Haftanın verileri ışığında ekonomi

Geride bıraktığımız hafta Türkiye ekonomisinde yoğun bir veri trafiği yaşandı. Normal bir ülkede değerlendirmelere bu rakamlar damgasını vurur. Ancak ekonomik istatistikler de artık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hızına ayak uyduramıyor. En son Londra’da bankacıları kendinden menkul faiz teorilerine ikna etmeye kalkınca döviz kurlarında yeni rekorlar kırıldı. Örneğin, en son açıklanan işgücü istatistikleri şubat dönemine ilişkin. Diğer bir ifadeyle, işsizlik rakamları 2.5 ay geriden geliyor. Buna karşın Erdoğan her ağzını açtığında ekonominin dengeleri şipşak değişebiliyor.

Yine de eğilimleri izleyebilmek açısından 14-18 Mayıs haftası verilerine yakından bakmakta yarar olabilir. Cari açığı salı günü ele aldığımız için bu yazımızda diğer istatistiklere yoğunlaşacağız.

Yüksek işsizlik devam ediyor

Türkiye ekonomisi 24 Haziran seçimlerine yol alırken, işsizlik oranı çift hanelilerin altına bir türlü inmiyor. 2018 Ocak-Mart dönemini kapsayan şubat verileri de yüzde 10.6 işsizliğe işaret ediyor. Evet bu oran, bir yıl öncesine göre 2 puan azalmış durumda. Ancak başta KGF kredileri, onca teşvik yeterince sonuç vermemiş görünüyor.

İlginçtir ki, ekonominin dibe vurduğu, AKP sözcülerinin hatırlatmaktan haz duyduğu 2001 krizinde de işsizlik tam aynı düzeyde yüzde 10.6’ymış. Yani 17 yılda bir arpa boyu yol bile gidememişiz. Avro bölgesinde dahi işsizlik yüzde 8.5’e kadar geriledi. Yükselen ülkeler kategorisinde de, yüzde 13.1 işsizlik oranına sahip Brezilya’yı bir yana bırakırsak, Türkiye’den kötü durumda ülke bulunmuyor. İşsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 546 bin azalmış olsa da, 3 milyon 354 bin yurttaşımız istediği halde işgücüne katılamıyor.

Dikkatle izlediğimiz bir gösterge, 15-24 yaş arası genç nüfusta “ne eğitimde ne istihdamda” olanların oranı da yüzde 22.8. Bu bir anlamda gelecek umudunu yitiren gençlerin yüksekliği gibi çok karanlık bir tabloya işaret ediyor.

Sanayi üretimi yüzde 7.6 arttı

16 Mayıs Çarşamba günü açıklanan mart ayı sanayi üretiminin bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7.6 arttığı açıklandı. Böylelikle sanayi üretiminde 2017 yılının ilk çeyreğine göre yüzde 9.8 genişleme gerçekleşti.

Bu istatistikler 2017 yılındaki hızlı büyüme seyrinin 2018’de de devam ettiğini gösteriyor. Ne var ki, iki noktaya dikkat çekmekte yarar var. Birincisi, hızlı büyüme döneminde dahi sanayinin yeterince istihdam yaratamaması, olası bir daralma sürecinde daha vahim bir işsizlik tablosuyla karşılaşacağımız sinyalini veriyor. İkincisi, mevcut döviz kuru ve faiz düzeylerinde yılın ikinci yarısında sanayi üretiminin de stop edeceğini tahmin etmek zor değil. Çünkü hem bu kurlarla ham madde ve ara mal ithalatı yavaşlayacak, hem de yüksek fiyatlar nedeniyle talep hız kesecek.

