‘Haberi yazmak kadar görünürlük de önemli’

ANIL KARACA | @anilkaraca17 | anilkaraca@birgun.net

Dijital dönüşüm her sektörde hızla devam ederken medyada da artık “Yeni Medya” dönemi başladı. Gazeteler artık internet sitelerini ön plana çıkarıyor, döneme ayak uydurabilmek için “yakınsama” stratejilerini uyguluyor. Yeni Medya kavramı iletişim fakültelerinde tartışılmaya devam ederken, klasik gazetecilik teknolojiyle evriminde yeni aktörler ve ihtiyaçlar yaratıyor.

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden Dr. Bilge Narin, gazetemize yeni medya atmosferini ve getirilerini değerlendirdi. Narin’e göre, ‘dijital yerli’ diye tanımlanan genç kuşağın okuma pratikleri değişim içinde. Yalnızca okuduğumuz platformun değil, aynı zamanda metnin de değiştiğinin altını çizen Narin, en temel değişimin içeriğin tüketildiği araç ve metnin niteliğinde olduğu kanısında:

Özellikle Y kuşağı, yani ‘dijital yerli’ gibi adlandırılan genç kuşağın okuma pratikleri değişim içinde. Bunu kabul etmek durumundayız. Aslında yalnızca okuduğumuz platform değişmedi; okuduğumuz metin de değişti. Dijital metin, basılı metinden farklı. Gazete okuru, linklere tıklama yoluyla yönünü belirliyor; basılı haber metnindeki gibi tamamlanmış bir anlatıyla karşılaşmıyor. Hem gazetecilerin hem de okurların hipermetine alışmasının sancısı yaşandı, hâlâ da yaşanıyor. Tabii basılı gazete için içerik üretmeye ve ondan okumaya alışık olanların alışma süreci daha sancılı oldu.”

‘HABERİ YAZMAK KADAR GÖRÜNÜRLÜĞÜNÜ SAĞLAMAK DA MESELE’

Narin, haber metninin artık birçok teknolojik bileşeninin düşünülmesi gereken bir anlatı olduğunu söylüyor ve sözlerini şöyle örneklendiriyor: “Çok iyi bir haber yazabilirsiniz; ama arama motoru optimizasyonu yapmazsanız, o metin sanal ortamdaki milyarlarca enformasyon anlatısı içinde kaybolup gider. Haberi yazmak kadar görünürlüğünü sağlamak da bir mesele haline geldi. Yine tam da bu nedenle teknoloji geliştiriciler doğru hedef kitleyi bulmak vaadiyle ‘kişiselleştirilmiş haber’ üzerine yoğunlaştılar. İnternetten gazete okuma pratiklerinde hem tercih edilen kaynaklar hem de içerik kategorileri özelleştirilebiliyor.”

“YENİ DİJİTAL ANLATI TÜRLERİNE HÂKİM GAZETECİLERE İHTİYAÇ DUYULACAK”

Yeni medya pratikleri, beraberinde kuşkusuz yeni gereksinimler de doğurdu. Kurumların tercihleri artık ‘dijital düşünen’ gazetecilere yöneldi. Kod yazmayı bilen, grafik yaratabilen/okuyabilen, tasarım ve video kurgudan anlayan gazeteciler iş ilanlarında gözde olmaya başladı.

Bilge Narin, bu sebeple artık gazetecilik ve bilgisayar mühendisliğinin çalışma alanlarının giderek daha fazla yakınsadığını ifade ediyor. Bu süreçte gazetecilerin ünvanlarının da değişeceği öngörüsünde bulunan Narin, ileride otomatik yazılabilecek haber konularını belirleyecek, haberin görünürlüğünü artıracak teknolojileri kullanabilecek, veri analizi yapabilecek ve yeni dijital anlatı türlerine hâkim gazetecilere ihtiyaç duyulacağının altını çiziyor: “Otomatik haber üreten yazılımlar da profesyonel gazetecilerin haber odasındaki rolü ve öz yetenekleri konusunda yeniden düşünmemizi gerekli kılıyor.”

GAZETECİLİKTE YENİ AKTÖRLER

Dijitalleşen gazetecilikte yeni aktörler ve yönelimler de boy gösteriyor. Sosyal medya ve hızla gelişen teknolojiyle birlikte robot gazetecilik ve yurttaş gazeteciliği gibi kavramlarla tanıştık. Kimileri tarafından olumlu görülen bu yenilikler, kimilerince profesyonel gazeteciliğe bir tehlike olarak görülüyor. Narin, yeni gelişen gazetecilik teknolojilerine bakarken hem yarattıkları fırsatları hem de tehditleri birlikte değerlendirmek gerektiğini söylüyor ve Kanadalı yazar Dr. Arthur Kroker’den örnek veriyor: “Her teknoloji tahakküm ve özgürleşim yönünde karşıt ihtimaller barındırır.”

