Havaalanı güvenliği nereye kadar

Uzun süredir yazmak istediğim konulardan biri abartılan güvenlik meselesi. Özellikle de havaalanı güvenliği. Pek çoğumuz için o kadar önemli görünmeyen bu mesele her yıl defalarca iş ve tatil nedeniyle yurtdışına çıkmak zorunda kalanlar için gittikçe katlanılması zor bir eziyet haline geldi.

Geçtiğimiz haftalarda İngiliz Havacılık kurumunun yöneticilerinden biri buna isyan edince bir anda biraz kıpırdanma oldu ancak arkası henüz gelmedi. Ancak genel kanı bu işin abartıldığı yönünde. George Orwell bile bu kadarını hayal edemezdi. İnsan ister istemez komplo teorileri kurmaya başlıyor acaba bunun arkasında bir bit yeniği var mı diye.

Havacılık şirketlerinin kaygısı anlaşılır. Çünkü İngiltere, özellikle de Heathrow tam bir işkencehaneye dönüştü.

Pek çok insan, ben dahil mecbur kalmadıkça Heatrow’u kullanmaktan kaçınıyoruz ancak tamamen kurtulmak imkansız. Ne zaman bir yere gidecek olsam, havaalanında beklerken insanlarla konuşup ağızlarını arıyorum ne düşünüyorlar diye. Hani sadece ben mi aşırı tepki veriyorum yoksa cümleten bu eziyetten şikayetçi miyiz? Şimdilik ikinci ihtimal daha kuvvetli görünüyor.

Her vukuattan sonra – daha doğrusu her vukuat olasılığı haberinden sonra yeni bir güvenlik tedbiri ortaya atılıyor ve akabinde uygulamaya geçiliyor. Pratikte işin saçmalığı ortada. Havaalanına gidiyorsunuz ve en az üç kez aynı saçma sapan sorularla muhatap oluyorsunuz.

Bavulunuzu kendiniz mi yaptınız? Sanki terörist denilen uzaylılar bavullarını hep başkalarına hazırlatıyorlar, ya da başkalarının bavullarına bombalar yerleştiriyorlar! Bunun herhangi bir kanıtı var mı? Böyle bir vukuat mı olmuş?

Diyelim ki bu bir terörist ve bavulunu kendi hazırlamadı ya da başka saşma sapan bir senaryo oldu. Ne olacak? Mahkemeye çıkarıp sonra ayıplayacak mısınız; hımm bak kendim hazırladım demişsiniz ama öyle değilmiş içinden bomba çıktı! Ya da ‘hayır benim haberim yok bavulumdaki bombadan’ diyenlere karşı bir tedbir midir bu? Bir de “El çantanızda kesici, patlayıcı alet var mı?” Bu Amerika’nın vize başvurularında sorduğu sorulara benziyor: “Herhangi bir terör örgütüyle ilişkiniz var mı?” Ne bekliyorlar çok merak ediyorum. Usame Bin Ladin’in adamlarını mahkemeye çıkarıp “aa bize yalan söylemişsiniz” diyerek yalancılıktan hapse mi atacaksınız?

Onlarca görüntüleme cihazından geçirdiğiniz adamların bavullarında daha merak ettiğiniz ne var ben de merak ediyorum.

Bir de şu 100 ml sıvı kuralı. Sanki 11 Eylül saldırısından asıl mesele küçük bir pet şişe suydu “terör” sebebi. Sevgili biliminsanı kardeşlerimizden çok rica ediyorum şu bir bardak sudan hidrojen bombası yapımını, ruj bombası yapımını, el kremi bombası yapımını bir izah etsinler de içimiz rahatlasın. Çünkü bunun nasıl olacağını hiç anlamış değilim. Belki benim cehaletim ama öğrenmeye hazırım.

Bütün bu güvenlik tedbirleri beni ve pek çok kişiyi fena halde terörize ediyor. Şimdi kim terörist sizce?

Bunca güvenlik tedbirinin becerdiği tek şey insanların güvenlik hissini yok ederek bir korku ve terör ortamı yaratmaktan öte değil. Sorulması gereken bir sürü sor var. Örneğin neden trenleri ve otobüsleri aynı şekilde önemsemiyoruz?

Daha önce bahsetmişimdir, Londra’da evinizden çıkarsanız günde ortalama olarak 300 kameraya yakalanıyorsunuz. Her yerde onlarca video kamera var. Okulda koridorlarda bahçede, parklarda, caddelerde... Henüz sınıflara ve ofislere girmedi – en azından biz bilmiyoruz. Daha ne kadar gözetlenebilir ve kontrol edilebiliriz?

Hepimize zaten bir veya daha fazla çip yerleştirilmiş: kalbimize ya da başka bir tarafımıza yakın taşıyoruz cep telefonlarımızı. Cabası heryere giriş için elektronik kartlarımız var. Alışverişlerimizin çoğunu kartla yapıyoruz. Metroya iniş çıkışımız yine kartlarla kayıtlı. Daha mı güvende hissediyoruz kendimizi? Hiç sanmıyorum. Hele demokratik refleksleri ve hesap verilebilirliğin daha düşük olduğu ülkelerde devlete karşı güvenliğimizi düşünürsek halimiz harap.

İyi pazarlar ve bol şanslar

En Çok Okunan Haberler