Gerçek-ötesi ve kentsel alan ilişkisi üzerine bir deneme

Meriç Kırmızı - Akademisyen

1980 sonrasında ekonomik neoliberalleşmenin kültürel anlatısı olan postmodernizmle, daha önce deniz feneri gibi bize yol gösteren büyük anlatıları ve anlamı yitirdiğimiz, kültür emperyalizminin yeni ideolojisi (Zizek, 2012) olarak çokkültürlülük gibi anlayışlarla birlikte, kültürel göreceliğin (Abadan Unat, 2002, s. 312) ve mozaik modelindeki yapıların, farklı sosyal sınıflardan insanların eşit yurttaşlık temelindeki ulusal birlikteliği üzerine kurulu toplumsal yapılar karşısında daha demokratik bulunup, üstün tutulduğu bir dönem başladı. Bu dönemde doğrusal ilerlemeye karşı çıkılıyor, sınıfsal, ulusal ve evrensel kimlikler karşısında, yerel kimlikler ve kültürler öne çıkarılıyor, ekonomik açıklamalar yerine, kültürel açıklamalar destekleniyor, kategorik çözümlemeler (bilim çabası) yapıbozuma uğratılıp, egemen olmayan, yani, ezilen kesim yararına sözde demokratikleştiriliyordu. Aynı biçimde, “resmi tarih” de bir egemenlik miti olarak yalanlanıyordu. Öte yandan, resmi tarih eleştirisinin eleştirisini yapanlar da var:

Resmi tarihi eleştirmek son derece önemli-kritik ve asal bir şey! Ama resmi tarihin yalanlar üzerine kurulduğunu söylemek saçmadır. Çünkü onlar kolektif bilinçaltına saldırı anlamına gelir! İşin gerçeği bu dili kara çalan söyleme baktığımızda, o muhaliflerin bizzat kendi tarihleri esastan ‘fake-discourse’ (sahte söylem) üretiyor. (Atam, 2018)
Foucault’ya göre, neoliberal egemenlik (hegemonya), 20. yüzyıl başlarındaki iktidarların açıktan açığa güce dayalı yönetmesini, kendi bilgisini üretip, ortaya çıkan bu bilginin öznelerin kendi seçimleri olduğuna onları inandırarak, kendilerini (yönetişim, özyönetim, sorumlulaştırma, vb. yöntemlerle) bunu uygulamaktan sorumlu tutan bir yönetim anlayışına dayalı, yeni bir “gerçeklik (hakikat) rejimi” ile değiştirdi (Çelebi, 2013; Ural, 2017). Aynı gündelik yaşamlarımızda tüketip tüketmemek, istediğimiz siyasi parti tarafından yönetilip yönetilmemek, kadın ya da insan haklarımızı kullanıp kullanmamak bütünüyle bizim istencimize (irademize) bağlıymış yanılsamasında olduğu gibi, yapı özne karşısında geri plana itildi. Günümüzde postmodernizmin geldiği son nokta ise, gerçek-ötesi siyaset ve gerçek-ötesi toplum tartışmalarıdır. Artık iktidarlar herhangi bir gerçeğe ya da olguya bile dayanmayan siyasal önermelerini seçmenlere halkçı (popülist) söylemlerle kabul ettirmeye çalışıyorlar (Kalaycıoğlu, 2018).

Bu türden bir gerçek-ötesi siyasete Foucault’cu bir “gerçeklik rejimi” çerçevesinde bakabilir miyiz emin değilim. Yine de iktidarın kendi ürettiği bilgisini gerçek olarak halka sunması ya da dayatması, geniş bir toplumsal kesime de eğitim, medya, sanatçılar gibi araç ve aracılar üzerinden kendi yalanlarını “gerçek” diye kabul ettirmesi açısından bir benzerlik olduğunu düşünüyorum. Yalana dayalı siyaset (Arendt, 2016) nedeniyle örneğin, bugün Ortadoğu’da üçüncü dünya savaşı çıkma olasılığından söz ediliyor. Bu siyasal yaklaşımı dünyada özellikle, somut gerçeklik açısından çıkmaza giren sağ siyasetler benimsiyor; ürettikleri yalanlarla kendi başarısızlıklarının üstünü örtüyorlar. Kimi ülkelerde gerçek-ötesi seçimler yapılıyor; hatta gerçek-ötesi iddialarla erkle aynı biçimde düşünmeyen insanlara siyasal ya da kurumsal baskı ve şiddet uygulanıyor. Kısacası, gerçek-ötesi siyaset postmodernizmin yapıbozumundaki gibi var olan bilgiyi bozmakla kalmıyor, onun yerine sahte bilgi ve seçimler gibi sahte toplumsal yapılar üretiyor. Gerçek-ötesi toplumun “gerçeklik rejimi” gerçekte bir “sahtekarlık rejimi”dir. Türkiye’deki gecekondular için yapılmış, “sahte-kentleşme”, “sahte-kentli”lik saptaması gibi (Kıray, 1972, s. 569).

