Goygoyculuk...

Goygoyculuk nedir? Boşu boşuna, bilgisiz olarak, gereksiz yere çok konuşmaktır. Özal döneminde şahlanan neo-liberalizm “her koyun kendi bacağından asılır, köşeyi dönmek esastır” goygoyculuğunu bu memleketin popüler ideolojisine dönüştürmüştü. Buna mukabil aynı yıllarda İslamcı kesimler sanki bu gidişata alternatiflermiş gibi ortaya çıktılar; bir yandan vahşi kapitalizmin bayraktarlığını üstlenirken diğer yandan sureti haktan görünerek “adil düzen” goygoyculuğu ile reel politikanın envai çeşidini sergilediler; ama fırsatları da iyi değerlendirdiler ve siyaset sahnesine yerleştiler.

Fırsatçılık yapmak, fırsat kollamak; elbette bir yanıyla da oportünizmdir. Sol siyasette, oportünistlik matah bir iş sayılmaz. Ancak oportünizmden kaçınmak uğruna fırsatları değerlendirmeyince de olup bitene seyirci kalırsınız. Fırsatlar somuttur, ortaya çıktıkları anda işe yararlar; fırsatları elden kaçırmamak da bir marifettir. İşte bu yüzden somut fırsatların ya da koşulların somut çözümlemesini yapmak kuralı, beylik bir kuraldır.

Siyaset bezirgânlığı ile bezirgânlığa karşı siyaset ayrımı işte bu kuralın yorumunda ve daha da önemlisi yordamında belirginleşir. Zira siyaset bezirgânlığının üstesinden gelebilmek için evvel emirde bir başka yetiye daha sahip olmak elzemdir. Bu ise “soyut koşulların soyut çözümlemesini yapma” becerisinden başka bir şey değildir. Burada “soyut” derken, kastettiğim gelecekte olması imkân dâhilinde olanları görebilmek; yani kehanete değil ama ayakları yere basan bir öngörüye sahip olabilmektir.

Şurası açık ki, ancak belirli bir “paradigma”, yani yol gösterici ya da emsal bir kılavuz elde tutulduğunda, oportünizmin “her şey mubahtır yeter ki önüme çıkan fırsatı değerlendireyim” ilkesizliğinin uzağında kalınabilir... Gündelik dilde paradigma yerine bazen “yol haritası” filan da deniliyor. Gidişatın yönünü bilmek, yolu kavramak, hangi güzergâhtan geçileceğini kestirmek için en fazla ihtiyaç duyulan şey nedir ki? Elbette öncelikle olup biteni, yolu ve olguyu kavramaktır; ancak olguyu kavrayınca bunu kavramlaştırabiliriz. Kavram kargaşasına düşmeden derdimizi başkalarına da anlatabiliriz. Nasıl? Yapacağımız işin adını eğip bükmeden, tevil etmeden koymak suretiyle. Adını koymak, kavramlaştırmaktır. Kavramlar ise birer soyutlamadır. Ancak soyutlama becerisine sahip olabilenler, siyasette kendilerine yol haritası çizebilirler veya eldeki haritaları okuyabilirler. Siyasi atılımlar ise konjonktürü doğru okuma ölçüsünde gerçekleşebilir.

Buraya kadar yazdıklarım için, çok çok özür dilerim. Farkındayım, epey malumatfuruş yani açıkçası ukalaca laflardı bunlar. Ne var ki, bu köşede sonraki haftalarda sizlerle tartışmak istediğim konular için bir nevi girizgâh ihtiyacından dolayı, bunları bir çırpıda söylemek zorunda hissettim kendimi.

***

On yıl önceki bir yazımda yaptığım yukarıdaki girizgâh, “sebebi malum” deyip dönemin güncel sorunlarını işaret ediyordu. Aynı girizgâhın şimdiki sebebi de “malum”: Cumhurbaşkanlığı seçimleri... Ve o yazı şöyle bitiyordu: “İnsanlar, kendi kaderlerini BİLİNÇLİ şekilde tayin edebilmek için kavramlarla elde edilen soyutlamalara ihtiyaç duyacaklarsa; şimdi, hangi sol kavramlarla ve hangi soyutlama kapasitesiyle bilinçleneceklerdir, dersiniz? Kendi payıma, solculuk ve goygoyculuk kavramlarındaki kafiyenin bir tesadüf olduğuna inanmak istiyorum. Kendi geleceğimizi başkalarından dilenmemek için. Çünkü biliyorum, goygoyculuk, mecaz anlamıyla dilencilik de demektir...”

Velhasıl, işbu yazı da güncel bir girizgâhtır. Ortaya ilk lafımı atayım, devamını getiririz: Diktatörlüğe çanak tutana yazıklar olsun!

En Çok Okunan Haberler