığımızda biz sevmediğimiz işleri, üstümüze oturtamadığımız şeyleri yapmak zorunda bırakıldığımız, bir ülkenin oyun yerindeyiz. İstesek de istemesek de bu oyunu oynuyoruz. Ve gerçek nerede başlıyor, Oyun nerede bitiyor?

Aydınların toplumdan uzak yaşadığı cümlesi son zamanlardan iktidarın diline çok doladığı bir cümle…
S.A.: Bu Türkiye’nin yaşadığı süreçle de alakalı. Her dönem bu ülkeye birileri iktidar oldu. Her iktidarında bir takım getirileri ve götürdükleri var. Burada asıl olan hakikaten toplumu düşünmek. Burası Anadolu, bunun tadını çıkarmak gerek. Ama bunun üzerine gidilmiyor.
H.B.T.: Aydınlar, 70’lerden bu güne çok yanlış algılanmaya mahkûm bırakılmış bir kesim. İktidarın söylemleri ya da Devlet Bahçeli’nin ‘’Viskileriyle oy veriyorlardı’’ sözü, bunlar bana çok garip geliyor. Aydın kesimine bakış, sadece viski ve suyla sınırlanacak bir şey değil. Aydın dediğimizde elinde pipo ve viski içen bir kesim mi acaba gözümüzde canlanıyor. Ve ne kadar yanlış algılanıyor onu sorgulamak gerekiyor. Ve Oğuz Atay’da tam bunu sorguluyor. Bu yüzden köşemize çekilmeden bildiklerimizi paylaşmak gerekir.

Oyunun geçtiği yıllar 70’li yıllar günümüzle karşılaştırırsak ne gibi farklar var sizce?
H.B.T.: Oğuz Atay diyor ki: Ey okurum ben buradayım siz neredesiniz? Sanırım en doğru cevabı veriyor.
S.A.: Birey olmayı kaybettik. Biz sadece bireyciliği oynuyoruz. Bencilik durumuna gelen bireylere dönüştük. Her iki dönem arasında dağlar kadar fark var. Bizim dönemimizde Jean-Paul Sartre, Jean Genet ve Albert Camus gibi yazarlar okunurken günümüze baktığımızda; Jean Genet diye sorduğumda kimse tanıyor, bilmiyor ‘O da ne?’ diyor.

En Çok Okunan Haberler