Hacıbektaş ilçesi ve ayrımcılık - I

Karanlıktan aydınlığa yolun adı sorulursa; bilin ki o Hacı Bektaş Veli’nin düşüncesidir.

Bu nedenle de “Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz vardır” diyen Aleviler ve her yıl 16 Ağustos’ta Hacı Bektaşi Veli’yi anmak ve Hacı Bektaşi Veli Dergahı’nı ziyaret etmek için Hacıbektaş ilçesine giderler. Ama 13. yüzyılda “Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir. Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız” diye öğütleyen Hacı Bektaşi Veli’nin bu düsturunu hiçe sayan Hacıbektaş Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu, “Suriyelilerin ve diğer grupların katılmasını” gerekçe göstererek, tarihi değiştirip Ekim ayına kaydırdı. Hacıbektaş Belediye Meclisi’nde alınan ırkçı kararda “İlçeye gelen kişilerin yerlerde yattıkları ve çevreyi pisletip zaman zaman tahrip ettikleri” gerekçe gösterilmiş. Oysa hakikat bunun tam tersidir. Yerel yönetim üzerine düşen asli görevleri yerine getirmemekte ve devletin kamu hizmetlerindeki ayrımcılığına ses çıkarmamaktadır.

Yani yerel yönetim Hacı Bektaşi Veli’nin evrensel ve insan merkezli öğretilerinden ders çıkaramamıştır. Bu söylem ve tutum Alevi-Bektaşi inancını, kültürünü ve felsefesini itibarsızlaştırmaktadır.

Oysa Alevilik-Bektaşilik Anadolu’nun Rönesansı’dır. Aydınlanma felsefesidir. Hacı Bektaşi Veli Dergâhı Alevi toplumunun ve ondan feyz almak isteyen her canın Serçeşme’sidir. İnsan ve doğa hakları ve sevgisinin öğretildiği ‘Hak Mektebi’dir. İnançlarını ve muhabbetlerini yaşattıkları ve öğrendikleri merkezidir.

Hacıbektaş öyle sanıldığı gibi 5 bin kişilik nüfusuyla sınırlı bir ilçe değildir. Bu yanlış olur. Çünkü Bektaşilik Asya’dan Avrupa’ya ve bir çok ülkeye yayılmış, dergahları, öğretisi, yol sürdürücüleri, kültürü ve kutsal ziyaret yerleriyle, dünya Aleviliğini ve Bektaşiliğini bünyesinde taşıyan merkezin adı ve topraklarıdır. Aydınlığın dünyaya açılan kapısıdır.

Bu ilçeye yüzbinlerce insanın gelmesi bu nedenledir. Fakat bu aydınlanma kapısını kapatmak isteyenler var. Fakat bu tarihsel ve kültürel zenginliğin bulunduğu mekân bugün işgal altındadır. İşgal edenler Alevi-Bektaşi-Kızılbaş öğretisinin kaynağını kurutmak istiyorlar.

Dergahın 1826 yılında 2. Mahmut tarafından işgal edip Sünni Nakşibendi tarikatına teslim edilmesi ve ardından Alevilerin bu ibadet ve eğitim merkezi olan dergaha cami yaptırılmak suretiyle başlayan sünnileştirme projesi, buranın müzeleştirilmesiyle devam etmiştir. Günümüze kadar süregelen bu kuşatma ve asimilasyon politikaları sonucu, ilçede Alevilik Sünniliğin gerisinde bırakılmıştır.

Tam da bu nedenle ilçenin kendi tarihsel birikimi ve zenginlikleriyle buluşması için, bu ilçeye Alevilerin, Sünnilerin ve insan merkezli düşünceden yana olan herkesin daha çok sahip çıkması gerekiyor. Bu nedenle de Alevi kurumlarının ve bir inancın ibadet yerinin işgal edilmesinden rahatsız olan herkesin, daha çok ve ciddi sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.

Aksi takdirde bu ilçeye yönelik çok yönlü kuşatma ve ayrımcılık 7 asırlık Bektaşilik öğretisi aydınlattığı Anadolu’yu ve Balkanlardaki Bektaşi toplumunu ışıksız bırakacaktır Böylece insanlığı aydınlatacak olan, insanlığın manevi, felsefi, düşünsel ve tarihsel buluşma merkezi ve Hak Üniversitesi tarih olacaktır. Bu nedenle öncelikle Hacıbektaş ilçesine ve Hacı Bektaşi Veli Dergahı’na sahip çıkılmalıdır.

1964 yılında müzeye çevrilip, ticarethane gibi kullanılan Hacı Bektaşi Veli Dergahı ve onun asli sahipleri olan Aleviler-Bektaşiler, devlet için hiçbir zaman önem ve gündem teşkil etmemiştir. Devletin Alevilere dinsel, hukuksal, siyasal olarak ayrımcı bakan o soğuk yüzü, Hacıbektaş ilçesine kamu hizmetlerinin erişimindeki ayrımcılığa kadar uzanır.

Hacıbektaş ilçesi birinci derecede kalkınmada öncelikli yöreler arasında bulunsa da, bu önceliğe hiç sahip olmamıştır. Bektaşiliğe yönelik asimilasyon ve ilçeye yönelik ekonomik, kamu, imar ve altyapı hizmetlerindeki ihmal ve bu ilçenin geri bırakılması bir kader ya da imkânsızlık değil, devletin uyguladığı sistematik ayrımcılığın sonucudur. Dünya dinlerine, felsefelerine ve kültürlerine beşiklik yapmış ve ilham veren Bektaşilik öğretisi ve felsefesi saçtığı aydınlık ışık söndürülmek ve sünnileştirilmekle karşı karşıyadır.

Bu toprakların felsefi, düşünsel, tarihsel, inançsal ve kültürel zenginliğini yok etmeye çalışanlar bir hakikati bilmek istemiyor. Oysa herkes bilir ki; Batı dünyası 10 Aralık 1948 yılında “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi”ni kabul ederken, Hacı Bektaşi Veli tüm bu bildirinin ana ilkelerini oluşturan, “Hoşgörü”, “Barış”, “İnsan Sevgisi”, “Eşitlik”, “Barış”, “Adalet” ve ”Eşitlik” gibi evrensel değerler ve ilkeler hakkındaki düşüncesini 13 yüzyıldan itibaren yaymaya ve öğrencilerini bu düşünce sistemiyle yetiştirmeye başlamıştı.

Bu kadim aydınlanma hazinesinden tüm dünyaya evrensel mesajların ulaşmasını engelleyen mezhepçi bir din bürokrasisi vardır. Diyanet İşleri Başkanlığına, Türk Diyanet Vakfına, siyasal İslamcı cemaat vakıflarına, kendilerine yüzde 60’ın üzerinden oy veren ilçeleri yatırımlarla ihya eden hükümetler, söz konusu Hacıbektaş ilçesi olunca kaynakları kuruyor!

Gerek Hacıbektaş ilçesi, gerekse Alevilik çok yönlü sorunla karşı karşıya kalıyor.

(Devam edecek)

En Çok Okunan Haberler