Gerçek-ötesi siyasetin kentteki yansımalarına bakarsak, bir yanda yalanlar üzerine kurulu bu yeni “gerçeklik rejimi”nin sembolik yapılar ve mega-projeler olarak kentte belirdiğini görüyoruz. Kentteki gerçek-ötesi siyasete Türkiye’den örnek verirsek, Boğaz’ın simulakra’sı, gölgesi ya da sahtesi Kanal İstanbul adı altında bir mega-proje olarak yapılıyor. Yine taşıtların kâr için yeterince kullanmadığı Avrasya Tüneli yapıldı; kullanım durumunu henüz bilemediğimiz üçüncü boğaz köprüsü ve üçüncü havalimanı (ilki iptal edilip, Sabiha Gökçen ve buraya zorla talep yaratılacak olsa da) ise yapılıyor.

15. USBK’nde kentle ilgili bir oturumda bir kadın araştırmacı (Çilengir, 2017) proje camilerden söz etti sonra.

Taksim Meydanı’nda da günbegün yükseliyor, büyük bir cami, yıkılmış olan eski, ama birçoğumuzun hâlâ savunucusu olduğu Cumhuriyet’in “gerçeklik rejimi”nin simgesi AKM karşısında. AKM ve Taksim Camisi’nin eş zamanlı yıkım ve yapımından başka hiçbir şey Türkiye’nin eski ve yeni gerçeklik rejimlerinin güncel durumunu daha iyi özetleyemezdi. Taksim Meydanı’nın biçimi, kullanımı ve anlamı ile ilgili bir sosyoloji yüksek lisans tezinde görüşmecilerin, meydandaki mimari yapılar üzerinden yürütülen ideolojik çekişmelerle ilgili yorumlarına rastlarız (Kırmızı, 2011). “Dini hakikat rejimi” ve “bilimsel olanın yerini dini olanın aldığı bir biyopolitik” (Yıldızoğlu, 2016) büyük ve simgesel yapılar ve mega-projelerle sınırlı kalmayıp, mahallelere, hatta bedenlere, özellikle de kadın bedenine, sızıyor.

İstanbul’da örneğin, Acıbadem semti yeni gerçeklik rejiminin (ya da gerçek-ötesi rejimin) benimsediği ve ele geçirdiği bir alan. Varlıklı kesimin, yoksul kesimi kentte yerinden etmesi olarak basitçe tanımlayabileceğimiz soylulaştırma, burada da tek tek bina düzeyinde kentsel dönüşüm adı altında yaşanıyor. Özellikle Acıbadem Caddesi ve çevresinde, Göztepe’nin ara sokaklarında da görebileceğiniz alçak, bakımlı bahçeli, insancıl apartmanlar yıkılıp, yerlerine modern, ama estetik yoksunu apartmanlar yapılıyor. Önlerindeki ağaç, morsalkım, börtü böcek ve kediler de eski apartmanla birlikte yok oluyor. Yeni apartmanların altına pahalı yeme içme yerleri, zincir mağazalar açılıyor. İstanbul’un orta sınıf mahallelerindeki bu dönüşümün Batılı anlamda bildiğimiz soylulaştırmadan ayrılan yanı ise, kentsel alanların, İstanbul’da yerleşik yabancıların bile lüks konutlar, arabalar, kahveler gibi tüketim yerleri nedeniyle gözünden kaçmayan “zenginleşme”si (Bağrıaçık, 2017, s. 108) değil; yeni gelenlerin ya da yeni orta sınıfın tutucu niteliği.

Ben buna soylulaştırma yazınına bir katkı olarak “tutucu soylulaştırma” (yoksa tutucu görgüsüzleşme mi demeli?) denilebileceğini düşünüyorum. Tutucu soylulaştırmayı tüketim mekanlarının örneğin yeme-içme yerlerinin ağdalılaşan iç tasarımında, Acıbadem Caddesi’nde beğenilen bir ihracat artıkçısı örneğindeki gibi, sattıkları ürünlerin tutuculaşmasında, yani ticari alandaki dönüşümde de gözlemleyebiliriz. Tekel bayileri, içkili lokantalar gibi alkol satan işletmelerin yaşadığı sıkıntılar zaten ortada. Diğer ticari tutuculaşma örnekleri arasında, örneğin Samsun Atakum’da altın rengi duvar süslemeleri olan bir kebapçıda tuvaletlerin hemen yanında bir mescit olması, havalimanlarındaki reklam panolarında tesettürlü mankenler sayılabilir. Ankara AŞTİ’den binilen bir takside şoförün üniversiteliler ile ilgili yakınmaları, genç kadınların “toplumsal ahlakımıza” (ahlaksızlığımıza?) aykırı giyim kuşamları ile ilgili vardığı yargılar ise bildiğimiz ataerkil tutuculuk. Toplumsal tutuculaşmayı laik ve muhafazakâr babaların babalık pratikleri üzerinden saptayan yeni bir çalışma da var (Beşpınar ve Beşpınar, 2018).