Döviz sıçraması ‘menkul kıymet’ten okunamıyor

Döviz kurlarının haftalık yüzde 5 civarında sıçrama sergilediği bir konjonktürde, normalde bu trendi yabancıların menkul kıymet davranışlarından ve yerlilerin mevduata yönelik tutumlarından gözlemlemek gerekir. Değerlendirmeye geçmeden önce isterseniz rakamlara bir göz atalım:

En son açıklanan, 11 Mayıs’ta biten haftanın verileri, yurtdışı yerleşiklerin 28.8 milyon dolar hisse senedi aldıklarını ve 230 milyon dolar devlet iç borçlanma (DİBS) senedi sattıklarını gösterdi. 2018 başından bu yana ise, 1 milyar doların biraz üzerinde bir DİBS alıp, 832 milyon dolar hisse senedi satmışlar. Özetle, yabancıların Türkiye’den bariz bir çıkış eğilimi gözlenmiyor. Üstelik, daha iki ay önce 9 Mart’ta 94.1 milyar dolar portföyleri varken (53.1 hisse senedi, 31 DİBS), 2 ayda bu rakam 67.9 milyar dolara (40.8 hisse senedi, 27.1 DİBS) gerileyerek, 26.2 milyar dolar erozyona uğramışken. En genelde, yabancı yatırımcıların zaten Türkiye pozisyonlarını daralttıkları, beklemede oldukları söylenebilir.

11 Mayıs haftasında yabancı mevduatlarda da belirgin bir hareket gözlenmiyor. Mevduat bankalarındaki hesaplar 1 haftada sadece 40 milyon dolar, yıl sonuna göre ise 700 milyon dolar azalmış. Alt kırılımlara bakınca gerçek kişilerin yıl sonuna göre dolar hesaplarını 4.5 milyar dolar aşağı çektikleri görülüyor. Diğer bir ifadeyle, döviz hesapları bir ölçüde daralmış, doların başta avro, diğer paralara karşı değer kazanmasıyla, yani parite etkisiyle stok yerinde kalmış.

Buradan, döviz hareketlerinin büyük ölçüde yurtdışı alımlardan veya yerlilerin yastık altına koyan spekülatif davranışlarından kaynaklandığı sonucu çıkarılabilir.

Konut sektörü zorda

Konut sektörünün zorda olduğunu söylemek için istatistiklere bakmaya gerek yok diyebilirsiniz. Haklısınız, zaten istatistikler de inşaat sektörünün kabataslak yüzde 60’ını oluşturan konutlardaki sıkıntıyı ortaya koyarak, yaygın kanıyı destekliyor.

Önce konut fiyatlarından başlayalım. Merkez Bankası’nın konut endeksi Mart ayında bir önceki aya kıyasla enflasyonun altında, yüzde 0.91’lik bir artış göstermiş. Bu yıllık değişimi yüzde 9.29’a taşıyarak, reel olarak yüzde 0.85 oranında azalmaya işaret etmiş. En vahim tablo ise İstanbul’da; aylık yüzde 0.15 azalış gözlenmiş, son 12 ayda da tüketici enflasyonunun çok çok altında sadece yüzde 3.24’lük bir kıpırdama gerçekleşmiş.

Cuma günü açıklanan konut satış istatistikleri de sektördeki durgunluğu doğruluyor. Türkiye genelinde 2018 Nisan’ında konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9.9 oranında azalmış. İpotekli, yani banka kredisiyle yapılan konut satışlarında gerileme ise yüzde 35.6 oranıyla korkutucu bir boyut kazanmış.

Sektör sözcüleri aylık konut kredi faizlerinin yüzde 1 psikolojik sınırın altına çekilmesini talep ediyorlardı. Nitekim Ziraat ve Halkbank öncülüğünde aylık yüzde 0,98 faizle konut kredisi verilmeye başlandı. Mevcut faiz, kur ve enflasyon düzeylerine bakılırsa, bu oran gerçekçi görünmüyor. Seçim belirsizliğinde, bu ikram gerçek alımları mı tetikler, yoksa ucuz krediden yararlanmak için hülleli işlemlerin mi önünü açar, yakında anlayacağız…

En Çok Okunan Haberler