Halk yollara akın etti, vatandaş gezmesine gidemiyor…

Sabahtan ailenin göçmüş büyüklerinin ruhlarına Fatiha okumak için mezarlıkların yolu tutulur. Sonra Anadolu yakasında oturan kayınvalidenize gidersiniz. Çünkü geçen sene önce kendi annenize gitmiştiniz. Yemekler yenir, çaylar içilir; saat olur 4 buçuk. Ne olduğunu anlamadan günün yarısı gitmiştir bile…

Ama esas çile kayınvalidenin evinden ayrılıp uzun yola çıkınca başlar. Çakallık yapıp yıllık izninizin bir gününü bayram öncesine almak da fayda etmez çünkü bir akıllı siz değilsinizdir. Nüfusu 20 milyona yaklaşan İstanbul’un yarısı bayramda şehri terk ettiğinden, aynı stratejiyle hareket eden milyonlarca başka insan vardır.

Feribot kuyrukları bir dert, otoban gişeleri ayrı… Yolda hangi şeride geçseniz orası yavaşlar. Küçük hesaplarla bu işin içinden çıkılmayacağını fark etmişsinizdir artık.

Distopik mega şehirler
Kapitalizmde şehirler eşitsiz ve dengesiz bir biçimde gelişir. Üretimde ölçeğe göre artan getiri olduğundan mega şehirler inşa etmek her zaman daha kârlıdır. Fabrikalardan bankalara, sinemalardan üniversitelere aklınıza gelebilecek her şey birkaç şehirde yoğunlaşır. Misal, bugün Gümüşhane’de tek bir sinema salonu dahi yokken İstanbul’da, yarısı sinek avlayan, 256 salon vardır. Van’da sadece bir üniversite varken İstanbul’da 52 üniversite vardır. Oysa Van’ın nüfusu İstanbul’un 15’te biridir.

Üstüne bir de “taşı toprağı altın” diye pazarlayıp köy ve kasabaların fukaraları büyük şehirlere çağrılır. Zaten işsizlik oranları büyük kentlerde her zaman daha yüksektir. Çünkü sistemin her daim çalışmaya hazır ve nazır bir yedek işgücü ordusuna ihtiyacı vardır.

Büyük şehirlere büyük binalar yapılır, büyük binalar yapıldıkça şehirler daha da büyür. Kaymak tabakası şehrin nezih muhitlerini kapattığından milyonlar varoşlara tıkılır. New York City, Tokyo, Paris, Los Angeles, Londra, İstanbul… Kapitalizmin bütün büyük şehirleri hep aynı şekilde büyümüşlerdir.

Oysa sosyalizmde ülkeye eşit yayılan bir kalkınma politikası vardır. Mesela Rusya’nın en büyük sahne sanatları salonu, sanılanın aksine, Moskova’daki Bolşoy ya da St. Petersburg’taki Mariinsky değil, ta Novosibirsk’teki Opera Evi’dir.

Sovyetlerde en büyük hastaneler, stadyumlar, sinema salonları, fabrikalar vs. hep küçük ve orta ölçekli şehirlere yapılmıştır. Aynı şekilde Havana, Küba’nın en nezih ve güzel şehirlerinden biri kesinlikle değildir. Castro yönetimi Cienfuegos, Vinales ve Santiago de Cuba gibi şehirlere görece daha fazla yatırım yapmıştır. Çünkü üretimden ve refahtan herkes eşit pay almalıdır. Ardahan’da doğan insanların günahı ne?

Bayram trafiğinin sebebi
İşçilerin yılın herhangi bir haftasında istedikleri herhangi bir yere seyahat edecek ne maddi durumları vardır ne de vakitleri… Zaten çoğu işçi cumartesi hatta pazar günleri bile çalışır. Yani öyle canları sıkıldığında küçük bir hafta sonu kaçamağı yapamazlar. Bırakın Abant’ı, Safranbolu’yu, Assos’u falan gezmeyi, yakınlarını görmek için memleketlerine dahi gidemezler.

Ufak kaçışlar ve küçücük gitmeler yapmak, Pakize Suda’nın dediği gibi, kaymak tabakasına mahsus bir lükstür. Ancak üst-orta gelir grubuna mensup zenginler canları istedikleri zaman, hiç trafiğe takılmadan, bir yerlere gidip bol etiketli Instagram paylaşımı yapabilirler. Dolayısıyla Hürriyet’in Kelebek ekinde gördüğünüz “Şehrin stresinden kurtulmak için hafta sonları gidilebileceğiniz 21 yer” gibi listeler Türkiye nüfusunun taş çatlasın yüzde 5’ine hitap eder. Geriye kalanlar ise bu gezmeleri yılın sadece iki haftasında, Kurban ve Ramazan bayramlarında yapabilirler.

Demem o ki “bayram trafiği,” aslında kaymak tabakasının her zaman yaptığı seyahatleri bütün işçiler aynı anda yapmaya kalkınca ortaya çıkan bir sorundur. Yollar, köprüler, gişeler viyadükler tıkanır; kazalarda yüzlerce insan can verir… Çünkü liberal züppelerin çok bayıldığı bu kapitalist düzen herkes gezsin, herkes eğlensin, herkes güzel yaşasın diye değil toplumun çok küçük bir kesimi sefa sürsün diye tasarlanmıştır. Şehirler, yollar, havaalanları, plajlar, restoranlar, tiyatrolar, konser salonları hep zenginlerin alım gücüne, onların yaşam tarzına göre planlanır.

Zaten dikkat ederseniz bayram trafiğinden en çok üst-orta gelir grubundaki beyaz yakalılar şikâyet eder. Bayram trafiğinde eski model ucuz arabalar kullanan dar gelirliler genelde çileyi tiye alarak sırıtırlarken, lüks araçlardakilerin yüzlerinde ciddi bir sinir vardır. Paralarıyla rezil olduklarını hissederler. Onlara göre, her hafta sonu gittikleri yerlere bayram tatilinde gidemiyor olmalarının sebebi memleketlerine giden köylü yığınlardır.

Yıllar evvel, ücretli olduğu için sadece zengin züppelerin faydalanabildiği bir plaj halka açılınca ülkem gazeteleri “halk plaja akın etti, vatandaş denize giremiyor” diye manşet atmışlardı hatırlarsanız. Aynı şey. Şimdi de her bayram “halk” memleketine gitmek için yollara akın ettiğinden “vatandaş” gezmesine gidemiyor…

Zenginin lüksü fukaranın sefaleti üzerine kuruludur. Bu düzende sefa, zengine helâl garibana haramdır. Herkesin, her hafta sonu, kaliteli bir hayat yaşaması kapitalist sistemin mantığına aykırıdır. Yılda zaten var birkaç gün tatiliniz, onun da yarısı yollarda geçiyor. Siz iyisi mi şehre dönüş trafiğinde kafanıza bir huni takın, hiç şerit değiştirmeden düz devam edin…

En Çok Okunan Haberler