Rutin haber akışının otomatikleşmesinin profesyonel gazetecileri monoton iş pratiklerinden uzaklaştırarak onların iş tatminini artırabileceğini vurgulayan Narin, böylece gazetecilerin veri analizi ve araştırmacı gazetecilik pratikleri için daha fazla zaman bulabileceğini ifade ediyor ve “Zaten ‘dedi, söyledi, ifade etti’ haberciliği gazeteciler için ne kadar tatmin ediciydi? Başarılı gazeteciler, zaten bunların ötesinde habercilik yapanlar; mesela yolsuzluk dosyalarını ortaya çıkaranlar, kamu vicdanı adına sorgulayanlar değil miydi?” diye soruyor.

Korsan kültürünün yaratıcılık, yenilik ve iş birliği özelliklerinin de artık haber odalarında görülebileceğine dikkati çeken Narin; öte yandan özellikle robot gazeteciliğin hem profesyonel gazeteciler hem de okurlar için yaratacağı tehlikeler olduğunu söylüyor. Daha az gazeteci istihdamının bu tehlikelerden biri olduğunu ifade eden Narin, şu örnekleri veriyor: “Otomatik haberlerin duygusal bağ kuramadığı, yaratıcı olmadığı, anlamlandırma yapamadığı, saldırgan bir dil kullanabildiği, hack’lenme ihtimali olduğu, güvenilir olmayan kaynaklara başvurabildiği ve haber-reklam dengesini kurmada başarısız olabildiği de biliniyor.”

“BASIN KURUMLARININ HEDEFİ, TIKLAMALARIN ÖTESİNE GEÇMELİ”

‘Clickbait’ olarak bilinen tık avcılığı, basın kurumlarının sosyal medya hesaplarını ele geçirmiş durumda ve tepki görmelerine sebep oluyor. “Kurumlar okuyucunun ilgisini çekmek ve kârlılık için tık avcılığına bağımlı durumda mı, neler yapılabilir” diye soruyoruz Bilge Narin’e:

“Tık avcılığı ile yani yanıltıcı etiketler ve haber başlığı linkleri ile okurları belki bir kez, iki kez sayfanıza çekebilirsiniz; ama okurlar sürekli bu tür haberler sunan kurumları takip etmeyi bırakıyor. Bu tür haber linklerinin altıdaki okur yorumlarına bakarsanız, son derece negatif yüklü olduklarını görürsünüz. Yani aslında kısa süreli kâr elde etmeyi düşünüyorsanız, bu etik dışı gazetecilik formu sizin için uygun. Uzun vadede kaliteli, güvenilir ve dengeli habercilik zaten kazanıyor. Haber sitenizi okurun bağımlılığı için mi yoksa sadakati için mi tasarlıyorsunuz? Bağımlılığa dayalı ilişki dengesiz ve öngörülemez. Sadık okurlar ise isteyerek, tekrar tekrar haber sitesine dönüyorlar. Basın kurumlarının hedefi, tıklamaların ötesine geçmeli. Marka tanınırlığından gelir elde etmek için okur sadakatine dayalı bir tasarım ve içerik anlayışı geliştirmek uzun vadede kazandıracaktır; çünkü yalnızca sadık okurlar güvendikleri medya kuruluşlarının ayakta kalması için bağışta bulunuyor. Dolayısıyla, artık ‘sayfa görünürlüğü sonrası’ (post-pageview) dönemindeyiz. Bu dönemde içerik oluşturucuların okurlarıyla derin ilişkiler kurması gerekiyor. Zaten artık reklam verenler de kısa süreli ve geçici ziyaretçileri değil; sık sık aynı siteyi ziyaret edenleri hedefleyebiliyor.”

Dijital medya okuryazarlığını geliştirmenin bu anlamda çok önemli olduğunu vurgulayan Narin, sözlerine şöyle devam ediyor: “Okurlar ne kadar cezbedici olursa olsun, yemi yutmamalı. Sosyal medya platformlarındaki akışta tık avcısı bir haber linki gördüklerinde bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorlarsa internette araştırmalılar. Aynı haberi bu tür hilelere başvurmadan veren daha güvenilir siteleri bulmayı öğrenmeliler. Yine bu tür haberleri önlemek için sosyal medya platformlarındaki ‘bu içerik sağlayıcıdan gelen haberleri gizle’ (hide all posts from) gibi seçenekleri aktif biçimde kullanmamız gerekiyor.”

“’CYBORG GAZETECİLER’ YETİŞTİRMEK ZORUNDAYIZ”

“Biraz da eğitim konuşalım” diyerek sözü İletişim Fakültelerine ve gazetecilik eğitimine getiriyoruz. Birçok üniversitede Yeni Medya bölümü hâlâ açılmış değil. Bu denli hızlı dönüşen gazetecilik atmosferinde, Türkiye’deki eğitimi sorduğumuz Narin, durumu şöyle özetliyor:

“Bizde ders programlarına yeni yeni ve seçmeli ders olarak eklenen Veri Gazeteciliği’, ‘Sosyal Medya Uzmanlığı’ ve ‘Gazeteciler İçin Programlama Dili’ gibi derslerin dünya üniversitelerinde artık zorunlu ders olduğunu söyleyebilirim. Teknolojiyi kullanabilen ve yönlendirebilen ‘cyborg gazeteciler’ yetiştirmek zorundayız.”

En Çok Okunan Haberler