Hasta adam

Hasta Adam” ifadesini ‘bir ülke için ilk kez’ Rus Çarı I. Nikolay, art arda gelen savaşlar nedeni ile toprak kaybeden ve Avrupa’nın ekonomik denetimine giren Osmanlı İmparatorluğu için kullandı. Nikolay’ın 9 Ocak 1853’te, Rusya, St. Petersburg’da sarf ettiği sözler tam olarak şöyleydi: “Kollarımız arasında, hasta, ağır hasta bir adam var.” Tanım, 12 Mayıs 1860’ta The New York Times’ta yer buldu. Osmanlı İmparatorluğu; I. Dünya Savaşı yıllarında bu deyimle küçümsendi.

Bir kez daha

Yıllar sonra, Avrupa’nın Türkiye’yi bir kez daha “Hasta Adam” olarak adlandırması, AKP iktidarı yıllarına denk geldi. Robert Pollock’un, The Wall Street Journal’daki, 16 Şubat 2005 tarihli makalesi, “Yeniden Hasta Adam” başlığı ile yayımlandı. 2015’te, İngiliz Times gazetesinde Roger Boyes imzasıyla çıkan analizde de Türkiye’den ‘Avrupa’nın hasta adamı’ olarak söz edildi.

2016’da Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zararova, Türkiye’nin Suriye politikasını sert dille eleştirirken bir kez daha aynı deyimi tekrarladı. Yine aynı yıl, İtalya’nın en önemli sermaye kuruluşu Confindustria’nın yayın organı “Il Sole 24 Ore” gazetesinin Ortadoğu uzmanı Alberto Negri; “Türkiye müşahade altındaki bir hasta” diye yazdı. 2017’nin yılbaşı gecesi İstanbul Reina’daki gece kulübüne düzenlenen ve 39 kişinin yaşamını kaybetmesine neden olan IŞİD katliamının ardından, Daily Telegraph ise; “Türkiye Osmanlı dönemindeki gibi bir hasta adamdır artık” diye yazdı.

Hem ABD hem Avrupa

Ne yazık ki dış basın da Avrupa ve Amerika siyasetçisi de Türkiye’ye yeniden bu pencereden bakmaktan çekinmiyor. Üstelik, “Hasta Adam” betimlemesi laftan çıkıp, hızla ete kemiğe bürünüyor. İçinde bulunduğumuz günleri anlatan iki önemli örnek var.

Amerika’da Rahip Andrew Craig Brunson’un ev hapsi ile başlayan kriz, heyetler arası temaslarla çözülmeye çalışılıyor. Fakat rahip krizinin ötesindeki meseleleri görmemek olanaksız. ABD tarafında, yaptırımlar, ambargolar konuşuluyor. Tartışılmaya değer bir başka önemli konu; Birleşmiş Milletler’in (BM) ‘İdlib’ çağrısı.

Cihatçılar meselesi: Sizin sorununuz!

BM Suriye Danışmanı Jan Egeland, Suriye’nin İdlib’te savaş çıkması durumunda Türkiye’den sınırlarını açmasını ve kaçan sivilleri kabul etmesini talep edeceklerini duyurdu. Bu İdi̇lib’den Hatay’a girecek binlerce cihatçı ve ailesi demek. Nüfusunun yarısı Alevi olan Hatay’ın başına gelecek ve Türkiye’yi etkileyecek bir gelişme.

İçeride üzüntü, dışarıda kaygı

Köprüler, yollar çöküyor, toplum sel suları ile boğuşuyor. Ekonomi çöküyor, halk yoksullukla uğraşıyor. Akıl çöküyor, ülke 21. yüzyılın ortasında inanılması olanaksız yöntemleri tartışıyor. İçeriden, hastalanmış Türkiye’yi izlemek tatsız. Hem aklını, hem bedenini hem de ruhunu kaybetmiş bir ülke resmi var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sarf ettiği sözlerde bile bunu görebilmek mümkün: “Onların doları varsa, bizim Allahımız var!” Avrupa ve Amerika tarafından uygulanan 5. dünya ülkesi muamelesi tavrına tanık olmak ise kaygı verici.

Masallarla gerçekler

Maalesef Türkiye direnen, dik duran, eğilmeyen bir ülke değil, her yönüyle sadece iktidar ve temsilcilerinin bekası için her şeyi vermeye hazır bir ülke artık. İçeriye anlatılan masallar, dışarıdaki gereklerle çelişkili.

Demokrasi ve insan hakları sıfır notasında. Eğitim, kültür sosyal yaşam çağın gerisinde, toplumsal barış ve uzlaşı yok. Dış politika yıllardır hayal aleminden bir arpa boyu ileriye gidemedi. Sonunda ve sonuç olarak ekonomi de çöktü.

Abdülhamid’in yalnızlığı mı ülkenin felaketi mi?

Bir kez daha, yıllardır yapılan “Abdülhamid-Erdoğan” benzetmesini anımsatalım. Gerçekten de benzerlik büyük!

II. Abdülhamid, 622 senelik Osmanlı tarihinde en çok toprak kaybeden padişah oldu. Türkiye’nin iki katına denk düşen 1 milyon 592 bin 808 kilometre kare yitirildi. Öte yandan Abdülhamid zamanda Galata bankerlerinden alınan paralarla, devletin en sağlam gelirleri adeta yok pahasına ipotek edildi. Fakat Sultan henüz şehzadeliğinde tanıştığı danışman-tefeciler sayesinde servetini arttırarak, Osmanlı Bankası ile birlikte Deutsche Bank, Swissbank, Kredi Lione isimli yabancı bankalarda tuttu. Koca bir imparatorluk borç batağında boğulup gitti. Abdülhamid’in yalnızlığı ve Erdoğan’a benzerliği… ‘Mazlum, mahsun, gerçekdışı bir öykü değil, 100 yıllık bir ülkenin yalnızlığa ve felakete sürüklenişi daha çok.

Ülke baba malı değil

Evet Türkiye hasta adam. Her yanıyla çöken bir ülkenin makul tanımı bu. Erdoğan’a da, kendilerini ülkenin tek sahibi sanma arsızlığına kapılmış yandaşlarına da bağırarak gerçeğin anımsatılması gereken bir noktadayız. Bu ülke kimsenin tapulu malı değil! Erdoğan’a da dedesi Bakatalı Tayyip Efendi’den ya da babası Ahmet Bey’den miras kalmadı.

Artık akıl başta gerek!

En Çok Okunan Haberler