‘Hayatta kolektif bilgelikler üretebiliriz’

Doğuş Sarpkaya

2000’li yıllar öykücülüğü içinde kendi yolunu bulabilmiş, üretken yazarlarımızdan biri Ahmet Büke. Anne babası ayrılmanın eşiğinde olan ve yaz tatili için memlekete, Maya Hala’nın yanına gönderilen bir kız çocuğunun hikâyesini anlattığı son kitabı Gökçe’nin Yolu geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Ahmet Büke ile son kitabını, teknoloji ve ilerleme coşkusunu ve doğaya dönüşün mümkün olup olamayacağını konuştuk.

► Son dönemde verimli bir süreçten geçiyorsun sanki: Çocuk kitaplarından sonra, ‘ilk gençlik romanın’ Gökçe’nin Yolu da çıktı. Klişe bir soru ile başlayayım: Çocuklara ve gençlere yönelik yazarken nelere dikkat ediyorsun?
Özellikle bir şeye dikkat etmiyorum aslında. Çünkü edebiyatın yazmak ile olan kısmıyla planlı-programlı, ölçerek, tartarak pek bir ilişki kuramıyorum. Daha çok içgüdülerimle, hislerimle yol alıyorum. Çocuklara, gençlere yönelik yazarken de kendimi metne bırakıyorum ama elbette kimler için yazdığım hep aklımın bir kenarında duruyor. İyi bir gözlemci sayarım kendimi. Epey süredir yakınımdaki çocukları, gençleri uzun uzun dinliyorum, onları anlamaya çalışıyorum. Bir de sık sık çocukluğumu düşünüyorum, artık veda ettiğim gençlik hallerimi hafızamdan geri çağırıyorum. Elbette başka bir çağda yaşıyorum şimdi ama bazı davranış, düşünme kodları hep aynı kalıyor.

► Gökçe’nin yolu, senin yazı serüveninin bir yansıması gibi. Yazınındaki nostaljik ton bu kitabında da koruğunu söyleyebilir miyiz?
Aslında bu kitabının bir nostalji duygusuna dayandığını söyleyemem. Aksine tam da bu günlere ait bir öykü anlatmak istedim. Daha doğrusu kahramanın yaşadığı duygular, bununla birlikte onu çevreleyen, onun sonunda dövüşmek zorunda kaldığı sorunlar daha çok bugünlere ait gibi geliyor bana. Ya da bu zamanlarda onları o yaş grubu daha şiddetle, yaygınlıkla yaşıyor. Ama Gökçe’nin olgunlaşmasını, büyümesini sağlayan evren biraz mistik, şu yaşadığı zamandan bağımsız biraz da.

Bu kitap bir döngünün öyküsü
► Bir de doğaya dönüş hikâyesi sanki bu. Maya Hala doğayla bütünleşen eski insanlardan ve Gökçe’ye bunu öğretiyor. Daha doğrusu Gökçe’nin kendi kendine öğrenmesini sağlıyor sanki…

Aslında bana kalırsa, doğaya dönüşten ziyade bir döngünün öyküsü bu kitap. Bir gün evden ayrılıp yola çıkarsınız sonra yine eve dönersiniz. Ama basit bir dönüş değildir bu. Çıktığınız yolculuk sizi dönüştürmüştür. Aynı eve başka birisi olarak dönersiniz. Gökçe bu zoraki yolculuktaki kısır olmayan o döngüsünü büyümüş, olgunlaşmış olarak tamamlıyor.

► Maya Hala karakterini yaratırken, “günümüzde böyle bir insan, böyle bir bilgelik biçimi yaşamaya devam ediyor mudur?” sorusu geçti mi aklından?
Bir arkadaşım, “Bu çağda artık dervişlik olmaz çünkü hücrende tefekkür edecekken sürekli whatsapp mesajı gelir,” demişti. Teknoloji geri düşüşsüzce hayatlarımızı biçimlendirdi artık. Eskiden deliler, dervişler, bilgeler sokaktaydı. Şimdi hastanelere kapatılırlar herhalde bildik anlamlarıyla kalsalar. Ama belki yeni fırsatlarımız var. Ağlarda ve hayatta yan yana gelerek birbirine bağlı, etkileşimli yan yana ortak, kolektif bilgelikler üretebiliriz. Bütünün uyumlu, uyumsuz parçaları olabiliriz yine de. Zaten kitaptaki Maya Hala’nın bilgeliği de aslında kurdun, geyiğin, ağacın, Ayhan’ın, Ilduz Ananın, Aşık Veysel’in hatta Avcı Temur’un bütününden oluşuyor. Yörükler dişi deve yavrusuna Maya derler. Yörük kadınları da kız çocuklarını, “Benim güzel Mayam” diye severler. Bilgelik bilginin mayalanmasıdır ve dönüştürür. Süt maya ile yoğurt olur artık süt değildir.

► Teknoloji ve “ilerleme” coşkusu bu kadar egemen olmuşken insanın doğaya dönmesi mümkün mü sence?
Çocukluğum kırlık bir yerde, doğayla doğrudan bir ilişki içinde geçti. Şimdi doğduğum yere gittiğimde orasını öyle bulmuyorum sadece benim değişmemle ilgili değil bu. Oradaki çocuklar da benim çocukluğumdaki gibi yaşamıyor. Doğa ile artık ne kadar istersek o kadar değil de mümkün olduğunca bütünleşik yaşayabiliriz.

Her zaman imkân var…
► Gökçe bir boşanma öncesinde Maya Hala’nın yanına gidiyor. Bir tarafta bölünen bir yaşam, diğer tarafta doğayla bütünleşme var. Bunlar arasında bir karşıtlık kurduğunu düşünebilir miyiz?
Bu kitapta doğayı bir metafor olarak kullandım aslında. Bölünen, parçalanan hayatlara sahip çocukların, yetişkinlerin önünde her zaman olduğu gibi yine bir imkân var: Kendi yolunu bulmak, arzularının, hayallerinin peşinden gitmek, ölümlülük hakikatinin ağırlığının karşısına anlamlı bir hayat yaşamayı koymak gibi. Modern hayatın kaybolmuşluğu içinde yine kendimize, sevdiklerimize, bizi biz yapan değerlere, iyi şeylere sarılarak yani hepsinin bütününü toplayan “kalbimize” elimizi basarak yaşamak. Düşsek de illa, mutlaka kalkmak. Yanımızda düşene el vermek, uğruna yürüdüğümüz şeylerin bize verdiği cesareti, yol göstericiliğini kabul etmek gibi...

► Gökçe’nin büyüme hikâyesini okuyoruz aynı zamanda. Büyüme dediğimiz şey senin için ne ifade ediyor.
Bunu çok bilmiyorum açıkçası çünkü bu yaşta hâlâ büyüdüğümü hissediyorum.

En Çok Okunan Haberler