Gijon’dan Münih’e iki Barcelonalı

Salı akşamı Pep Guardiola, saha kenarından kendi yarattığı takımı izliyordu. Küçük yaşta akademisine girdiği, 10 yıldan fazla formasını giydiği ve teknik direktörlüğünü yaptığı yıllarda kazanmadık kupa bırakmadığı Barcelona, aynen kendisi gibi Katalan takımının başındaki ilk yılında üçleme yapmaya doğru emin adımlarla giden Luis Enriqure tarafından yönetiliyordu ve Guardiola Alman devi, Bayern Münih’in başındaydı. Lig şampiyonluğunu ilan etse de Almanya Kupası’ndan yarı finalde elenmiş ve Şampiyonlar Ligi’ne de veda etmek üzere olan bir takımın teknik direktörü olarak.

O Barcelona ve Bayern çok değil 2 sezon önce, yine Şampiyonlar Ligi yarı finalinde karşı karşıya gelmişler ve Bayern kendi evinde 4-0 deplasmanda da 3-0 kazanarak Barcelona’yı ezip geçmişti. Barcelona’nın başında Guardiola’nın görevi devrettiği, bugün hayatta olmayan Tito Villanova, Bayern’in başında ise o sezon sonu takımı Avrupa şampiyonu yaptıktan sonra görevi bırakacak Jupp Heynckes vardı.  Yerine Guardiola oturacaktı. Yarı finalin diğer ayağında Real Madrid’i deviren Borussia Dortmund’un hücum hattında bugün Bayern forvetinde görev yapan Robert Lewandowski oynuyordu. O günlerde Bayern’in forvetinde ise Guardiola’nın 1 sezon kadroda tutup sonra istemeyeceği Mario Mandzukic. Geçen salı akşamı, 2013 ilkbaharında Barcelona’ya toplamda 7 gol atmış Bayern’in gollerine imza atan oyunculardan sadece Thomas Müller sahadaydı.

Yukarıda yazdıklarımız futbolun nasıl dinamik ve kendisini yenileyen bir spor olduğunu gösteriyor. Siz bir teknik adam olarak benimsediğiniz ve başarı reçetesi olarak gördüğünüz felsefede değişiklikler yapmıyor olsanız dahi, futbol sahasında aynı aktörler bambaşka senaryoları yaratabiliyorlar. Barcelona’nın hocası Luis Enrique bu hafta sonu İspanya’da şampiyonluğunu ilan edebilir, Şampiyonlar Ligi finaline yükseldi ve aynı zamanda İspanya Kral Kupası’nda da finalde. Belki o da Barcelona’daki ilk yılında bütün hedeflerinde mutlu sona ulaşacak, ancak onun çizdiği yol farklıydı. O, ilk A takım teknik direktörlüğü (hem Guardiola hem Luis Enrique hocalık kariyerlerine Barcelona B takımı ile başladılar) için ülke dışını AS Roma’yı seçti. Daha ilk günlerinde kulüp efsanesi Francesco Totti’yle sorunlar yaşamıştı. Bu problemlerin aynısını Barcelona teknik direktörlük kariyerinin başında da yaşadı. Takımın ve hatta dünya futbolunun süper yıldızı Lionel Messi ile yıldızının barışmadığı ve Messi’nin onu istemediğini yönetime bildirdiği dedikoduları dolaşıyordu. Ekim ayında Eibar’ı 3-0 mağlup ettikleri maçta Messi kendisini oyundan çıkarmak isteyen Luis Enrique’yi reddetti ve Gijonlu teknik adam onun yerine oyundan Neymar’ı almak zorunda kaldı. Arjantinli, ocak ayında Real Sociedad maçını izleyen pazartesi günü antrenmanına mide ağrılarını gerekçe göstererek katılmadı. En azından kulübün resmi sitesinin açıklaması böyleydi. Ama İspanyol basınına göre Messi Sociedad maçında yedek başlayıp ikinci yarı kurtarıcı olarak sahaya gönderilmesine içerlemişti. Real Madrid’e yakınlığıyla ünlü AS gazetesi Luis Enrique’nin ona ceza vermek istediğini ancak Xavi başta olmak üzere tecrübeli futbolcuların araya girerek ona engel olduğunu, bu haberler kulağına giden Messi’nin başkan Josep Maria Bartomeu’ya hocasını katsederek “ya o ya ben” dediğini ve Manchester City’e gitme tehditini savurduğunu yazmıştı.Messi, önceki hocalarının, özellikle Guardiola’nın yaptığı gibi özel ilgi ve yakın ilişkilere önem veriyordu. Aynı günlerde Guardiola’nın Bayern Münih’i Bundesliga’nın ilk yarısında 17 maçta sadece 6 puan kaybetmiş ve kalesinde 4 gol görmüştü. En yakın rakibi Wolfsburg’un 11 puan önünde, daha ilk yarı sonunda şampiyonluğunu ilan etmiş gibiydi. Bütün yorumlar Luis Enrique’nin Barcelona’daki günlerinin sayılı olduğu, Bayern’in ise tekrar Avrupa hâkimiyetine geri döndüğü yönündeydi.

Sadece 4 ay sonra futbol ilahları bize bir ders daha vermiş gibi görünüyor. Yunan filozof Herakleitos da belki bugün o ilahlar arasındadır. Futbolda da “değişmeyen tek şey değişimin kendisi ve asla aynı futbol sahasında 2 kez top oynanmıyor.”

En Çok Okunan Haberler
  • 1986 yılında biz lisedeydik. Varşova Paktı ayaktaydı. Gülünün Solduğu Akşam'ı okudum. Kitabın kapağını
  • “Negri,Agnoli ve Anti-Parlamentarizm” başlıklı yazımda (BirGün, 13 Eylül 2011) çok kısa da olsa Agnoli’nin devlet ve
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil
  • Mehmet Emin ÖZBEY   Doğu Anadolu bölgesindeki sosyal yapının değişmez unsuru hatta başrol oyuncusu olan aşiretlerin en