‘Hepimiz emekçiyiz’ deme zamanı

Tekel işçilerine yapılan insanlık dışı saldırıyı hep birlikte izledik. O dehşet anının fotoğrafları ve görüntüleri yüreği emekten yana olanları allak bullak etmiş durumda. Yaşadığımız üzüntüden daha da acısı bu görüntülerin artık kanıksanmış olması. Bu görüntülere her gün ne yazık ki bir yenisi ekleniyor. Çok da uzağa gitmek gerekmiyor. Son iki yıldır 1 Mayıs’da yaşananlar, bu yılki İstanbul’daki IMF-Dünya Bankası yıllık toplantısında olanlar, yine bu yılki KESK ve Kamu-Sen’in uyarı grevinde görülenler bir sonrasında olacakların adeta habercisi gibiydi. Nitekim benzeri görüntüler birbiri ardına gelmeye devam etti ve ediyor.
Bu görüntüler AKP hükümetinin nasıl bir emek düşmanlığı içinde olduğunu çok açık bir şekilde ortaya çıkarıyor. Bu yapılanlar düşmanlığın dayak faslı. Ama AKP hükümetinin emek düşmanlığı dayakla sınırlı değil.
İşte size son icraatlardan çarpıcı örnekler:
»Sosyal güvenlik haklarına köklü tırpan yapılması.
»Tüm tedavi harcamalarında hasta katkı payı arttırılması.
»Kriz bahane edilerek işten çıkarılan işçilerin işten çıkarılması karşısında sessiz kalınılması.
»Memurların grevli toplusözleşme hak talepleri karşısında gerekli yasal düzenlemenin yapılmaması.
»Danıştayın “sendikal kararla işe gelmemeyi geçerli bir mazeret sayan” kararına rağmen, hukuk ayaklar altına alınarak, uyarı grevine katılan bazı memurların açığa alınması.
»İşyerlerinde sağlık ve güvenlik önlemlerinin savsaklanması (Tuzla tersaneleri ve son kazanın yaşandığı maden işletmesi örneğinde olduğu gibi)
Bunlar daha da çoğaltılabilir. Tüm bu örnekler ve olgular gösteriyor ki, AKP hükümeti işçi sınıfına karşı topyekün bir saldırı içerisindedir. Bugüne kadar gelişmeler, emekçilerin ve örgütlerinin bu saldırıyı tek başına püskürtmelerinin mümkün olmadığını gösteriyor. Başarılı olunmak isteniyorsa, geniş halk yığınlarının emekçiye empati duyması ve onun mücadelesine destek vermesi gerekiyor. Halkımız yedi şehit askerimiz için nasıl tepki gösterip sokağa dökülüyorsa, benzer bir tutumu ölen 19 maden işçisi içinde göstermelidir.
Bugün bu mücadeleye destek vermeyenler ve hatta bırakınız desteği köstek olmaya çalışanlar şunu unutmasınlar ki, kendilerinin hak mücadelesi söz konusu olduğunda yanlarında kimseyi bulamayacaklardır. Cumhuriyet’ten sevgili Deniz Som’un köşesinde her hafta yinelediği bilinen bir anekdotu hatırlatmakta yarar görüyoruz.
Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller günlüğünde şunları yazıyor: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

En Çok Okunan Haberler
  • “Negri,Agnoli ve Anti-Parlamentarizm” başlıklı yazımda (BirGün, 13 Eylül 2011) çok kısa da olsa Agnoli’nin devlet ve
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil
  • “İçeride devlet bakıyor” denir hep. Mahpuslara elektrik faturalarının bile ödetildiği bilinmez.
  • Mehmet Emin ÖZBEY   Doğu Anadolu bölgesindeki sosyal yapının değişmez unsuru hatta başrol oyuncusu olan aşiretlerin en