Bütün bu toplumsal tutuculaşma eğilimleri karşısında, yeni gerçeklik rejimine ve onun gerçek-ötesi siyasetinin yalanlarına inanmayıp, baskılarına direnen bir kesim var. Bir yazara göre, “Bugün Türkiye toplumu hızla çürüyor ve bu çürümenin kaynağının ne olduğu da biliniyor; toplumun önemlice bir kısmının ise bu çürümeye her şeye rağmen bir itirazı var, o çuvalı, o deli gömleğini giymemekte inat ediyor.” (Yaşlı, 2018) Bunun sanatta da yansımalarını görebiliriz; “Kelebekler” (Karaçelik, 2018) filmi örneğine bakmak yeter. Üstelik filmdeki kara deliklere merak sarmış, kişisel sorgulamalar yapan köy imamı örneğinde olduğu gibi, gerçek-ötesi siyaset için de, bu siyaset düzeninin iç çelişkilerinin, eleştirmenlerinin kendi içinden türemeye başladığını söylemek olanaklı; son günlerde deizm tartışmaları ya da düzenin para ve ticaret bağımlılığına, gösterişçiliğine (Bağrıaçık, 2017, s. 116) yönelik kimi özeleştiriler yapılıyor.

Geçerli bütün toplumsal kutuplaşmalara karşın, karşıt görüşten bir arkadaşımla gerçeklik tartışması yaptığımızda o gerçeğin tek ve kendi bakış açısındakilerin savunduğu düşünce olduğunu ileri sürerken, ben birçok gerçeklik savı olabileceğini söylemiştim. Önemli olan bu varsayımları bilimin yaptığı gibi eğrisi ve doğrusu ile tartmak, aklın süzgecinden geçirmekti. Ayrıca, bir toplumsal uzlaşma temeli olarak kendimize seçeceğimiz “gerçeklik”, toplumsal “kaderimizi” belirleyecek.

Kaynaklar
Abadan-Unat, N. (2002). Yirmibirinci Yüzyıla Girerken. N. Abadan-Unat, Bitmeyen Göç: Konuk İşçilikten Ulus-ötesi Yurttaşlığa (s. 295-326) içinde. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Arendt, H. (2016). Siyasette Yalan (İ. Oranlı ve B. Şeker, Çev.). İstanbul: Sel Yayıncılık.
Atam, Z. (2018, 23 Nisan). Resmi tarihin paradoksu! Birgün. Erişim adresi: https://www.birgun.net/haber-detay/resmi-tarihin-paradoksu-213219.html
Bağrıaçık, D. (2017). İstanbul’un Değişimine Tanık Olmak. D. Bağrıaçık, Sorsana, Bizi Sevmiş mi? (s. 99-116) içinde. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Beşpınar, U. ve Beşpınar, L. Z. (2018). Türkiye’de orta üst sınıf laik ve muhafazakâr kimliklerin babalık deneyimleri üzerinden irdelenmesi: Benzerlikler, farklılıklar, önyargılar ve mesafeler. Toplum ve Bilim, 143, 5-43.
Çelebi, V. (2013). Michel Foucault’da Bilgi, İktidar ve Özne İlişkisi. Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 5(1), 512-523.
Çilengir, S. (2017, Kasım). Kentsel Mekâna Anti-Seküler Bir Hamle Olarak Proje Camiler ve Çamlıca Cami Üzerine Bir Değerlendirme. 15. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’nde sunulan bildiri. ODTÜ, Ankara.
Kalaycıoğlu, E. (2018, 17 Ocak). Gerçek-ötesi Siyaset. Sarkaç. Erişim adresi: https://sarkac.org/2018/01/gercek-otesi-siyaset/
Karaçelik, T., Gülün, D., Anter, M. (Yapımcılar) ve Karaçelik, T. (Yönetmen). (2018). Kelebekler [Sinema Filmi]. Turkey: Karaçelik Film Yapım.
Kıray, M. B. (1972). Gecekondu: Azgelişmiş Ülkelerde Hızla Topraktan Kopma ve Kentle Bütünleşememe. SBF Dergisi, 27(3), 561-573.
Kırmızı, M. (2011). Taksim Republican Square: a field study on socio-economic, form, use and meaning dimensions (Yüksek lisans tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara). Erişim adresi: http://library.metu.edu.tr/search/a?SEARCH=Kirmizi%2C+Meric
Ural, H. (2017). Beyoğlu’nun Gece Yaşamı ve Neoliberal İktidar Teknolojileri. idealkent, 8(22), 641-664.
Yaşlı, F. (2018, 18 Nisan). Futbol, Allah ile Aldatmak, deizm. Birgün. Erişim adresi: https://www.birgun.net/haber-detay/futbol-allah-ile-aldatmak-deizm-212543.html
Yıldızoğlu, E. (2016, 17 Ekim). ‘Artık sizin çocuklarınız yönetmeyecek’. Cumhuriyet. Erişim adresi: http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/616853/_Artik_sizin_cocuklariniz_yonetmeyecek_.html
Zizek, S. (2012). Çokkültürcülük ya da Çokuluslu Kapitalizmin Kültürel Mantığı (T. Birkan, Çev.). e-skop sanat tarihi eleştiri. Erişim adresi: http://www.e-skop.com/skopdergi/cokkulturculuk-ya-da-cokuluslu-kapitalizmin-kulturel-mantigi/941

En Çok Okunan Haberler